Annem ile babam ben henüz 23 günlük bir bebekken boşanıyorlar. Mahkeme velayetimi anneme veriyor. Annem beni alıp memleketine dönüyor ve babam İstanbul'da hayatına devam ediyor. Bugüne kadar babamı birkaç kere gördüm. Maddi ve manevi hiçbir desteği yoktur hayatımda. Anne tarafından yakın akraba niyetine yalnızca iki teyzem var. Biri kofti zaten.
Babam ben ilkokul yıllarındayken ikinci evliliğini yapıyor. Bir erkek çocuğu oluyor. Onu da tesadüf eseri nüfus kayıt örneği almaya gittiğimizde öğreniyoruz. Bir erkek kardeşim olduğu yazıyor kağıtta. Öğreniyoruz ki evlendiği kadının da ikinci evililiğiymiş. İlk evliliğinden bir kızı varmış ve onu da yanında getirmiş. Çok geçmeden boşandıklarını da öğreniyoruz.
Aradan yıllar geçiyor, ben mezun oluyorum ve öğretmenliğe başlıyorum. Annem çok ağır bir rahatsızlığa yakalanıyor. Beyin damarı pıhtı atıyor, felç geçiriyor. Aylarca konuşamıyor, beslenemiyor ve yürüyemiyor. Ona sil baştan tıpkı bir çocuk gibi alfabe öğretiyorum; konuşmayı yeniden öğreniyor. Ona gözüm gibi bakıyorum, hemen hemen iki senede anca toparlanmaya başlıyor. Bu safhada beş yıllık ilişkim karşı tarafın isteği ile aniden bitiyor. Annemin hastalığı ve benimle ilgili hiç ummadığım şeyler söylüyor ve gidiyor. Beni bu kadar çaresizken yapayalnız bırakıyor. Şaşkınlıkla izliyorum olup biteni.
Birkaç gün önce Belçika'dan bir mesaj alıyorum. Biri kuzenim olduğunu söylüyor. Halamın oğlu oluyormuş kendisi. 30 yaşındaymış. Halam kim onu bile bilmiyorum. Biz kuzen oluyoruz diyor, duygulanıyor.
Bu gece de öğreniyorum ki babamın ikinci evliliğini yaptığı kadın üçüncü evliliğini de yapmış ve bir kızı daha olmuş. Bir kadının üç ayrı adamdan üç ayrı çocuğu.
Böyle karışık bir geçmişin içinde kimi zaman düşünüyorum. Kardeşime ulaşsam mı diyorum. Annelerimiz bir değil ama ne bileyim işte, insan farklı hissediyor. Bir kardeş, neden kötü olsun ki. Annem hayatını kaybetseydi yapayalnız kalacaktım. Bazen düşünüyorum, nasıl yorulmuyorsun oğlum diyorum kendime? Nasıl bu kadar dirayetlisin?
Bilmiyorum, yine de mücadele etmeye devam ediyorum. Mutlu olma hakkımın elimden alınmasına asla izin vermiyorum. Vermeyeceğim.
hiç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hiç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Aralık 2015 Salı
14 Ağustos 2014 Perşembe
Pazarları Hiç Sevmem
Pazarları Hiç Sevmem,senaristliğini ve yönetmenliğini Rezzan Tanyeli'nin yaptığı orta şekerli kahve tadında bir film.Bazı filmlerde abartılacak bir şey bulamazsınız,tertemiz akar gider.Yer yer eksik hissetsem de genel olarak filmi beğendiğimi söyleyebilirim.Filmin en beğendiğim noktası ise görüntüler oldu.Kış mevsimine olan hayranlığımdan mütevellit,kış vakti çekilen filmlere karşı bir sempatim vardır.
Ayrıca ilginçtir ki ben de pazarları pek sevmem.Belki Pazartesiye olan meylinden dolayıdır.Pek bir kasvetli bulurum,pek sıkar canımı.Elbette her halükarda pazartesiden daha güzeldir.
28 Kasım 2011 Pazartesi
Hiç

"Bana kalırsa,hep kendi kişiliğimizin aynı,kapalı yolundan gideceksek koşmanın hiçbir anlamı yoktu.Bazı insanlar yaşamak için doğar,bazıları çalışmak için,bazıları da hayatı seyretmek için.Benim küçük ve değersiz bir seyirci rolüm vardı.O rolden çıkmam imkansızdı.O anda benim tek gerçeğim korkunç bir yürek sıkıntısıydı."
Carmen Laforet'in "Hiç" adlı muhteşem romanından aldım bu sözleri.Beni anlattığını düşünüyorum.Ben de hayatı seyretmek için doğanlardanım.

"Bana kalırsa,hep kendi kişiliğimizin aynı,kapalı yolundan gideceksek koşmanın hiçbir anlamı yoktu.Bazı insanlar yaşamak için doğar,bazıları çalışmak için,bazıları da hayatı seyretmek için.Benim küçük ve değersiz bir seyirci rolüm vardı.O rolden çıkmam imkansızdı.O anda benim tek gerçeğim korkunç bir yürek sıkıntısıydı."
Carmen Laforet'in "Hiç" adlı muhteşem romanından aldım bu sözleri.Beni anlattığını düşünüyorum.Ben de hayatı seyretmek için doğanlardanım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
