Diyorsun ki, sen git buralardan, nasıl gideyim? Toprağım olmuş buralar benim, ha şu yeşil ağacın dalı, şu karşımızdaki parkın bankı, Gülhane'nin ağaçları, Sirkeci'den kalkan tramvay? Kolay mı sanırsın buradan çekip gitmeyi, kendini bağladığın yerden düğümleri çözmeyi?
Çocukken evimiz ayva ağaçlarına bitişikti, damın üstü tezek doluydu. Yazlar sıcak geçince anamla babam çatıya çıkarırdı tezekleri. Bütün gün öğle güneşinin altında oturur, arada koyunlara göz kulak olurdum. Karşı köyün çerçisinden bir kitap aldıydım biriktirdiğim paralarla. Şalvarımın içinde saklardım anam babam görmesin diye. Böyle renkli renkli resimler vardı içinde. Bir çocuğun hayatını anlatırdı kitap, pek akıllı bir çocuğun. Böyle şehir yeri, anası babası var yanında. Yemek yapıyorlar, sinemaya gidiyorlar, tatile çıkıyorlar. Benim tatilim otlaktı, dağdı, bayırdı. Bir gün derdim, ulan bir gün sen de böyle tatillere çıkacaksın, o zaman hiçbir yerin tezek kokmayacak. Banyo yapacaksın sıcak suyun altında. Hayallere dalardım yani, oğlan çocukları kendi aralarında hep bunları konuşurdu. Anlatan oldu muydu bir şehir yeri hikayesi, ağzımız ay çöreği gibi açık dinlerdik. Sonra büyüdük de geldik işte buralara. Gidemem, gidemem dedim ya demin, gelmek de gitmek de ne kadar kolay diye düşündüm bir yandan. Gelen insan niye gidemesin, ölen insan niye dirilmesin. Her şey geçti de şu tezek kokusu burnumdan silinmedi bir türlü.
Ben şehir yeri tezek kokmaz sanırdım.
Sizin oralar da tezek kokuyor mu kardeş?
18 Aralık 2017 Pazartesi
Kaşıkadası'nda
"Bu iyi, sıhhatli, temiz ve küçük insanların uykusu bambaşka bir şey, şimdi hatırlıyorum da... Uyuyanın iyi, güzel, dinlendirici dünyasına, seyreden agah gibidir."
Sait Faik Abasıyanık
Şahmerdan
Sait Faik Abasıyanık
Şahmerdan
Etiketler:
abasıyanık,
alıntı,
edebiyatı,
faik,
kaşıkadası'nda,
öykü,
öyküleri,
sait,
şahmerdan,
Türk
16 Aralık 2017 Cumartesi
Doğan nedir?
Bambaşka biri haline büründü. Oysa daha anlayışlı olmasını beklerdim, öyleydi, anlayışlıydı. Karşısındaki insanları kırmazdı, nazikti. Sonra onda bir şeyler kırıldı, kırdı pek çok. Belki farkına varmadı belki de bile isteye yaptı. İnsan neden değişir, neden dirilir durduk yere, üzerimizde ölü toprağı. Sonra yaşam tekrar eski haline döndü, bir mücadeleye dönüştü her şey.
İnsan aşıyor, duruyor, düşünüyor, çoğu zaman düşünmüyor. İçinden çıkmak istediği neydi, bilemiyorum. Ben dahil pek çok şeyin içinden çıkmak istediği belliydi. İç gizlese de yolunda gitmeyen şeyler kendini belli ediyor bir çabuk. O farklı bir nehrin su döngüsüne katıldı, ben gökten yağmayı tercih ettim suya karışmak için. Biri toprak, biri gök oldu. Kimi olaylar olağan geldi, kimini ise hiç beceremedik. Bir o baki kaldı, o hali. Bir ben baki kaldım, kendi halim.
İnsan aşıyor, duruyor, düşünüyor, çoğu zaman düşünmüyor. İçinden çıkmak istediği neydi, bilemiyorum. Ben dahil pek çok şeyin içinden çıkmak istediği belliydi. İç gizlese de yolunda gitmeyen şeyler kendini belli ediyor bir çabuk. O farklı bir nehrin su döngüsüne katıldı, ben gökten yağmayı tercih ettim suya karışmak için. Biri toprak, biri gök oldu. Kimi olaylar olağan geldi, kimini ise hiç beceremedik. Bir o baki kaldı, o hali. Bir ben baki kaldım, kendi halim.
15 Aralık 2017 Cuma
George A. Bournoutian: Ermeni Tarihi

Bazı tarihlerin, bazı vakaların üzerini kapatıyoruz bile isteye. İsimlendirmeler, şekiller ve yaşanan acılar üzerinden oluşturulmaya çalışılan birtakım vaziyetler... Hepsi yorucu, hepsi tüketici. Ece Temelkuran'ın "Ağrı'nın Derinliği" adlı yapıtında bahsettiği gibi, tüm mesele hikayeleri sandıklarından çıkarmak ile hallolacak gibi. Şahsi olarak buna inanıyorum.
Küçüklüğümden beri Ermeni kültürüne karşı bir merakım var. Eurovision'a olan ilgim ile birlikte pekişti bu durum. Ermenistan'ın Eurovision şarkılarını çok beğenirim. Ben büyüdükçe merakım da büyüdü. Önce Sayat Nova ile tanıştım. Ardından Tigran Hamasyan ile kendi duygularımı keşfettim. Aya İrini Kilisesinde verdiği konserde büyülendim, Aras ve Kura nehirleri arasında renkli bir masala yerleştim.
Sosyal Bilgiler Öğretmenliği lisans ve Tarih Öğretmenliği yüksek lisans programlarını tamamlamam ile birlikte bu durum boyut değiştirdi ve daha da derinleşti. Yalnızca Ermenistan'a değil Anadolu'nun kadim milletlerine karşı da ilgi duymaya başladım.
Aras Yayıncılık tarafından özenle basılan, George A. Bournoutian'ın kaleme almış olduğu "Ermeni Tarihi" adlı kitabı okumaya başladım bugün. Epey de ilerledim. Ermeni tarihini merak eden herkes için derli toplu bir kaynak mahiyetinde. Çevirisi muazzam. Kronolojik bir sıra izleyen kitap, tarih yazımı için de yeni bir bakış açısı geliştiriyor. Ermeni tarihi ile ilgili Türkçe kaynak bulmak oldukça zor. Bu alana ilgi duyan okuyucular için tavsiyede bulunmak üzere bu yazıyı kaleme almak istedim. Kitabın bitiminde yer alan zaman çizelgeleri ve haritalar da özenle oluşturulmuş.
Gelecek planlarım arasında Ani Harabelerine gitmek var. Böylece kişisel yolculuğumu doruk noktasına çıkartmış olacağım. Dilerim en kısa zamanda bu planım gerçekleşir.
Etiketler:
aras,
bakış,
bir,
bournoutian,
ermeni,
ermenistan,
george,
halkının,
kısa,
kültür,
kültürü,
tarih,
tarihi,
tarihine,
yayıncılık
14 Aralık 2017 Perşembe
Pazar
Annem cuma günleri pazara çıkar, bizim semtte kurulan pazara. Turşusundan pekmezine kadar her şey var bizim pazarımızda. Küçüklüğümden beri haftalık alışverişlerimizi pazardan yaparız. Zeytin, peynir, çökelek, tereyağı, ekmek. Aklınıza gelebilecek her şeyin en güzelleri pazardadır. Bazen yeni otlar, yeni sebzeler getirirler. Annem satıcılardan en ince ayrıntısına kadar öğrenir yemek tariflerini. Zeytinyağını da oradan alırız biz. Sabah kahvaltısında üzerine kekik döküp ekmek banarız.
Sıcak bir havası vardır sonra pazarların. Marketlerin soğukluğu yoktur orada, "süper" gibi sıfatları da yoktur pazarların. Sizden, bizden insanlar vardır. Onlar dediklerimiz yoktur. Kimse "onlar" değildir orada.
Mesela hiç taze fasulye turşusu aldınız mı pazardan? Sabah yumurta ile tavada kavurup yediniz mi? Annem çok güzel yapar, parmaklarımızı yeriz.
Pazarın olduğu günler hep bir telaş vardır iki kişilik evimizde. Annem elinde pazar arabası yorgun argın gelir. Ama sevinçlidir, sebzelerin meyvelerin en güzellerini almıştır. Hurma da almıştır, bereket getirsin diye cüzdanına koyar hurma çekirdeğinin birini. Sonra ben bir türk kahvesi yaparım, annemin bütün yorgunluğu gider. İkinci fincana hiç köpük kalmaz, köpüklüsünü anneme veririm kahvenin.
Cuma günleri böyle devrilir, akşam da oturup çay demlenir. İlle yanına un kurabiyesi gerekmez, sohbet edilir. Eskilerden bahseder annem, eskilerin geleneklerinden. Sofralarından, kış hazırlıklarından, tarhanalardan, kuru nanelerden.
Uyku bastırır, tatlı bir yorgunluk uykusudur. Güzel meyvelerin arasında uykuya dalarız, sebzelerin yeşilleri arasında rüyalar görürüz.
Sıcak bir havası vardır sonra pazarların. Marketlerin soğukluğu yoktur orada, "süper" gibi sıfatları da yoktur pazarların. Sizden, bizden insanlar vardır. Onlar dediklerimiz yoktur. Kimse "onlar" değildir orada.
Mesela hiç taze fasulye turşusu aldınız mı pazardan? Sabah yumurta ile tavada kavurup yediniz mi? Annem çok güzel yapar, parmaklarımızı yeriz.
Pazarın olduğu günler hep bir telaş vardır iki kişilik evimizde. Annem elinde pazar arabası yorgun argın gelir. Ama sevinçlidir, sebzelerin meyvelerin en güzellerini almıştır. Hurma da almıştır, bereket getirsin diye cüzdanına koyar hurma çekirdeğinin birini. Sonra ben bir türk kahvesi yaparım, annemin bütün yorgunluğu gider. İkinci fincana hiç köpük kalmaz, köpüklüsünü anneme veririm kahvenin.
Cuma günleri böyle devrilir, akşam da oturup çay demlenir. İlle yanına un kurabiyesi gerekmez, sohbet edilir. Eskilerden bahseder annem, eskilerin geleneklerinden. Sofralarından, kış hazırlıklarından, tarhanalardan, kuru nanelerden.
Uyku bastırır, tatlı bir yorgunluk uykusudur. Güzel meyvelerin arasında uykuya dalarız, sebzelerin yeşilleri arasında rüyalar görürüz.
13 Aralık 2017 Çarşamba
Oğlan
Bitişikteki odada yatıyor. Dün gece elinde eskimiş, ahşap bir valizle geldi. Üstü başı perişan, halinde bir bityeniği var. Saçları ensesinde kıvırcıklaşmış, üç beş günlük sakal çenesinin altında. Gözleri şiş şiş, üç beş gün uyumamış belli. Ama bir ışıltısı da var, boyu posu yerinde. Gözleri kahverengi olmalı, teni solgun, esmer neredeyse. Kazan dairesinden yukarı seslendim de duymadı, sabah kahvaltıya gelir sandım gelmedi. Kapısını da açmadı gün boyu, tedirgin oldum. Çarşafların değişmesi gerek, Nuriye'yi de yolladım yukarı, çıt yok. Bu oğlan kendine bir şey yapmış olmasın!
9 Aralık 2017 Cumartesi
Kara Şövalye
Kara şövalye resmi geçitte. Başında zincirden bir halka, ellerinde deri eldivenler dirseğine kadar uzanan. Yüzüne gölge düşmüş, kalkık kaşları bir isyanın habercisi. Kim şövalye olmak ister? Üzerinde bilmem kaç kilo zırhı ile atının üstünde, nalların seslerine karışmış cesareti. Yeşil adam köşesine çekilmiş, kerpiç evinin soğuk duvarlarını ısıtmaya çalışıyor. Elinde metal bir tas, çorba taşmak üzere. Buğunun sarınacağı bir cam yok, gözyaşları tedavülden kalkmış. Ağarmış sakallarının, yırtık kazağının altında buruşmuş et. Dilsizin gözü masada duran şeker kavanozunda, rengarenk. İpler salınmış damın üzerinden, kendini asacak birilerini beklemede.
6 Aralık 2017 Çarşamba
Varsıl, Yoksul Adım
Sanki yaşaman gereken her şeyi yaşamışsın, bunca genç yaşında üstelik. Baştan ayağa her yanın dolup taşmış hayatın nimetleri ile, tanışmadığın insan, gezmediğin yer kalmamış. Kalmış olsa da neye yarar, kalmışla kalmamışın arasındaki fark nedir? Tüm ömrünü bulunduğu şehirde, yaşadığı çatının altında geçirenle her yeri gezip görmüş olan arasındaki fark ölünce de devam eder mi? Dirlik, düzen, ölünce de alıştığımız gibi mi? Mesela varsıl ölünce de varsıl, yoksul ölünce de yoksul mu?
Aradaki adamın da adı Hulusi, kadının da Mülkiye. Çocukları var, Naci ile Zülfiye. Hangisi varsıl, hangisi yoksul? Derhal ayırt edilip, biline.
Aradaki adamın da adı Hulusi, kadının da Mülkiye. Çocukları var, Naci ile Zülfiye. Hangisi varsıl, hangisi yoksul? Derhal ayırt edilip, biline.
5 Aralık 2017 Salı
İnsan, Başından Beri
Bir ses var içimde, gün içerisinde onunla konuşuyorum. Okul koridorları boyunca gidip geliyorum, volta atmaktan farksız, tavandan üzerime çarpan beyaz ışıklar rahatsız edici geliyor. Nedense yaşadığım her şey tüm bu vakitlerde zihnimde deviniyor, bir gece yarısını geçince. Yeşil perdesini sonuna kadar sımsıkı kapadığım odamın küçüklüğü hoşuma gidiyor.
Pek değerli hayatlarınız var, üstünüz başınız çok önemli, sakal moda olmadan evvel asla birkaç günlük sakalla dolaşamazdınız. İri fitilli bol paça kadife pantolon giymeyi bıraktığınız yıl oldu, şapka takma adabından dedeniz bile vazgeçmişti. Bayramlarda, doğum günü kutlamalarında babanıza deri ceket, annenize çiçek satan internet sitelerinden güller aldınız. Mutlu ettiniz, mutluluk dediğiniz şeyi bir nesneye devşirdiniz. Nesneler mutlu olmaya başladı. Siz?
Geçen yaz tatile gittiniz, güneş kremlerini boca ettiniz hafiften bronzlaşmaya başlayan teninize. Biraz içki yudumladınız, bazı geceler diskolarda sabahladınız, stresli bir işiniz vardı, heyulası bitmeyen dakikaları süpürmekte idiniz. Yıllık izninizde çocuklarınızla ıssız bir ormana pikniğe gittiniz. Yiyeceklerinizi plastik kapların içine koydunuz, sigara böreğine batırdığınız plastik çatalın ucu kırıldı.
Ne tuhaf insan zihni, ininde barındırdığı şeylerden bir haber, haberi bile olmayan yollara birer yolcu imişsiniz. Gün geceye çalınmadan araya sıkıştıracak işler, okunacak mektepler bulup buluşturdunuz. Sertifikalarınızı şeffaf dosyalara doldurdunuz, şimdilik doydunuz.
Aksayan ayağınıza dolanan kalın bir urgan, başınızı sokacak bir dam bulduğunuz an olduğunuz yerde kaldınız. Nadasa bıraktılar sizi, nekahet dönemleri geçirdiniz. Hafif salgın hastalıklardan muzdarip yataklara düştünüz, pamuk yorganlar çeyiz sandıklarında çürüdü, silikonlara sarındınız.
Bir tuhaf oldum, pencereyi açtım, sanki tüm kötülükler hevenk hevenk gökyüzüne karışıp yok oldu.
Pek değerli hayatlarınız var, üstünüz başınız çok önemli, sakal moda olmadan evvel asla birkaç günlük sakalla dolaşamazdınız. İri fitilli bol paça kadife pantolon giymeyi bıraktığınız yıl oldu, şapka takma adabından dedeniz bile vazgeçmişti. Bayramlarda, doğum günü kutlamalarında babanıza deri ceket, annenize çiçek satan internet sitelerinden güller aldınız. Mutlu ettiniz, mutluluk dediğiniz şeyi bir nesneye devşirdiniz. Nesneler mutlu olmaya başladı. Siz?
Geçen yaz tatile gittiniz, güneş kremlerini boca ettiniz hafiften bronzlaşmaya başlayan teninize. Biraz içki yudumladınız, bazı geceler diskolarda sabahladınız, stresli bir işiniz vardı, heyulası bitmeyen dakikaları süpürmekte idiniz. Yıllık izninizde çocuklarınızla ıssız bir ormana pikniğe gittiniz. Yiyeceklerinizi plastik kapların içine koydunuz, sigara böreğine batırdığınız plastik çatalın ucu kırıldı.
Ne tuhaf insan zihni, ininde barındırdığı şeylerden bir haber, haberi bile olmayan yollara birer yolcu imişsiniz. Gün geceye çalınmadan araya sıkıştıracak işler, okunacak mektepler bulup buluşturdunuz. Sertifikalarınızı şeffaf dosyalara doldurdunuz, şimdilik doydunuz.
Aksayan ayağınıza dolanan kalın bir urgan, başınızı sokacak bir dam bulduğunuz an olduğunuz yerde kaldınız. Nadasa bıraktılar sizi, nekahet dönemleri geçirdiniz. Hafif salgın hastalıklardan muzdarip yataklara düştünüz, pamuk yorganlar çeyiz sandıklarında çürüdü, silikonlara sarındınız.
Bir tuhaf oldum, pencereyi açtım, sanki tüm kötülükler hevenk hevenk gökyüzüne karışıp yok oldu.
3 Aralık 2017 Pazar
Gitmek Üzerine Kelamlar
Seneye askere gitmem gerekecek. Yüksek lisansın da bitmesinin ardından son bir senem kaldı. O da hızlı bir şekilde geçiyor zaten. Öğretmenlikte beşinci yılım da akıp gidiyor. Zamanın bunca hızlı geçmesi şaşırtıcı belki de olağan, bilemiyorum.
Aklımda uzun süredir bazı düşünceler var. Hayata, hayatıma ve geleceğe dair. Çok değil bundan bir iki yıl öncesine kadar işsiz kalmak, içerisinde bulunduğum konforu, imkanları, İstanbul'u, kariyeri ve bunun gibi aldatıcı pek çok şeyi bırakıp gitmek düşüncesi beni epey korkuturdu. Bu bir gelişim aşaması mı yoksa vazgeçiş mi bilemiyorum ama gitgide bunların hepsini bırakmaktan korkmaz hale geliyorum.
Sanırım sene sonunda işi bırakacağım. Sonrasında ne mi yapacağım? Hiçbir fikrim yok. Şimdilik. İstanbul'dan gideceğiz sanırım. Memlekete değil de, kimseyi tanımadığımız daha küçük, denizi olan, havası berrak bir yerlere. Ne iş mi yapacağım? Hiçbir fikrim yok. Şimdilik. Belki bir yerlerde mesleğime devam ederim. Belki de başka şeyler yaparım. Sağlığım yerinde olduğu sürece hiçbir şeyden korkmuyorum.
Etrafımdaki insanların sözlerini de artık hiç umursamıyorum. 2014 baharında hayattaki tek yoldaşım annemi kaybediyordum. O zamanlar içimde bir şeyler devindi, ters döndü diyebilirim. Yaşama dair birtakım hırslarım vardı, bir kariyer hedefim vardı ve hep en fazlası vardı. Geçtiğimiz üç yıl boyunca yavaş yavaş bunlardan sıyrıldım, arındım. Hala endişelerim var, hayat bu neticede. Lakin eskisi kadar değil, her şey daha dingin, ben de daha cesurum. Öğreniyorum.
Hal böyle, planlar kafalarımızda uçuşuyor. Her şeyi bir anda bırakabilecek kadar zengin de değilim bunu da belirtmek isterim. Sanki bir yerlerde kırılmaya, güvene ihtiyaç var, sonsuz. Kendimize, sevdiklerimize. Kaçalım, kendimizi bulalım. Bekleyelim ve cesaret edelim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)