13 Ocak 2018 Cumartesi

Yarıyıl Tatili

Yarıyıl tatiline bir haftamız kaldı. Hem öğretmenler hem de öğrenciler heyecanlı. Kendimi yorgun hissediyorum şu sıralar. İki haftalık bu tatil toparlanmak için çok iyi gelecek. Ne mi yapacağım? Esasen hiçbir şey yapmayacağım, yani tatil anlamında. Nedense benim tatil mantığım, "hadi bir yerlere gidelim, seyahate çıkalım, evde oturmayalım" değil. Ben bayağı evde oturacağım. Yapılacak birkaç iş var, tatile bırakılmış. Onlarla uğraşırım, son dönemde Rus edebiyatı okumaya başladım. Bir yandan da Rus sinemasına merak saldım. 
Masamdaki küreyi de döndürüyorum, Rus coğrafyası ile ilgili bir şeyler bakıyorum sürekli. Çok zevkli. İnsanın kendine bir konu bulup onu deşmesi cidden eğlenceli ve öğretici. 

Rusya tarihi de okumaya çalışıyorum bir yandan ama o konuda biraz yavaş gidiyorum. Aşina olmadığım bir tarih, keza coğrafyası da öyle. Lakin Rus edebiyatı beni çok etkiledi. Okurken kendimi Rus kırsallarında, karlarla kaplı uzun bir tren yolculuğunda, belki de Anna Karenina gibi, St. Petersburg'a giden bir trenin içinde hayallere dalar vaziyette buluyorum. Uzun bir süre Rus edebiyatına devam edeceğim. 

Şimdilik planlar böyle, evde oturup kafamdaki tüm dertleri bir kenara bırakmayı düşünüyorum. Dertlerden uzak, karlı coğrafyaların ve insanların dünyasında zihinsel bir yolculuk işte. Daha ne olsun, tatil budur.

8 Ocak 2018 Pazartesi

Blogger'da 10. Yılım

Vay be!
10 yılı burada devirdim. İlk yazmaya başladığım zaman heyecanlı, yeni yetme bir delikanlıydım. Öyle derler bizim oralarda. Burada büyüdüm, yazmasaydım her şey yolunda gitmeyebilirdi benim için. Okula başladığım günden bu yana harflerle aram hep iyi oldu, rakamlarla olmadığı kadar. Kitaplar, dergiler, gazeteler, her bulduğunu okuyan meraklı bir çocuk. Elleri ceplerinde dolaşan, sabahtan akşama kadar ayağında terlikleri ile mahallede oradan oraya koşturan bir oğlan. Şimdi kocaman oldum. 

Okumak ve yazmak hayatımda hep ilk sıralarda yer aldı. Sayfalar dolusu yazılar, sayfalar dolusu meseleler. Herkesin bir var oluş sebebi var sanırım bu hayatta, ya da var oluş boşluğunu doldurmaya çalıştığı şeyler. Benim de okumak, yanında eşantiyon olarak da yazmak. 

Belki bir 10 sene sonra yine görüşürüz burada ne dersin? Çok şeyler eskiyecek de, sanırım insan çiklet çiğnemek huyundan hiç vazgeçmeyecek. 
Esen kalın. 

Kapı

Dün gece onun sesini duydum. Kapıyı araladı, mazgalları dolduran yağmurun sesine rağmen duydum, oydu. Dizlerine kadar uzanan yün paltosunu dolaba astı önce. Sonra parmaklarının ucuna basarak merdivenlerden yukarı çıktı. Odamın kapısının önünde durdu, içeri girse donup kalacaktım. Bir aralık boğazından hafif bir hırıltı yükseldi, yeni sigara içmiş belli ki. Sonra parmak uçlarının sesi koridorun sonunda yok oldu. 

Yatağımdan kalktım, terliklerimi giydim. Üzerime bir hırka aldım, saçımı topladım. Parmaklarım istemsizce beni onun kapısına doğru sürükledi. Kapıyı çaldım. Açmadı. 

29 Aralık 2017 Cuma

Seneye Veda

Giderek sadeleşiyorum. Sade ne kadar güzel bir kelime değil mi? Manası farklı olsaydı bu kadar güzel olmazdı belki. Bazen yaşayıp yaşamadığımdan emin değilim. Karşıma çıkan insanlar, güzel insanlar, fena insanlar. Bir şekilde hepsinden uzak tutuyorum kendimi. Bazen kendime kızıyorum bunun için, bazen de daha zamanı değil diyorum. Hangisi doğru bilmiyorum. Ama beklemek ve kavuşmak ortaklaşa gerçekleşecek. Sanırım Arapçada beklemek ve kavuşmak, sahip olmak aynı anlama denk düşüyor. Ne güzel öyle değil mi?

Pek çok fazlalıktan arındığımı hissediyorum. Daha temiz bir hava soluyorum, insanlar azalıyor. Sükunet daha ön planda, etrafta sesler giderek netleşiyor. Kendi sesimi duyabiliyorum. 

Bu sene 26 oldum. Sanki yaşımla özdeş bazı büyük kararlar alabilmeye başladım. Kendime güvenim arttı. Maddeden uzaklaşmayı az çok becermeye başladım. Görünür dünyanın görünmeyen ritminden uzaklaştım, kendime müzik çalıyorum. İnsani olarak daha iyi bir noktaya ilerlemekteyim. Elbette nihayete ermiş, olmuş değilim. 

Eskiden doğayı bu kadar çok kutsamazdım, bakar geçerdim. Şimdi doğanın her bir parçasına tüm şaşkınlığım ile bakabiliyorum. Konuşmak yerine daha fazla dinliyorum. 

Bir şeyler değişiyor sanırım, ben sadeleşiyorum, anlam kazanıyorum. Yeni bir seneden beklentim yok, beklentileri senelere bölmenin bir manası yok. Huzurla ve okuyarak geçen bir ömrüm olsun. Daha ne isteyebilirim ki? İstemem başka şey. Elveda sene. 

24 Aralık 2017 Pazar

Mana ve Varlık

Sorguladığım iki önemli kavram var ya da kelime ya da buna benzer bir şeyler: mana ve varlık. Mananın kendisine ulaşabilmek epey zor, ya da manaya ulaşılabilir mi? Mana ulaşılabilir bir şey midir? Değil sanırım, hakikate erişilebilir belki, hakikat peşine düşülebilir. Sanki mana hakikat ortaya çıkınca aniden kavuşulan bir şey gibi. Her birinin birbiri ile bağlantısı var gibi. Günümüzde pek çok şey manasız geliyor bana. Çalışmak, zamanla yarışmak, tüketmek, üretememek, sistemin bir parçası olmak, giderek yalnızlaşmak, arayış içerisine girmek, bir türlü aradığımızı bulamamak. Hayat, aradığımızı bulamamak üzerine kurgulanmış gibi. Hal böyle olunca kendi yarattığımız kurguyu mu yaşıyoruz yoksa kurgu başından beri belli de, tüm rahatsızlığımız bundan mı mütevellit? Cevap aramaya çalışırken soru sormak elzem, bazen de sorulan soruların manasına bile hakim değiliz. 

Bu aralar çok şeyi yarım bırakıyorum. Zihnin toparlanma evreleri var sanırım. Uzun süredir kendimi tam hissedemiyorum. Güzel olan da bu olsa gerek, tama erişmek ne mümkün ki? Samimiyet epey uzağımızda kaldı, uzay hakkında hiçbir bilgim yok, teknoloji ve bilimsel gelişmeler ilgimi çekmiyor. Siyasete de bir o kadar uzak kaldım. Tek kurtarıcım edebiyat sanırım. En azından bir sanat dalında kendimi bulabiliyorum. Bulduğumu sanıyorum belki de, bu bile zor bir aşama olsa gerek. Bazen ben metinleri değil de metinler beni okuyor gibi. 

İnsan ilişkilerime gelecek olursak en alt düzeyde, çalışma yaşamına atıldığımdan beri maddi kazancım dışında hiçbir fayda görmedim. Sanki ilerleyen zamanlar da hale yola girmeyecek gibi. Düz bir yolda ilerlemek can sıkıcı, riskler ise günümüz dünyasında yaşayan insanın en büyü sorunlarından biri. Peki ya güvence? Artık kimsenin güvencesi olduğuna inanmıyorum. 

Yeni gelişmelere uzakken, eskiye olan özlemim hat safhada. Ne kadar gördün ki eskiyi? Güzel soru. Gördüğüm kadarı yetti. Geçmiş, tozlu zigon sehpalar, sepya fotoğraflar, sobalı evler ve ahşap nesneler... Şimdi her şey plastik, içim çürüyor. 

Değişim falan istemiyorum, belki bir hareket, peşime takılıp bedenimle bütünleşen bir ivme iyi gelirdi. Ya da aşk mı? Hiç sanmıyorum. Yalnızlığınızla barışın, müzikle dolun taşın. Kitaplar yardımcı, keşfedilmeyi bekleyen metinler var. 

Varlık ise benim için sıkıntılı bir sözcük. Hem bir ayma hem de peşin hükümlü bir karanlık. Güneş mi açmış, bak camdan. Ölüm mü var, yaşayacaksın mecburen. Kısır bir döngü gibi. Varlık felsefesine dair bilgim yok, okuyamıyorum sanırım felsefi metinleri. Edebiyat aracılığı ile öğrenebildiğim kadar. Camus, yer yer Sartre. 

Biraz karmaşık bir yazı oldu farkındayım. Herkes benzer şeyleri hissediyor mu? Merak ediyorum. Sanırım herkesin gailesi bir başka. Yaşayıp gitmek, düşünmemek üzere kurgulanmış birtakım şeylerin içinde ne olduğu belirsiz yaşamlar sürmek normal olan olarak adlandırılıyor. Sürgit, biteviye. Biraz kafam karışık, biraz da içim sıkışık. 

23 Aralık 2017 Cumartesi

Gitti

Bir bildiği vardır dediler bana abla. Vallahi bak. Ne dedimse inanmadı zaten. Bir çıkar yol bulup gelirim dedim. Otobüs bileti aldıydım, geceleyin çıkıp gidecektim yanına. Bu hafta mesai gündüze dönüyordu. Kimselere diyemedim. Böyle buramda bir ağrı var, geçmesin diye gam taşırım olduğum yerde. Böyle sabahları köy yerinde dönesim var abla, olduğum yerde. Geliverecek olsa şöyle, kumral sakallarının arasında parmaklarım gezinse, dur desem de dursa. 

Gelir mi abla? 

Mavi Terlik

Hiç olmazsa soğuk bir kış günü, yaprakları baştan ayağa dökülmüş bir ağacın köküne doğru uzanırım. Neon ışıklı, gökdelenli kentin toprak kokulu bir kuytusuna sığınırım. Kendime bir mesaj yollarım, kimsenin görmediği rüyalar görürüm. Biliyor musun, kocaman mavi terlikleri hala balkonda duruyor, olduğu gibi. Güneş rengini almış lakin nesnenin tümüne hükmedemiyor. Bir plastik olarak oracıkta yaşamaya devam ediyor. 

Ben kendime sığınacak bir yer bulurum elbet, zor değildir insanın alıp başını gitmesi. İlle de gerek yoktur birilerinden mesaj almaya. 

Gerekli olan tek şey, doğanın kudretine sığınmaktır. Bir ağacın köküne doğru uzanırım, tepemde şehrin neon ışıkları. Mavi terlik olduğu yerde durur. 

21 Aralık 2017 Perşembe

Biteviye

Adamın yüzü köprüye dönük. Ensesinde rus kırsallarının soğuk yanığı, yanakları içine doğru çökmüş. Kemikli yüzünde, tedirgin gözlerinde bir beklenti var. Kimseler, herkes, yeni doğanlar, şimdi ölenler, içinden çıkamayanlar, zevkten dört köşe bedenler, köşelerine sinmişler; hepsi bir ağaç kavuğundan çıkmış gibi. 

Yaşam, içinde bulunulan zaman, "hoş geldiniz" diyen insanlar, hepsi nerede? Sıkıca sarınmış uçları püsküllü atkısına. Bir gemi, boş bir liman, gece yarısından sonra gelen martı kuşları. 

20 Aralık 2017 Çarşamba

Bir Vapur

"Zevk demişti, en uçucu şeydir. En hurdebini delikten kaçan bir gazdır. Onun için değil midir ki, zevki mütemadiyen değiştirmek lazımdır. Fakat her değiştirişin sonundaki bu melale, hüzne, ıstıraba tahammül edilir mi?"

Sait Faik Abasıyanık
Semaver 

Robenson

"Anlaşıldı, ben bayrakları değil insanları seviyorum. Öyleyse yuvarlak dünyanın üstünden akıp geçen yıldızlara bakarak vapurlarda ömrüm geçecek."

Sait Faik Abasıyanık
Semaver