13 Temmuz 2009 Pazartesi

Kiss Me


Ne gündü ama;bu sabah alışık olmadığım halde yalnız kahvaltı yaptım.Çünkü annem yeni işine başladı.Sarsıntılı bir hayat sonrası hayatımız düzenli bir hayat-ı muhakemeyi atlattı sanırım.Allah’ım sana çok şükürler olsun.Annem yeni işinde kendine ait bir odası olan muhasebeci bir bayan artık.Hee,bilgisayar,Internet,fotokopi makinesi bile var…Daha ne isteyelim mutluluk bu.Kahvaltımı yaptıktan sonra bir film koyayım dedim ama olmuyor sıcaklarda.Şu Şafak Vakti’ni bile bitiremedim daha.İnanın yoğun yazılı döneminde bile daha çok kitap

okuyordum.Neyse;entelektüel birikimleri köşe başında bıraktıktan sonra mahremiyetin en ücra köşelerine dalıyorum.Sayın şan babama nafaka davası açmak üzere yolumuz arzuhalcide kesildi.Dilekçe yazdırdık ve 20 milyon gömüldük.Sonra tamda mahkemeye vardık bilgi öğreniyorduk davayı açıyorduk ve heyecanlı bir sürü şey.Bölecekleri paranın yüz elli liradan fazla olamayacağını,ayrıca davanın ne kadar süreceğinin belli olmadığını,adli tatilin havuz keyfini kaçırmanın yersiz olduğunu ve bunun gibi bir zırvalığın ne kadar arabesk olduğunu anladıktan sonra benim başıma okkalı bir ağrı saplandı.Sonra anneme dedim,şu kart horozun iki kuruşluk maaşına tenezzül edeceğime ve mahkemelerde onca ay yorulacağımıza boş ver.Biz kendi yağımızda kavrulalım.Annemde başından beri bunu istiyordu zaten,sana da kapak olsun.Sana tenezzül etmiyoruz işte.Ohh,yandan yandan…


Neyse herifi popüler yaptım burada ama olsun o kadar da hadi…Akşamüzeri annemin yanına gittim.Sonra ise annemle evde bilgisayar çalıştık,msn açtık yazı yazdık pratik yaptık.Neredeyse bir saat kadar.Sonra karşı komşumuz,Tokluoğlu Konağı’nın sahibi Aynur Teyzemiz oturmaya geldi.Ben de böyle bir gün geçirdim işte.


Bu arada Eskişehir’deki buralı çocuk.Şu Rybak kopyası.Ben seni tuttum ya,istediğin gibi yaşa.Bu arada karaoke mükemmelmiş sanırım.New Found Glory gibi uçuyorum havalarda…

So kiss me:)




12 Temmuz 2009 Pazar

Mutluyum,Mutluyum,Mutluyum:)



Mutluyum,arkama yaslandım ama Bellona ile değil tabi,bizim koltuk takımı akrabası olur kendilerinin İstikbal.İstikbal dedim de bugün çok sevinçliyim ben ya,yerimde duramıyorum.Malumunuz,belki de son birkaç yılın en zor ÖSS sınavını atlattık.Çok kötü sonuçlar çıktı belki de herkesin önüne herkes hayallerini ertelemeye hazırlanıyordu ki;bunlardan bir tanesi de bendim.İstediğim eğitim fakülteleri olmayacak diye çok üzülüyordum ama bugün sıralamamı öğrenince çok mutlu oldum.Şimdiden bir şey söylemek de doğru değil ama en istediğim meslek Sosyal Bilgiler Öğretmenliği oluyor gibi.Olmadı gazetecilik düşünüyorum zaten,tek istediğim yer İstanbul.Ama öğretmen olmak o kadar çok istiyordum ki;Allah’ım gönlüme göre verdi,inşallah bundan sonrası da güzel ve mutlu olur.O gün o bahçede gece yarısı söz vermiştim Atam sana;bu ülkenin öğretmeni ya da herhangi bir mesleğini icra edip,Doğu’daki çocuklarımıza faydalı olacaktım.Kazanırsam sözümü tutacağım Atam,öğretmen olursam şayet,Doğu’daki Kardelenleri eğitmeye gideceğim.Bana verilen maaş ne kadar olursa olsun,kadro olmasın yeter ki o minik yüzlü,kocaman gönüllü çocuklarla sobalı bir odanın içinde eğitim hayatına başlayabilelim.Bu arada tüm arkadaşlarıma geçmiş olsun diliyorum.Umarım hayallerimiz cebimizde uzun bir yolculuğa çıkarız:)

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Bekleyiş

Umutla bekliyorum:)

10 Temmuz 2009 Cuma

Zamanla Unuturum Ben De!


Bir ışık yakmaz hayat,neylersin ömrün nasıl geçtiğini,unutulduğunu hayatın,başkalarının sizi unuttuğunu.İçimden geldiği gibi yazıştım dün,sade,resimsiz,tozsuz,süssüz.Kör dumanın mavi renkleri gibi hissediyorum kendimi şu aralar.Evanecence gibi duman gibi yok olmak gibi.Ve daha gibi ile ilişki kurduğum bir sürü zırva.Sıla çalarken fonda,ben de unutulanları yazayım dedim kendimce.Belki zamanla unuturum ben de…


Durup dururken hüzün saçmak istemiyorum,oturduğu kabın içine .ıçanlardan olmadım hiçbir zaman…Kocaman bir unutuş,dram tarzında acıklı bir serüven.Sülalem tarafından unutuldum mesela.Koskoca bir dede,bir babaanne,iki tane amca,bir hala,birkaç kuzen ve onların daha nice akrabaları..Aynı şehirdeydik kısa süre önceye kadar.Onlar ölmeden önce.Şimdiden söyleyeyim kimse rahmet okumasın onlar için.Hayatımda suratlarını bir kere gördüğüm insanlar için kimse yakınmasın.Mezarlarının yerini bile bilmiyorum.İnanır mısınız adlarını bile bilmiyorum sadece soyadları aynı.Ve bir baba tabii ki,aslında baba değil,guguklu saat.Guguklu saat bile şöyle kafasını çıkarıp yuvasından etrafa bir göz atıyor değil mi?Ama beni arayan soran yok,dramatize etmiyorum.Burası benim mekanım içimden geldiği gibi…


Umurumda değiller aslında,benim gibi bir evladı,yeğeni,torunu kaybetmek onların suçu.Siz babaanne ve dede kılıklı suratsızlar,hakkımı helal etmiyorum ve ben ölüp yanınıza gelmediğim sürece de sizi affetmiyorum.Cennet kapılarından içeri giremezsiniz inşallah.Hayatta cehennem hayatı yaşattıklarınız için,avutun kendinizi.Bir dua okuyanınız yok ardınızdan.Ama asla da bir tek kötü,pis,onur kırıcı bir kelime söylemiyorum rahat uyuyun ne diyeyim…


Ne de çok unutulan anılar varmış be,ağlayacağım birazdan galiba.Ben herkese bir tavsiye gönderiyorum.Eğer bakmayacaksanız dünyaya bir çocuk lütfen getirmeyin.Artık olgunluktan sıkıldım,çağımı yaşayamıyorum.Arkadaşlarımın o kadar basit sorunları var ki,çocukça şeyleri kafalarına takıyorlar.Halbuki benim derdimden bir haberler.Benim dağlara dert yanmam lazım.Evet,boşanma mantıklı bir süreç,evlilik ve aşk bitmişse.Ama çocuğunla eskisi gibi ilgilenmek kaydıyla.Unutmayın çocuklarınızı.Herkese göre daha olgun daha efendi daha usluyum belki ama ne fark eder,sol yanınız acı ile bakarken.Asla onlar gibi olamadım.İstemem de zaten.


Siz yakın ışıları,ayrılığınız aşka küstürmesin sizi Sıla’nın da dediği gibi.Daima şükür Allah’ım bu günlerimize.Kendimi bulduğum günlere.Bana annemi bağışladığın dakikalara günlere,saadetlere...


Kocaman bir unutulmuşluk,merak etme koca adam zamanla unuturum ben de:)




9 Temmuz 2009 Perşembe

Şafak Vakti!

Bugün sadece içimden geldiği gibi...

Ölümle burun buruna gelme hakkımı fazlasıyla kullanmıştım;bu gerçekten de alışabileceğiniz bir şey değil.
Gerçi ölümle tekrar yüzleşmek tuhaf bir biçimde kaçınılmaz görünmüştü.Sanki gerçekten de felaketleri çeken bir hedeftim.Tekrar ve tekrar kaçtım ama peşimden gelmeyi sürdürdü.
Yine de bu seferki hepsinden o kadar farklıydı ki!
Korktuğunuz birinden kaçabilir nefret ettiğiniz birisiyle savaşabilirsiniz.Bütün tepkilerim bu tür katillere,canavarlara ve düşmanlara göre düzenlenmişti.
Bir vampiri sevdiğinizde seçim hakkınız kalmaz.Bunun sevdiğiniz kişiyi inciteceğini bile bile nasıl kaçar,nasıl savaşırdınız?Sevdiğinize verebileceğiniz tek şey hayatınızsa,nasıl vermemezlik ederdiniz?Ya onu gerçekten seviyorsanız?

Bell's

Umut

...
Düşten bir yalnızlık gördüm
Sardı korkular gelecek yıllar
İçecek bir kahvem bile yok
Ha keza halim bile yok
Umut etmek yürek ister
Bende var mı o yürek
Çok istiyorum lütfen
!
...

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Yanlış Zaman Yolcuları


Her şey beklentilerden ibaret,beklemek,dinlemek ve sonuna kadar inanmak’sana da demiştim dinle’ diye,umut etmek her zaman bir çare,güzel bir çare.Ve Allah’ım annemi mutlu ettiğin için sana şükrediyorum,sana yürekten inanıyorum:)


“Yanlış Zaman Yolcuları” bugün annemle birlikte alışverişe çıkmıştık,gelirken filmciye girip geçen bahsettiğim o Pedro Almodovar filmini alayım dedim ama yokmuş,onun yerine bir film çarptı gözüme,pek bir ödüllü,güzel,geçmiş,mazi kokan bir kapağı vardı dilinde.Yaklaştım ve onu aldım:)Yönetmen Aren Perdeci,senaryo;Aren Perdeci,Canan Cemali,ve yapımcı Aren Perdeci…Elbetteki bunlar netten kolaylıkla bulunur ama bu değerli insanları kazımak istedim bloguma,nadir severim böyle dramları,çok başarılı bir filmdi.Evet,böyle filmleri kesinlikle yabancılar yapamıyorlar,onların filmleri bana fazla teknolojik,fazla yorucu geliyor doğrusu,bizim yaptığımız gibi ilginç kurgular çıkmıyor onlardan.İşte tam da böyle filmleri seviyorum;tıpkı Reha Erdem’in kurguları gibi,güzel,sonuna kadar dram ve biraz da fantastik,geçmişe yapılan bir yolculuk.Hikaye öyle güzel ki aslında çok sıradan,Aslı’ya göre öyle bana göre değil:)


Mahir küçük bir çocuk,Mahir delikanlı ve Mahir yaşlanmış,saçlarına hafiften aklar düşmüş bir yazar.Peşi sıra üç hikaye;-bu arada müzikler bir şaheserdi:Edvard Aris,Saki Çimen-Mahir küçük bir çocuk,babası yok,annesi ile birlikte yaşayan,yazma meraklısı bir çocuk,annesi ise ona çok düşkün ama amansız bir hastalıkla kıvranan genç bir kadın,çok güzel piyano çalıyor.Karşı komşuları ise Servet Bey,kızı Aslı ve Madam Sona.Servet Bey şahsına münhasır ünlü bir kitap yazarıdır.Kızı Aslı ise üniversite çağında genç biridir ve Mahir ile pek bir anlaşırlar.Mahir ise Aslı’ya sırılsıklam aşıktır.Bir kitap yazması gerekir kır saçlı haline geçiş yaparsak,ve geçmişine doğru tozlu bir yolculuğa çıkar.İşte hikaye tüm bu fantastik ve kurgusal olaylar içinde döner.Filmin sonuna doğru bir tren tünele giriyor ve orada gözlerinizi sımsıkı kapamayı unutmayın.Sonra açın tabii,yoksa filmin sonunu kaçırırsınız:)


Bu arada bugün çok enteresan bir şey denedim.Nazilerin verdiği bir kasa kirazın bir kısmı ile kirazlı cup yaptım.Bakın tarif:)

-Bir kase kiraz

-İki yemek kaşığı şeker

-5-6 yemek kaşığı yoğurt

-Varsa-daha lezzetli oluyor-bir dilim kek

-Az biraz tarçın


Kalmadı solumda dermanım

Dün bütün gece oturdum da ağladım

Hekim de yok çaresi dile kolay kalbe zor söylemesi

Sende de hava kışa dönmüştür

Eminim ellerin dizlerini dövmüştür

Bir ışık yakmaz hayat mecbur ayrılığımız aşka küstürmüştür

İnşallah unutursun,unutursun sen de

Kendimi avuturum,uyuturum ben de

İnşallah unutursun unutursun sen de

Kendimi avuturum,uyuturum bende,zamanla unuturum ben de


Sıla-İnşallah



7 Temmuz 2009 Salı

Genetik Tıkanma


Deforme olmuş bir vücudu düze getirmek ne kadar zorsa,çakıl taşlarıyla dolu bir hayatı düzene sokmakta sanırım o kadar zor.Bu arada Bella doğurdu,minik bir kız vampiri oldu.Hayırlı olur inşallah…Kalbimin küt jüt attığı bir zaman diliminde huzursuz bir bekleyiş.Belki de huzurlu.Saçma sapan bir kabustan yeni uyanmış gibiyim.Yolların bozuk olmasını istemiyorum.Gideceğim yolun önümde düzgünce durmasını istiyorum.Her işim zorlukla,zoru başarmakla alakalı,bir dünya şey.Kapalı konuşuyorum,çünkü kendimi asla açık bir şekilde ifade edemedim.Hoş buraya yazmamın amacı da bu ama;ne kadar karmaşık olduğumu gözler önüne sermekten başka bir şey değil.Kişisel eğilimle alakalı sanırım.İnsanı içinde yaşadığı çevre çok etkiliyor.Tıpkı geri zekalı yan komşularımızla birlikte zor çekilir bir hayatımızın olduğu gibi:)Hadi bekliyorum,çok dua ediyorum ne olur aydınlık olsun sonum.Amin:)


Bir şiir-i parazit geliyor benden,tıkandım,parazitlendim ve bir şey söyledim:


Ben ben olmaktan çıktım

Ama asla başkası gibi de değilim

İm ve ım hali üzerimde bol bir kıyafet

Düşler patates çuvallarından ibaret

Kafam allak bullak,kıllarım oynak

Yırtık bir sokak serserisi veya fahişe

Güzel terimler,özlü sözler,hoktan gözler

Benim ihtiyacım olan tek şey ise

Sıcak kalpler:)


Çiklet




6 Temmuz 2009 Pazartesi

Süt Ve Yağlı Boya


İsimler büyülüdür.

Sade büyülü mü,isimler hem de büyücüdür.

İsmi gibi saklı idi sırrı

Gün geldi vücudun şehri zehirlendi.


Elif Şafak/Pinhan


Son zamanlarda yoğun iş temposu sebebiyle ve benim boyumun bir seksenin üzerinde olması nedeniyle boynum uzun zamandır ağrımakta.Annem işi bırakalı beri evin işlerine dadandı.Evde her gün bir tamirci,onarımcı,badanacı,boyacı;ve cı meslek grubuna ait değerli sanatkarlar.Boyacılığında bir sanat dalı olduğunu düşünüyorum şahsen;neyse bugün de bahçe kapımızı boyattık,sarımsı krem adında uyduruk bir boyaya.Ama güzel oldu.Annem misafir ağırlayacağı için tüm bu tantana.Yarında giriş kapısını boyatalım diyoruz,ve ufaktan evin dış duvarının düzenlemelerine başladık,hayırlısı bakalım:)



Bu hamamın içinde ama her şeyin dışında bir yüzdü çocuğunki.


Murathan Mungan/Son İstanbul


Tam da bugün filmciye gidip;bir Pedro Almodovar Filmi olan Dönüş veya Barselona Barselona’yı alacaktım,ustanın yanında bekledik yine nasip olmadı.Vallahi boyu küçük olanlar hiç üzülmesin.Her yerde sorun bu uzun boy,maalesef kambur yürümek zorunda kalıyorsunuz;Tuğçe Kaza gibi-bir numaralı mankenimdir kendisi-;ve de toplu alanlarda eğer en önde dikiliyorsanız bir ton fırça yiyiyorsunuz,arkadaki bey amca ve hanım teyzelerden…

Söylemesi ayıp annem tarçınlı kek yapmış;bir de yanında koca bir bardak şekersiz pastörize soğuk süt değmeyin keyfime.Artık film işi yarına kaldı.Ayrıca elimde yine orijinal güzel bir İtalyan filmi var.La Dolce Vita;Federico Fellini filmi;sanırsam Oscar en iyi kostüm ödüllü.Vakit kalırsa onu izlerim ama saat dörde yaklaşıyor bile.Bugün de geldi geçti böyle…


Ne ne Nermin’i

Çok yeme peyniri

Peynir seni öldürür

Cehenneme götürür

Cehennemin kapıları

İstanbul’un cadıları

Ik mık

Kara kedi sen oyundan çık:)


Tekerleme/Elif Şafak/Pinhan



5 Temmuz 2009 Pazar

75'lik Yasak Aşk



Halid Ziya Uşaklıgil’e sevgim çok büyük.Bu sene hürmeten sınavda da bir soruya eseri Aşk-ı Memnu’yu koymuşlar.Kitabını okuyamadım ama malum şu meşhur diziden tanıyoruz.Sırf Beren Saat’in güzel yüzünü ve çarpıcı ses tonunu tadabilmek için arada bir bakıyorum diziye.Ama yasaklıtube’da eski bölümleri var.Sanırım altı bölümden oluşuyor.Duyduğuma göre Trt için çekilen ilk siyah beyaz diziymiş.Neriman Köksal ve Müjde Ar aklıma gelen ilk isimlerden.Ben Türk Sinemasına bayılıyorum,o kadar doğallar ki onları izlerken hep kendimi buluyorum.Keşke hep o siyah beyaz film karelerinde yaşasam.Şuan dördüncü bölümünü bitirdim dizinin ve son iki bölümü kaldı.Bence karşılaştırmak gerekirse kesinlikle yetmişbeşlik olanı daha güzel.Çünkü o dönemin kıyafetleri,o dönemin havası,başarılı oyunculukları ve her şeyden önemlisi taptaze dupduru güzellikteki bayanları.Şimdikilerden çok daha mest olma arzusuna kapıldım efendim.O hava,o endam,çarşafın içerisinde yürüyüş şekilleri,fevkalade…Ben en çok Nihal karakterini beğendim.Çünkü çok başarılı işlenmiş,tebrik ediyorum…Siyah beyaz filmler deyince ben de var bir tane tarihi filmlerimizden.Bir Yeşilçam Hatırası serisinden;başrollerde Ediz Hun,Türkan Şoray,Çolpan İlhan.Senaryo ve yönetim Osman F. Seden.Yıl 1965

Kısaca hikaye;

Zengin amcasının varisi olan Kemal(Ediz Hun)

Bir iş seyahatinde tanıştığı Türkan’a(Türkan Şoray)aşık olur ve evlenmeye karar verirler.Fakat Türkan Kemal’in amcasının kızıyla evli ve iki çocuk babası olduğunu öğrenince kaçıp izini kaybettirir.Kemal aşkı için servetinden ve peşini bırakmayan alkolik eşinden vazgeçse de boşanmaması için borçlandırıldığından habersizdir.Tesadüfler iki sevgiliyi yeniden karşılaştırır.Ancak mutluluk için çok az vakitleri olacaktır.

Aynen Issız Adam’daki gibi…Yıllar sonra tekrar ve farklı iki aşık.Kalp atışları dahi aynı.Ufak bir ayrıntı kazıntısı,Vesikalı Yarim’de mevcutmuş sitede.Vallahi çok şanslıyım.Bu seriyi kapatayım hemen onu izlemeye başlayacağım.Bir de benim gizli tutkum,dans.Bu akşam başlıyordu sanırım,eğlenceli olacak.Tv kurdu oldum çıktım yahu!