psikolog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikolog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2016 Cuma

Lou Andreas-Salome: Feniçka

"Filoloji, tarih veya benzeri şeyler yerine tezinizi aşk üzerine yazsaydınız onu nasıl hayal ederdiniz çok merak ettim," dedi Max Werner.

"Aşkı nasıl mı hayal ederdim? Ah, çok basit. Son derece sade ve sağlıklı. Sanırım hiç de şeytani ve romantik sayılamayacak şeylerle karşılaştırırdım aşkı. Her gün açlığımızı giderdiğimiz kutsal, doyuran ekmekle; her gün evimizi açtığımız hayat veren temiz havayla. Sonuç olarak her şeyi borçlu olduğumuz, ama haklarında pek öyle tumturaklı laflar etmediğimiz en önemli, en doğal, en güzel şeylerle."

22 Temmuz 2016 Cuma

Viktor E. Frankl: İnsanın Anlam Arayışı

Her yaz kendime karma bir kitap seçkisi hazırlıyorum. Seçtiğim kitapları yaz boyunca liste dışına çıkmadan okumaya çalışıyorum. Uzun süredir kaliteli mecralarda ve edebiyat, psikoloji çevrelerinde tavsiye edilen kitaplar listesinde gördüğüm bir kitaptı "İnsanın Anlam Arayışı." Bir öğretmenim ve mümkün mertebe kişisel gelişim kitaplarından uzak, kaliteli eserleri okumaya ve öğrendiklerimi çalıştığım eğitim kurumunda öğrencilerimle olan ilişkilerimde uygulamaya gayret ediyorum.

Frankl, 20. yy'ın mühim varoluşçu psikiyatrlarından biri. Aynı zamanda Üçüncü Viyana Okulu'nun ve Logoterapinin kurucusu. Frankl'ı önemli kılan özelliklerinden bir tanesi de, Nazi toplama kamplarından biri olan "Auschwitz"de uzun süre tutuklu olarak bulunması. 

Frankl, "İnsanın Anlam Arayışı" adlı kitabının ilk bölümünde kamp esnasında yaşadığı çarpıcı olayları oldukça açık bir şekilde dile getiriyor. İtiraf etmeliyim ki Frankl'ın kişisel öyküsünden fazlası ile etkilendim. Toplama kampları ile ilgili uygulamaları, Hitler Dönemini ve Nazi soykırımının vahşetini herhangi bir kaynaktan da okuyabiliyor ve derslerde öğrencilerimize anlatabiliyoruz. Lakin Frankl'ın yaşadıklarını bizzat okumak üstelik bir psikiyatristin, bir doktorun kamp zamanlarına şahit olmak insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor. 

Eserin ikinci bölümünde Frankl logoterapiden bahsediyor. Kısa başlıklar halinde bazen kendi örneklerinden bazen de çevresindeki örneklerden yola çıkarak psikoloji ile ilgilenmeyen insanların da rahatlıkla anlayabileceği bir dilde açıklamalarda bulunuyor. Logoterapiyi ilk kez işittim ve oldukça ilgi çekici buldum. Frank'ın kamp anılarından yola çıkaracak acı üzerine yazmış olduğu bölümler de epey güzel. 

Frankl, toplama kampı sırasında arkadaşına bir vasiyette bulunma gereği duyuyor ve şöyle diyor: 

"Dinle Otto. Evime, karıma bir daha kavuşamazsam ve sen onu tekrar görecek olursan, ona her gün, her saat onu konuştuğumu söyle. Unutma. İkincisi, onu başka her şeyden çok sevdim. Üçüncüsü, onunla evli olduğum o kısacık zaman, başka her şeyden, hatta burada yaşadığımız onca şeyden çok daha önemli. "

"Otto şimdi neredesin? Hayatta mısın? Birlikte olduğumuz o son saatten sonra başına neler geldi? Karını tekrar bulabildin mi? Ve gözlerindeki çocuksu yaşlara karşın, yürekten sana verdiğim vasiyetimi -kelimesi kelimesine- anımsıyor musun?"

Ve daha sonraki bölümlerden birinde şöyle diyor Frankl:

"Sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine geçer. Sevgi, en derin anlamını, kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur. Sevilen kişinin gerçekte orada olup olmaması, bir anlamda önemli olmaktan çıkıyor." 

Tam da burada Gündüz Vassaf'ın İletişim Yayınlarından çıkan "Cehenneme Övgü: Gündelik Hayatta Totalitarizm" isimli kitabının "Ah Minel Aşk!" adlı bölümünde yazmış olduğu şu kısım aklıma geliyor: 


"Oysa aşkın, kendi içinde, kendinden gelen özellikleri vardır. Aşk sona erdikten ve kişi o deneyimden çıktıktan sonra da aşk bir bütün, bir toplam, bir gestalt olarak baki kalır. Yitirilen, aşk değildir. Yitirilen, o belirli sevme şeklinden vazgeçen kişidir. Ama, kişilerin arasındaki aşk, bir zamanlar var olmuş olan aşk yok olmuş değildir. O her zaman mevcuttur."

Görülen o ki Frankl'ın sevgi olarak bahsettiği durum Gündüz Vassaf tarafından aşk olarak anlamdırılıyor. Ve aslında ortak noktada; aşkın, sevginin kişilerden bağımsız olarak devam ettiğini, kişiler sevmekten, aşktan vazgeçseler dahi aşkın ve sevginin baki kalmaya devam ettiğini belirtiyorlar. 

Frankl'ın "İnsanın Anlam Arayışı" adlı eserini bu yaz okunacak kitaplar listenize alabilirsiniz. Hatta yanında Gündüz Vassaf'ın "Cehenneme Övgü; Gündelik Hayatta Totalitarizm" adlı kitabını alıp eş zamanlı bir okuma dahi yapabilirsiniz. Her iki kitap da benim başucu kitaplarım arasındaki yerlerini aldılar. 

19 Temmuz 2016 Salı

Engin Geçtan: İnsan Olmak

İlk basımı 1983 yılında yapılan, güncelliğinden ve içerisindeki bilgilerin, analizlerin evrenselliğinden hiç ödün vermeyen bir kitap "İnsan Olmak." Sanıyorum ki insan olmanın hissettirdikleri ve içgüdülerimiz bir ölçüde baki kalıyor. 

Geçtan, kitabında insan olmanın tüm getirileri ve götürülerini oldukça anlaşılır bir dil ile belirli başlıklar ve kısa bölümler halinde işliyor. Birey ve toplum, kaygı, yaşam ve ölüm, yalnızlık bu başlıklardan yalnızca birkaçı. Kitabı okudukça kendiniz ile ilgili birtakım analizler yapabiliyorsunuz. Kendinizi biraz daha tanıyor ve çevrenizdeki insanlar ile olan ilişkilerinizde kaçırdığınız nüansları yakalayabiliyorsunuz. Hatta kitap üzerinden günümüz insanı değerlendirmesini ve yeni dünya insanının haleti ruhiyesini de çıkarsayabiliyorsunuz. Kitaptan çarpıcı ve güzel bir bölüm paylaşmak istiyorum: 

"Dünyada iki tür insan vardır: yaşayanlar ve yaşayanları seyredip eleştirenler. Seyretmek ölümü, katılmak ise yaşamı simgeler. Yaşamak, kendisi olabilmeyi ve yaşama etkin bir biçimde katılabilmeyi tanımlar. Bu, insanın kendi sorumluluğunu, bir başka deyişle, hayatına anlam katma sorumluluğunu içerir. Sorumluluğunu üstelenen kişi özgürdür. Özgür insan daha az korkar, onun için sevebilir!"

11 Aralık 2014 Perşembe

Erken Biten Psikolog Maceram

Psikoloğumla ilk buluşmamızın ardından önemli gelişmeler oldu.Ben epey değiştim.Konuştuğumuz ilk seansın sonunda bana hiç de kötü görünmüyorsun dedi.Ben de mi bir gariplik vardı yoksa duygusal bir yoğunluğun içinde miydim henüz çözememiştim.Kararı bana bıraktığını istersem üç haftada ya da ayda bir gelebileceğimi söyledi.Elbette konuşma mahiyetinde geçecekti seanslarımız.Ama kendimi bir çabuk toparladım.Ben de şaşırdım buna ama hakikaten iyiydim.Mail üzerinden konuştuk ve ben kendimi gayet iyi hissettiğimi,eğer kendimi kötü hissedersem tekrar geleceğimi söyledim.O da bunun doğru bir karar olduğunu söyledi.Espri de yaptı.Umarım bana hiçbir zaman ihtiyaç duymazsın dedi.

İnsanın kendine zaman ayırması oldukça önemli.Önce şunu dikte etmek lazım zihnimize,bunlar benim problemlerim ve ben bunlarla başa çıkabilirim.

Bir sürü kitap aldım,gezmeye başladım.Arkadaşlarıma zaman ayırdım.Arkadaşlık ilişkilerimin pek de kuvvetli olmadığını düşünürdüm,biraz asosyal bir yapım var.Ama öyle değilmiş işte ! Hiç olmadığı kadar dolu geçiyor günlerim.Çalışmak zaten bana ayrı bir güç veriyor,anneme moral depoluyorum bolca.İlk seansta bile hayata bakış açım değişti vay be !

İyileşiyorum hem de büyük bir hızla.Umutluyum yahu,evrenden güzel şeyler diliyorum.Güzel olacak biliyorum.

10 Kasım 2014 Pazartesi

İlk Psikolog Deneyimime Az Kala

Hayal kırıklığına uğradım.Biri,bir anda tüm hayallerimi,geleceğimi,mutluluğumu önümden koparırcasına alıp gitti.Onulmaz haldeyim.Tüm yaşam enerjim bitmiş,mutsuz hissediyorum.Daha önce pek çok zorlukla başa çıktım.Ama son zamanlarda yaşadıklarımı artık kaldırabilecek halde değilim.Çok kolay mutlu olabilen,enerjik bir yapım yok fakat artık kırıntısı bile kalmadı.Bir makine olsa ve geçmişte yaşadığım tüm kötü anıları silip süpürse.O zaman çare olur muydu bilmiyorum.İntihara meyilli bir insan değilim fakat çok kolay yılgınlığa düşüyorum.Sevdiğim insana hemen bağlanıyorum ve sonuç,ortalıkta gezen hüsranlar yığını bir insan.Keşke hiç güzel sözler verilmese ilişkiler sırasında.

Kendimi değersiz görmüyorum bilakis seviyorum.Fakat artık güçlü değilim ve her zamanki gibi güçlü olan taraf ben olmak istemiyorum.Yalnızlık ebedi bir şey,sadece mutlu olduğunuzda kenara geçiyor ve sizi izliyor.Fırsat kolluyor,hayatınızın tekrar kötüye gittiği zamanlarda geri dönebilmek için.

Yarınki ilk psikolog deneyimimden önce yazmak istedim hissettiklerimi.Olur da tekrar yaşama dönersem karşılaştırma yapmak istiyorum çünkü.Bir daha bu kadar kuvvetli bir aşk,bir sevgi yaşamayacağım.Bir daha bir sevgi macerasına sürüklemeyeceğim kendimi.Yeniden ve yeniden üzülmek istemiyorum.Keşke üzen taraf olmayı başarabilseydim,keşke bu kadar duyarlı olmasaydım ve keşke kendimi koruyabilseydim.Yapamadım.