24 Haziran 2009 Çarşamba

Alacakaranlıkta Yeni Bir Ay Tutuldu



Öyle bir seriydi ki beni baştan çıkardı adeta kışkırttı.Evet,Stephenie Meyer serisinden bahsediyorum.Önce “Alacakaranlık” ile başladı maceram takıldım kaldım.Tabi önceden filmi izlemişliğim vardı bir nebze.Sonra “Yeni Ay”da buldum kendimi.Sanki Phoenix’te ayda ip atlıyormuşum gibi yaşadım kitabı.Malum sonrasında “Tutulma”.Bana pek bir histerik ve romantik ötesi gelse de tutulduk işte.Aydan kendini kaçırmak ise farklı bir hengame.Derler ya hep kendinizi Amerikan büyüsüne kaptırmayın bir yalandan ibaret diye,insanın kendini Amerikan müziği eşliğinde ve tabii ki benim Paramore’umun eşliğinde garip bulması ve hoşlanması doğal.Ben hala Şafak Vakti’ne çıkamadım ama çıkmak üzereyim.Her şeyi erteledim sınava gireceğim diye ama keşke demem inşallah önümüzdeki günlerde.Enteresan olan bir şeyler var aslında.İnsanın kendisini kitabın kahramanları gibi hayal etmesi ki her zaman olur aslında bu,enteresanlık kitaptan sonra kendimi hem Bella hem de Edward gibi hissetmemde.Anladım erkeğiz Edward gibi hissedeceğiz ama Bella gibi hissetmek niye?Sanırım özümsedim Bella karakterini.Sanki unisex,yani kahramanlar her zaman böyle olmalı.Önemli olan karakter özümsemesi.Bella olsam kime ne ki?Ben de işte;I caught myself…

Şuan kendimi hayal ediyorum.Bir vampire aşık olsaydım ve o vampir gerçekten benim kanıma susayıp beni ölümüne sevseydi ben de kesinlikle aşkına karşılık verirdim.Evet iddia ediyorum Edward kadar yakışıklı ve çekici olabilirim ama en azından vampir değilim.Ama şuan isteyebileceğim şeyler arasında olabilirdi bir vampir olmak.Sonsuza kadar yaşamak,para derdi olmadan,gelecek kaygısı olmadan,gece istediğin gibi dolaşmak,sarımsaktan uzak durmak pahasına bile.Ya da beni bıraksalar bir sahneye.Paramore ile birlikte hayallerime kavuşsam.Sabaha kadar bana şarkı söyleseler ama ben yokmuşum gibi…

En son nokta bir de akşamları bir dizi çıkıyor Tv8’de,Şöhret Yolunda…Aslında pek akıl karı bir dizi değil.Kendini Avrupalı gören insanların fazla açık-cinsellik dürtülerini dürtmekten başka bir halta benzemiyor.Spain…Sadece seviyorum diziyi çünkü içinde üniversiteli gençler var.

Yarın bir yolculuk beni bekliyor.Beni tanıdığını ve bildiğini biliyorum hayat.Beni bilmemezlikten gelme ne olur!Hem benim Aşk’taki gibi 40 altın kuralımda yok.Gül bana.









16 Haziran 2009 Salı

Mor Yıllar



Neden hayat beklediğim gibi ilerlemiyor?O kadar başarılı bir öğrencilik hayatının ardından girdiğim sınavda böylesine yanlış çıkarmak ve geçen şu üzücü günlerim niye?Sonuçlar daha belli değil bu sene şanslı olduğumuz falan söyleniyor ama benim aklım hala sınavda.Bu kadar zorlayıcı olmalarının sebebini anlayamıyorum.Çoğu başarılı arkadaşım benim gibi hayal kırıklığı içerisinde.Artık hedefimden şaşmak zorunda kaldım neresi olursa oraya gideceğim diye düşünüyorum çünkü bu strese daha fazla dayanamayacağım.Bu netleri nasıl ben çıkartırım inanamıyorum!Dershaneler bizi uyutmuş demek ki,bu kadar yüksek puanlı denemeler birincilikler bir hayal dünyasından ibaretmiş.İnşallah her şey benim için hayırlı olur ve daha fazla üzülmem.Gözümde yaş kalmadı iki gündür yazsam mı yazmasam mı düşünüyordum ve parmaklarım dokundu sonunda tuşlara.Beklentileri,hayalleri ve geleceğimi düşündükçe çıldıracak gibi oluyorum.Her halükarda kötü bir sonuçla karşılaşacağım ama tabi bu senenin ne getireceğini,istatistiklerini daha bilmiyorum.Ama şu ana kadar hiçbir denemeden almadığım kadar vasat bir puan alacağıma eminim.İnşallah yerleşebilirim ve okurum çünkü tek istediğim şey bu okumak,okumak ve okumak.Sanırım en kötüsü de herkesin beklentisini suya düşürmek.Dinsin artık bu göz yaşlarım Allah’ım,o kadar çalışmam ve emeğim boşa gitmesin ne olur?Arkadaşlarım yerleşirken açıkta kalmak benim için çok korkutucu olur.Ah şu Tükçe’yi bu kadar zorlamaktaki amaçlarını bir anlayabilsem.


Mor yıllar doludizgin geçer üzerimden

Yüzümde çizik çizik sevda yazılır

Seninki en derini süzülür gider sol yanağımdan

Ah yıllanmış aşklar geçer gider gözümden

Sonuna gitmek ya da kalmak yazılır

Yanımda kalsan bozulur döner kader

Son durağından

…

Eksiz zamanlar,lanetli zamanlar.Her şey için en çok annem için umut ediyorum.Beni yarı yolda bırakma hayat,mor yıllarımı pembe rüyalara çevir hem de hemen:/

11 Haziran 2009 Perşembe

Mezun Oldum Gidiyorum

Daha dün gibi aklımda okulumun kapısından içeri heyecanla girişim ve kayıt oluşum.Bir de kazanmış olarak girmek ve kazananlar listesinden adınızı görmek daha büyük bir gurur kaynağıydı.Şimdi dört yılımı doldurmuş olarak gidiyorum okulumdan.Her duyguyu acımasızca yaşadığım ve günümün büyük bir çoğunluğunu hatta hayatımın merkezini oluşturan bu kaynağı bırakıyorum yerinde.Dün gece büyük bir heyecan yaşadık bu vesile ile.Mezuniyet gecemiz vardı.Okulumuzun hemen üst tarafındaki polis okulunun gösteri salonunda oldu mezuniyetimiz.Önce keplerimizi ve cüppelerimizi giydik ve bulduğumuz bütün hocalarımızla,arkadaşlarımızla fotoğraf çektirdik.Heyecanla sahnede yerimizi aldığımızda ise bambaşka bir gurur vardı.Arkada slaytta bizim resimlerimiz geçerken de kendimi bir ajanstaymış gibi hissettim.Spor bir kıyafetle takım elbiseye kaçmadan-ki asla-siyah bir kot,kırmızı bir gömlek ve yine siyah beyaz bir conserve:)

Her taraf cıvıl cıvıldı.Okulumuz müzik grubu şarkılarını çaldı ve biz anca ayakta dikilip beklemek durumunda kaldık ama yine de her şey çok güzeldi.Sonra okul dereceleri açıklandı.Okul birincimiz provalara gelmedi ama geceye geldi.Sanırım ders çalıştığı için provaları kaçırmış.Okul ikincisi ise bizim sınıfımızdan benim en yakın arkadaşlarımdan birisi çıktı ki bekliyorduk çok sevindim.Ben de ilk on hayal ettim ama olmadı sanırım kıl payı kaçırdım ama canım sağ olsun.Mezun oldum ya sonuçta,şimdi bir de sınavı kazanayım o bana yeter.En son kep attık ve ortalık bayram yerine dönüştü.Küsler barıştı-sanırım barıştık- deli dolu eğlendik,arkadaşlarımızın velileri ile tanıştık.Minik Sena ile tanıştım ve hala aklımda onun o güzel yüzü tombul yanakları…Bu arada teyzemden de bir ellilik aldım canım teyzem benim ama hemen anneme naklettim parayı kıyamam ki!En son Atilla Hocanın arabasına atladık ve hocalarımızın bizim için hazırladığı gece partisine eğlenmeye yol aldık.Herkes oynadı ama ben oynamadım yine.Çok ısrar ettiler ama ne bileyim sevmiyorum işte.Sonra evlere döndük tabi.Sonunda hüzün vardı.Manga’nın dediği gibi;

Bir hüzün şehir ayırdı bizi

Ve bu son olmayacak

Göz yaşı ile besledi

Her aşk ölümü tadacak.

Şimdi;yarın karnemi alacağım ve Pazar günü sınava.Ya nasip diyorum Allah’ım:)

9 Haziran 2009 Salı

Güzeller Ülkesi




Geçen gün bir deneme sınavında felsefe bölümünde bir soru çıktı.Daha önce de yazmıştım böyle ilginç detaylar.Bir tane daha patlatayım dedim…Bir hikayeden alıntı sanırım ya da hayal ürünü her neyse…Zamanın birinde güzeller ülkesi diye bir yer varmış.Ve bu güzeller ülkesinde bir genç bir suç işlemiş.Ve güzeller ülkesinin kralı tarafından cezaya çarptırılmak üzere karşısına çıkmış.Kral gence idam cezasını uygun görmüş.Ve bir sonraki gün meydanda yapılacak olan idam cezasına yönelik ona bir şans vermiş ve kendisini öldürecek olan kişiyi seçebileceğini söylemiş.Ertesi gün meydanda güzeller ülkesinin tüm güzel insanları toplanmış ve gence sormuşlar yanındaki zebaniler:”Kimin seni öldürmesini istersin”?Genç düşünmüş ve cevap vermiş:”İçinizde en çirkin kimse beni o öldürsün” demiş.Herkes birbirine bakmış ve kimse çirkin olduğunu düşünmediği için hareket etmemiş.Ve kral genci serbest bırakmış.

Ben bu soruyu yanlış yanıtlanmıştım ama neyse…Cevap ‘güzellik vazgeçilmez bir unsurdur’ olacakmış.Ben bu kadar basit düşünmemiştim ama sınavlarda önemli olan bizim ne düşündüğümüz kısmı olmadığı için itiraz edemiyoruz tabii ki:)



8 Haziran 2009 Pazartesi

Bistra Voda




Bir eurovision şarkısı ‘bistra voda’ Regina adlı bir grup söylüyor.Mr.Sempati Rybak’tan sonra en beğendiğim yarışma parçası bu şarkı.Türkçe’si ‘berrak su’ anlamına geliyor ve Türkçe’si ile ilgili bildiğim tek şey de bu.Sanırım müziği evrensel yapan da bu.Ayrıca biraz araştırdım Boşnakça çok güzel bir dil gerçekten.Özellikle telaffuzları çok beğendim söylemem lazım.Şarkının müziği beni öylesine etkiledi ki bir şeyler yazma gereksinimi duydum.İlk olarak bir kahramanlık,bir beklenti,bir masumiyet duyuyorsunuz şarkıda ve sonra milli öğelerle süslenmiş umutlu bir gelecek beklentisi.Yolculuklarda güneşe karşı dinlemek ruha bire bir faydalı.Tanıdığım Boşnakça bilen biri yok ama sözleri bilmesem bile neyden bahsettiğinden anlıyorum sanki; bu müzik benim ruhumu uçuruyor.Tıpkı Yedi Numara’nın bir sahnesinde klinik bir hastanın Berat’ın ruhunu uçurtma yapıp uçurmak istemesi gibi çocukça…Şuan ağlamak üzereyim çünkü saçımı düzeltirken küçük parmağımı sağ gözüme soktum:)Neyse ben derin duygulara dalmaya devam etmek istiyorum.Aslında en önemlisi berrak sular gibi akmak,ben de istiyorum akmak bir yerlerden bir yere.Aktığımız yerlerin sular gibi berrak olması dileğiyle:)


Evet buldum buldum 'Uludağ Sözlük' sağolsun işte Türkçe'si,gerçekten tahmin ettiğim gibiymiş:)

bazı insanlara sordum
mahallede, ruhumun nerede olduğunu
bir sır, dediler, saklıyorsun benden, canım.

bana geri dönmelerini istedim
o zamanın, eski vakitlerin baharın
o aşk havadan, dediler.

doğur beni mayıs'ta bir şafak vakti
yıka beni berrak suda.
bir çiçeği koruyorum ben, diğerleri giderken
seni koruyacağım yaşadıkça.

güneşin bir kısmını çal bizim için.
yarın yoksa, bugün de yok.
şarkı senin kalbine ulaşınca kolay.


4 Haziran 2009 Perşembe

Ya Şimdi Ya Da Sonra!


Bir başlangıç mı yoksa hayallerin ertelenmesi mi benim için tam olarak bilemiyorum.Uzun zamandır bel bağladım bu sınava.Daha önce de yazdım biliyorum ama hayatımın tam ortasında böyle bir durum olunca ister istemez dramatize etmek durumunda kalıyorum.Bu hafta mezuniyetimiz var.Okuldan ayrılmadan önce bir telefon zinciri oluşturmuştuk.Mezuniyet bilgilerini ve prova bilgilerini kolayca yaymak üzere.Zincirin son halkası kim bilin bakalım?Elbetteki benim.Ben en son Pınar Hocamızı arayıp zincirin görevini başarıyla tamamladığını bildireceğim.Mezuniyetimizde yer problemi var ama olsun bizimkiler cümbür cemaat geliyorlar valla,ayarlayıversinler yer canım:)Ben kendimi hala küçük hissederken,doktora bile annemle giderken,evdeki böcekleri gördüğümde annemi çağırırken,komşunun köpeği beni kovaladığında ertesi sabah karşı yola annemle birlikte geçerken ne çabuk büyümüşüm.Sonunda liseden mezun oluyorum.İnşallah okulda ilk ona girerim.Sanırım ilk ona girenlerin ismi okunuyormuş ve diplomaları önceden veriliyormuş.Ben de çok isterdim böyle bir gururu aileme yaşatmak.Gerçi 120 civarı öğrenciden ilk ona girme ihtimalim ne kadar fazla onu tam idrak edemedim ama bir umut bekliyorum işte.


Ah ÖSS;beni de seni kazananlar kervanına alabilecek misin acaba.Gerçi çok iyi anlaşacağımıza inanıyorum seninle ama mühim olan senin inanman tabii.Ben kesin kararımı verdim.Öğretmen olmak istiyorum.Çevremdeki insanlara cevap da vermek istiyorum.Sonucumu,kazandığımı bağırmak istiyorum camdan annemin iş dönüşünde.Haber yollamak istiyorum birilerine.O birilerine dava açıp öğrenci parası ya da nafaka her neyse onu alıp parasını çatır çatır yemek istiyorum.En önemlisi kendi geleceğimi kurtarmak istiyorum.Artık son haftanın içerisindeyiz.Çalıştım ve emek verdim.Çok mücadele ettim.Bileğimin hakkıyla Bir Sosyal Bilgiler ya da Türkçe öğretmeni olmak istiyorum.Bunu bana çok görmezsin umarım hayat.

Ah geleceğim,geleceğim inşallah,adım adım ilerliyorum ve Gülay’ın şarkısıyla veda ediyorum sınavdan sonraya kadar.Güzel geçerse buradan canlı yayın yaparım zaten:)


Son gün geldi kapınıza

Alır mısın beni içeri?

Buyur edeyim bir soluk izin ver

Birazdan dönerim geri

Yolum uzak diyardadır

Evim sonsuz mekandadır

Yarim sevdama iyi bak

Gönlüm senin yanındadır

Sen de bir gün özler isen

Olur ya göreyim dersen

Gelir alırım seni de yanıma

Gideriz sevgi diyarına

Orada yaşayıp yüzyıllarca

Döneriz belki şu dünyaya…(Ölüm Türküsü)





12 Mayıs 2009 Salı

Alacaaydınlık



Üç şeyden kesinlikle emindim.Birincisi,Edward bir vampirdi.İkincisi onun ne kadar güçlü olduğunu bilmediğim bu vampir benim kanıma susamıştı.Üçüncüsü ona koşulsuz ve geri dönülmez biçimde aşıktım!


Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün!


Stephenie Meyer’in Alacakaranlık’ından seçmeler ile başlamak istedim bu yazıma.Param olmadığı için son üç kitabını daha alıp okuyamadım.Fakat maaş gününü sabırsızlıkla bekliyorum doğru kitapçıya gideceğim.Kitabı okurken Bells’e bir kez daha hayran kalmamak mümkün değil.İstiyorum ben ya bir tane Kristen şöyle başucumda oturuversin…Zafere son bir ay kaldı ve ben çok telaşlı ve korku doluyum.Telaşlıyım çünkü emek verdim ve çalıştım bunun karşılığını almak istiyorum ve merak ediyorum.Korkuluyum çünkü;deneme sınavlarında aldığım puandan daha az bir puan almaktan korkuyorum.Ayrıca hiç matematik yapamadığım için sözel zekama güvenimin tam olmasını sağlamakla meşgulüm.Sanırım bundan sonra yapılabilecek çok fazla şey yok.Tabi ipleri bırakmayıp aynı tempoyla devam etmekten başka.Ha iyi bir dehaya sahip iseniz bunlara gerek yok tabi…Son sınavımızda anket yaparken sınava kompozisyon sınavı eklensin dedim.Bence gayet mantıklı.Bilginin yanından kültür düzeyimiz ve iletişim düşünen öğrenciler için yazma yeteneği olanlar değerlendirilse ne kadar güzel olurdu.Tıpkı şuan şunu hayal ettiğim gibi.


Onun haricinde kendimi çok fazla strese soktuğum da aşikar.Her gün evimizde bu muhabbet.Ve de arkadaşlarınızdan yediğiniz kazıklar.Daha birkaç yazı önce yazmıştım lise hayatını unutamayacağım diye ama tüm fikirlerimi değiştirdim.Bu kadar ucuz insanlarla değerli sohbetlerimi paylaştığım için çok pişmanım.Sanırım bu biraz tılsımla ilgili bir şey.Acaba Eylül dünkü bölümdeki gibi bana da bir tane tılsımlı kolye yapar mıydı istesem?Yani demek istediğim hiçbir şey göründüğü gibi değilmiş.Ama ben her zamanki gibi sessizce çekildim aradan.Bazen iyi niyet ters tepiyor ve sizin üzerinizde patlayıveriyor.Maalesef bazı arkadaşlarımı hayatımdan çıkarmak zorunda kaldım ve mutlu olmadığımı söyleyemeyeceğim.Her gittiğim yerde bu problemleri yaşamak zorunda mıyım anlam veremiyorum.Her neyse unuttum gitti zaten,düşünmem gereken daha önemli şeyler var önümde.Hepsinin derdini biliyorum ama.Hayatın gerçek yüzünü görmemiş gül gibi yetiştirilmişler.Zamanla yara alacaklar ama farkında değiller.Onlar için tek dileğim çabuk iyileşmeleri…Bu arada o kadar uzak kaldım ki buradan,kendimi özgür hissettiğim tek yerden.Şu sınavı başarıyla bir atlatayım inşallah en kısa zamanda yeniden buradayım…


Erdal Güney dinliyordum ben de bu satırları yazarken.Ne güzel sözler,ne güzel bir yorum…


Adımlarken sensizlikte şu ömrü

Gecede ay günde güneş salkım söğüdü

Yaralarda acınırken,hüzünlerde avunurken

Yüreğimde sensin bahar

Esen bir yel düşler yazar

Rüzgarım ol gülüm,yangınında külüm

Nefesin vurmazsa yüzüme

Senden bana gelen ölüm


Eurovision heyecanını kaçırmamanız dileğiyle…Malum ortada bir Hadise var:)

Veda ediyorum fonda Nancy Sinatra-Bang Bang(My baby shot me dawn)



23 Nisan 2009 Perşembe

Geçmiş Olsun Anıl



Geçmiş olsun Anıl...Daha şuracıkta seni anlattığım neşeli yazı dururken sınıf adına buradan sesleneyim dedim sana.Nazar değdi yok bunun başka bir açıklaması.Bundan sonra sana Stone diye seslenirsem iki olsun...İyi olduğuna inanıyorum çünkü attığın mesajlardan hala esprili olduğun belli.Bol bol müzik dinle,kitap oku diyeceğim okumazsın biliyorum,işte Öss öncesi bu raporlu günleri bol bol eğlenceli sağlıklı değerlendir...Kahrolsun yollar,sorumsuz belediyeler...
Arka sıram boş kaldı bak ona göre,biran önce iyileş de gel.Hadi bekliyoruz:)

11 Nisan 2009 Cumartesi

Anlaşmadan Ölmeyelim



Garip bir tesadüf gibi yaşama algılarının açık olması.Son zamanlar bu zamanlar benim için…Nedeni malum,çok açık ortada.Sıkılganlıklar,hep aynı şeyler,mevcut durumlar daha bir sürü şey.Ama bu aralar öğrendiğim bir şey var.Gerçek arkadaşlıkların nasıl olduğu.Daha önce kimse beni bu kadar merak edip her dakika halimi hatırımı sormamıştı.Ve bu yüzden hep yalnız hissetmişimdir kendimi.O kadar dandik mizaçlı insanlarla dolu ki çevrem hangi birine laf yetiştireyim.Bir yerden sonra ona bile alışıyor insan.Saçma sapan şeyler olağan gelmeye başlıyor.Ama öyle zamanlarda bir şey oluyor ki,bu şey insanı hayata bağlıyor.Arkadaşlık duygusu sanırım…Telefonumda 10 cevapsız arama.Benden birkaç saat haber alamayan arkadaşlarım bana ulaşmaya çalışıyorlar,merak ediyorlar.Mesaj gönderen gönderene…Güzel duyguymuş başkaları tarafından önemsenmek.Teşekkür ediyorum onlara bir kez daha.Ama en önemlisi şu ki;siz ne kadar güçlü olursanız olun illa ki sırtınızı birine dayamak istiyorsunuz.Yani en azından bazı duygusal buhranlar zamanında ben gibi…Ağlamak çare olmuyor o zamanlar birinin kollarında ağlamak gibi.Melekler Korusun’u izlerken dinledim ;İpek bakışlıdan duydum hikayeyi.


Arkadaşlık ile aşk varmış.Aşk sürekli arkadaşlığa sana ihtiyacım yok,ben varken sana yer yok sen ne işe yarıyorsun ki deyip duruyormuş.Arkadaşlık o sıra cevap vermiş.Ben sen gittikten sonra dökülen göz yaşları için varım demiş.Ne kadar doğru,gerçekten de böyle olsa gerek.Umuyorum ki gelecekte de mutlu ve bağlı dostluklarım olur.Gitmeler olmazsa tabi…Melekler korusun bizi:)


İster kırılıp dökülelim

İster yok olup dirilelim

Sevişmeden uyumayalım

Anlaşmadan ölmeyelim

…



28 Mart 2009 Cumartesi

Sonunda Twilight'ı İzledim



O kadar bahsettim,o kadar istedim ki izlemeyi sonunda başardım:)Gerçi bu küçük yerde ancak korsanını ve alt yazılı olanını bulabildim ama ne yapabilirim;zaten burada değil korsanını orijinalini bulmak bile bir mucize!Özellikle Bella yani Isabella karakterinin filmin başında söylediği bir söz vardı:"Ben daha çok içimde acı çeken tiplerdenim";işte beni anlatan ve yansıtan bir cümle kopup geldi parmak uçlarıma şu anda.Oyunculuklarına zaten diyeceğim bir şey yok bir sürü yorum yapılmıştır elbette.Bildiğimiz vampir filmlerine benzemediği gibi çok satan bir kitaptan da böyle güzel uyarlanması cabası.Hoş bizim ülkemizde kitap uyarlaması diye yapılan dizilerden(Aşk-ı Memnu ve diğer Memnu'lar) cezve cezve kalitesizlik ve gerçek esere saygısızlık aksada doya doya bir sinema tadı yaşadım filmde.Yalnız beni üzen bir şey vardı;en sevdiğim grup olan Paramore'un bu film için yaptığı "Decode" adlı fşarkı hiç çalınmadı.Sanırım bu işten karlı çıkanda yapımcı firma oldu,hem filmi duyurdu hem de filmi için bir ön hazırlık imkanı buldu.Ama o şarkıyı filmin can alıcı sahnelerinden özellikle Bella'yı kurtarma sahnelerinden birinde dinlemek isterdim...Olmadı!Sanırım New Moon'da bu şarkıyı dinleme fırsatına erişeceğiz.

Son çıkan haberlerde de Edward'ı canlandıran Robert Pattinson'da gözü olanların listesi hayli kabarık görünüyordu.Aman duyduğuma göre en son Paris Hilton göz dikmiş çocukceğize.Allah korusun diyorum!(İyice uçan kuşa dönmeden) ben ayrılıyore,filmi şimdiden seyrettiklerim arasındaki listede en başlara aldım.