4 Eylül 2009 Cuma

Manyak Günler!


Manyak günler dedim ama başlığa aslında fena bir gün de geçirmedim hani.Hayatımda hiç bu kadar yoğun bir gün yaşamamıştım hatta hiç bu kadar yürümemiştim ve hatta hiç bilmediğim bir şehirde bilmediğim insanlarla konuşmamıştım belki de…Gece 11 otobüsü ile Eskişehir’den yola çıktık.Durum belli aslında,hep veliler çocuklarını kayıta götürmek için biniyorlar otobüse.7-8 tam tekerlik üstüydü ama aslı sorun o değildi asıl sorun benim kocaman bacaklarımın o otobüse sığmamasıydı.Sağa dön yok sola dön yok,önümdeki adam ayrı horlar,arkamdaki adam ayrı horlar.Yapacak başka da bir şey yok.Devamlı müzik dinlenilmez derken servis başladı:Kek ve kahve…Afiyet olsun bana.Tam ayaklarım düzene giriyor derken hayda önümdeki kız koltuğunu indirdi geriye doğru.Şeytan dedi çak suratına bir tane ama öğrendim ki eczacılığı kazanmış zaten babası da izbandut gibi bir herifti,yine mütevazı davrandım.Neticede Afyon,Denizli,Nazilli derken Aydın’a gelip çattık.Nazilli deyince birini hatırladım o anladı,mesaj mesaj mesaj,sağ olsun hiç yalnız bırakmadı;)Tera tera;))


Sonra Aydın garına girdik,karnımız felaket aç,ilk gördüğüm çorbacıya girdik girmez olaydık tuzsuz yağsız çorbalarımızdan birer kaşık alıp ve de sekiz milyon ödeyip çıktık dışarı.Sonra üniversitenin servisini bekledik bindik ve kayda gittik.Ben eti-cini çok severim bol bol ondan yedim.Sonra kayıt başladı ve evrakları doldurup teslim ettik,en sonda yurt başvurusunu yaptık ve gidiyoruz derken aksilikler bizi buldu.Önceden yurda 100 Tl yatırmamız gerektiği söylendi,sonradan ise öğrendik ki kayıt için depozito parası da alınıyormuş bir de 200 Tl depozito benim tabirimle hava parası verdik,geldik;)Etti 300 Tl…


Koş Aydın’a çarşıya şu kırmızı logolu devlet bankasını bul.Bu arada hiç iyi çalışamıyorsunuz hep böyle zaten bu banka yıllardır.Bankamatikten para çekememe gibi bir sorunumuz vardı Allah’tan çektik yoksa o geceyi Aydın’da geçirmek zorunda kalabilirdik…


Neticede üniversiteyi ve Aydın’ı beğendim ama garını hiç beğenmedim;)Nazilli daha güzeldi oradan bineceğim bana ne..;)


Vee yoruldum hem de çok yol sekiz saat sürüyor çekilmek bilmiyor.Bazen kendi kendime yoldayken ulan manyak nerden yazdın burayı git dibindeki bir memlekette oku bu kadar yol nasıl biter diye dedim ama sonra Aydın’ı ve içinde bulunan iyi yanları(!) düşündüm ve iyi etmişim dedim…İyi etmişim de üniversiteli olmuşum…Habala hubala hup;)



1 Eylül 2009 Salı

Aydın Yolcusu Kalmasın;)


Yolculuk vakti geldi çattı.Yıllardır hayalini kurduğum üniversite kapısından girmek bana da nasip oldu,aslında mutlu olduğum söylenebilir fakat hiç de garip bir şey değilmiş,oldu bitti olayı tamamen…Bütün hazırlıklarımızı yaptık ve biletlerimizi de aldık,umarım eksik bir şey olmaz.Yarın 3:35 Boğaziçi ile Eskişehir’e gidiyoruz.Otobüsümüz gece saat 11:00’da.Aslında ben yürümeyi ve adres sormayı hiç sevmem ama bakacağız artık,mecburen katlanacağım tüm bunlara.Eskişehir’de sanırım bayağı bir gezeceğiz sonra malum Aydın yolcusu kalmasın.7-8 saatlik bir yolculuk yapacağız ve ben hayatımda hiç bu kadar uzun süre oturmadım.Umarım bağırsaklarım harekete geçmez,yoksa her şey kabusa dönüşebilir;)


Aslında hiçbir şey bilmiyorum bu bana tamamen delilik gibi geliyor.Onca şehir arasından hiç görmediğiniz bir şehri ve sadece adının veya ne bileyim Ege’nin cazipliği ile ilk tercihinize yazıveriyorsunuz.Hayatınızın dört senesini belki de daha sonrası geçireceğiniz bu şehre bir yabancı gibi gidip oraya alışmaya çalışıyorsunuz.Alışmaya mecburum fakat yine de bazı şeyler ürkütüyor.Yapayalnız bir şehirde siz de yapayalnız.Etrafınızda tanıdık kimse yok,ellerinizi uzattığınızda parmaklarınıza dokunacak kimse yok;)Bana acı biber turşusu alacak kimse yok;)


Neyse alışırım herhalde.Tatile çıkamıyorduk artık tatil gibi gelecek bu seyahat bana fellik fellik gezeceğim;)Başka bir alem başka bir dünya beni bekliyor.Keşke alıştığım insanlar yanımda olsaydı ama her koyun kendi bacağından sözü her yerde uygulanmaya mahkum,en azından kendini devamlı yalnız hisseden biri için…


Yolculuk sonrası da bir seyahatname hazırlamak niyetindeyim.Sanırım dönüş sonrası hayal kırkılığına uğramazsam bir şeyler yazabilirim.E ne diyeyim bekle bari bizi Aydın,beklemezsin bilirim ama sen gene de bekle,tabelayı görünce sana el sallayacağım dostum;)



30 Ağustos 2009 Pazar

Yurt

Sabahtan beri giremediğim siteye sonunda girdim,oh merkez kampüsteki yurt çıktı hem de yedek falan da değil.Yedek olsaydı işim biraz zordu çünkü bir daha gitmemiz gerekecekti Aydın'a.Ama şuan mutluyum ve şanslı olduğumu hissediyorum.Duyduğuma göre yurt ender rastlanır türdenmiş;)Şimdi de burs sonuçlarını bekliycem artık,inşallah burs da çıkar da Aydın'a dört köşe giderim;)

27 Ağustos 2009 Perşembe

Gökten Bir Elma Düştü!


Hani hep böyle derler ya masallarda,Kaf Dağının ardındaki ağaçlardan düşercesine,gökten üç elma düşermiş.Kardeşim yoktu benim,ben de hep kendi başıma düşmesini bekledim bu üç elmanın.Düştüler mi?Sanırım hala bekliyorum.Kapanıyor simsiyah bir gece,Vira Vira diyor fonda Yeni Türkü ve ben de minik hatıralardan bahsetmek istiyorum…


1999 ve 2000 senesinde bir hatıra defteri almışım.Bugün buldum daha dolabımda.Anahtarı yoktu ve ben de dedemin pensesi ile açmaya çalıştım ve zafer…Üzerinde çiçekler arasından bir ayıcık ve elinde de bir demet çiçek.Nisanın ikisinde şöyle bir yazı yazmışım hatıra defterimin başına…

Değerli sevenlerim!Bu defteri sizler için ayırdım.Hayatta en değerli şey güzel hatıralardır.Sizlerin yazıları ile dolacak bu hatıra defteri.Benim en değerli hazinem olacaktır.Yazacağınız her satır için sizlere binlerce teşekkürler…

Evet sekiz dokuz sene evvel aynen bunları yazmışım hatıra defterimin giriş sayfasına.Ve yanına biricik annemin yazısını eklemişim….


Aslında içerisinden bir şeyler paylaşmak istemedim.O minik ellerin ilkokul arkadaşlarımın yazılarının hep benimle kalmasını istedim.Ama içinde öyle bir yazıya rastladım ki ilkokul öğretmenimin yazısı.Ondan birkaç satır paylaşmak istiyorum.Aslında bunu da paylaşmak niyetinde değildim ama şimdi onun meslektaşı olacak bir genç için önemli olduğunu düşünüyorum…


Sevgili Şevket;

Biz insanlar doğruları bulup onlarla yaşamak zorundayız.İlk bakışta bize hoş gelen nefsimizi cezbeden durumlar çoğu zaman pişmanlık getirmektedir.İlk bakışta yapmak istemediğimiz şeyler yapıldıktan sonra bizlere mutluluk vermektedir.Mesela ders çalışmak veya bir iş yapmak gibi.

…

Sen öğretmenin ve arkadaşların tarafından sevilen birisin.Kalpa kalbe karşıdır diyorlar.Mutlaka sen de öğretmenini ve arkadaşlarını çok seviyorsun.Sevgi karşılıklı olur!Şevket,sevmeliyiz sabırlı olmalıyız ve çalışmalıyız.İnançlı ve iradeli olmalıyız.Araştırıcı bir genç olmalısın.Her konuda bilgi edinmelisin.Dünyaya geliş sebebimizi bilmelisin!Seni seviyorum,başarılı uzun bir ömür diliyorum.


O günler geldi aklıma,meğer hatıralar silinmezmiş bu gece öğrendim bunu.Sardım kollarımı bir kez daha hayata.İnşallah bir gün benim öğrencilerimde benim etrafımı doyasıya sararlar,ben de onların o minik elleriyle getirdikleri hatıra defterlerine yazılarımı gömerim.;)


Elmanın biri düştü,sanırım adı da hatıra;)Hayatın şifrelerini çözüyor muyum ne?Yoksa şifoniyerle mi karıştırıyorum bu şifreleri?Kafamda müzik çalar fonda yine Trt var.Neden kafanda diye sormayın çünkü sadece orada çekiyor;)


Hatıra hatıra dedin

Başımın etini yedin

İşte sana hatıra

Sakın beni unutma!



26 Ağustos 2009 Çarşamba

Miracle!


Bir mim daha aldım son günlerde.Gerçi iki gün oldu ama…Mimimin sahibi sevgili Noneless,nasıl olsa o affeder beni değil mi Noneless,sever o Çikletini;)


Ve ben de istediğim beş şeyi sıralıyorum.Aslında o kadar çok istediğim şey var ki sanırım bunların bazıları benim için bir mucize olsa gerek;)


-Öncelikle Öğretmenliği bitirdiğim ilk sene atanmak istiyorum.(Ne olur bana matematik öğretin)Özellikle Doğu Bölgesi’ne;)

-Yakışıklılığımın tescillenmesini istiyorum benim şu Kıvanç’tan ne farkım var ki;)

-Bir kitap ve bir film projem var.Ölmez de sağ kalırsak bunları gerçekleştirmek istiyorum öyle adımı bırakmak için falan değil.Neticede şu bizim meslek abidesi köşe yazarı Ayşe soyadı neydi ya ondan daha iyi yazdığımı düşünüyorum;)

-Kesinlikle Paramore,Aydilge ve Yedi Numara oyuncuları ile tanışmak istiyorum.Hatta Paramore’un konserine gidip doyasıya kafamı sallamak istiyorum;)

-Ve son olarak da bir zaman makinesi bulup Cumhuriyet Devri’ne geri dönmek istiyorum.Hiç değilse o zamanki insanlar daha kibardılar;)


Aslında çok istediğim var da mesela buradan gidip bir daha bu şehre gelmemek istiyorum,milli piyangodan ikramiye çıksın istiyorum.İspanya’ya ve Yeni Zelanda’ya gitmek istiyorum.Hintlilerle transa geçmek istiyorum.Saçlarım uzasın istiyorum…Kimse hayatıma karışmasın istediğim gibi yaşayayım istiyorum.Kulağımda kulaklıklar metroya binmek istiyorum….Bunlar da yedek liste;)


Olduk hayatta bir hayal-i aceze

Sanırım bazıları için gerek bir mucize;)


Hayırlı Ramazanlar;)


Well, it's nice to meet you, sir
I guess I'll go,
I best be on my way out;)



23 Ağustos 2009 Pazar

Nice To Meet You Sir!

Sahtelik…Ne kadar da sahte davrandığımızın daha yeni farkına vardım sanırım.Aslında ne kadar sahte davrandığımızın farkındaydım ama böyle bir davranışı kendime yediremiyormuşum meğer.Tabii;herkesin içinden geldiği gibi yaşayıp davranamadığı ülkemizde böyle bir durumdan söz etmek bile sanırım felaket habercisi olabilir.Ama dışarıya çıktığımızda insanların neden başka bir insana o kadar imalı baktığını anlayamıyorum.İnsan neden özgürce istediği gibi yürüyüp,dolaşıp,giyinemez ki…Toplum baskısı olmasa inanın daha farklı giyinirdim;)Ama bir gömlek ve bir pantolon idare ediyor beni;)Sırf bu yüzden fazla kalabalık olan yerlerde bulunmayı sevmiyorum.İnsanı kendi içine iten sebeplerden biri de bu sanırım.Beni tanımayan insanların olduğu bir yerde rahatça davranabilirken,mesele akıta akıta dondurma yeyip,kolumda kocaman saçma bir dövme ile gezerken burada bunu yapmak mümkün değil.Eğer sizin çok geniş bir çevreniz ve saçma bir çehreniz varsa küçük yerlerde geçen her zaman siz oluyorsunuz.Ama evinizde bütün gün oturup bilgisayarınız ve sevdiğiniz birkaç şeyle yaşıyorsanız bu sizin kaderiniz;)İşte yeni tanıştığınız birini hiç de sevmediniz,neden tanıştığıma memnun oldum dersiniz.Bu nezaket midir,yoksa sahtelik mi?Böyle sahte yaşadıkça insanlar nasıl başka insanlarla düzgün ilişkiler kurabilir ki!


Tanıştığıma memnun oldum bayım

Ben de evladım

Ama ben memnun olmadım yalan söyledim;)

Ne.Aaa?


Çiklet kayıt,Acı Gerçekler,Sahne-3/Polemik Yarat Evladım;)


Yedi Numara’nın son bölümü gibi “Kader” adında dram tarzı çektikleri bir kısa film yarışmasında komedi dalında birincilik alırlar;)Gerçekten komik buluyorum hayatı,herkes sahteyken o zaman benim dürüst olmam ne işe yarar ki?Belki de yarar devamı başka bir çekimde;)


Ve Paramore ve benim hayatımın müziğini yapan insanlar onlar birer ilah ve yeni klipleri Ignorance(En az on yazımda bahsettiğim gibi)



22 Ağustos 2009 Cumartesi

Dar Paça Hayatlar:Sinir Katsayısı!


Evet aslında wakan tanka için ekran başındayım.Ve şimdi bu konu üzerine düşünmek maksadı ile şöyle bir giriş yapayım dedim.Aslında çok sinirliyimdir hangisinden başlasam…Tamam bu biraz komik ve sinirli bir olay olacak ama…(Aslında mimi yanlış algılamışım ama böyle de güzel oldu içimi döktüm be;)


Biz birkaç hafta öncesi kadar annemle birlikte tercihlerimi yapmak için bulunduğumuz ilçeden il arabasına binmek üzere yola çıktık.Sabah 09:00 civarı ve biz annemle giyinmiş gara doğru gidiyoruz.Neyse arabanın içerisinde kimse yok hemen gidip en arkaya geniş ferah oturduk annemle.Ben de sağ cephede yandaki başka otobüsün camına doğru bakıyorum.Bir baktım yan komşumuz.Doğum için kontrole gidiyormuş hastaneye.Onu görünce hemen el sallayıp selam verdim bizim arabadan.O sırada annem beni dürttü arabanın içinde.Meğer komşumuzun arka koltuğunda oturan benim yıllardır görmediğim babammış;)Bir baktım buna tabi yakışıklılığım karşısında nutku tutuldu bana yandan yandan bakıyor;)Ben de hemen başımı çevirdim zaten annem hiç bakmıyor.Beyaz bir gömlek giymiş...Hala bana bakıyor ben de ne yapsam diye düşünürken daha da arabanın kalkmasına çok var.Yanımda duran kara perdeyi fark ettim ve o bana baktığı an perdeyi suratına kapattım…Ofsayt…


Sonra biz annemle gidip geldik tabii.Annem eve gelince komşuya oturmaya gitti.Komşuya gidip beni görmek istediğini fakat annemin izin vermediğini söylemiş.Ben senin yan otobüsünde oturuyorum ve sen beni görmek için yanıma bile gelmiyorsun.Arabanla kapımızın önünden geçiyorsun ve bir kere bile uğramıyorsun.Buraya gelip bir ay kalıyorsun ve bir mahalle altındaki evdeki kapıyı tıklatıp suratımı görmek aklına gelmiyor mu?Annem izin vermiyormuş…Evet gelince öyle sinirlendim ki bir de bizi millete kötülüyor.Telefon edip ağzıma gelen en aşüfte küfürleri saymak istedim ama onun sesini duymaya bile tahammül edemem.Ben kazanmışım öğretmen olacağım yakında ve sen bununla gurur duymayı bile bilmiyorsun.Senin gibi birinden ben nasıl doğdum ya hala anlamıyorum.


Evet ipliksiz bir gün yaşamıştım o gün ama ben bu yazıyı sinirli yazamadım ya wakan tanka,güldüm durdum biraz trajikomik oldu.Perde olayı adamın gerçekten yüreğine oturmuş komşuya öyle diyormuş;))Haaha…


It's good,good;)

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Hüznükar


Göç yolları…Nerede ve kim olduğunu bilmeden yaşamak…Özünü kaybetmek ölesiye,yolların vazgeçilmez hainliği,uzaklığı…Bir dağ yamacına oturmak…Sisli ve karlı bir dağ yamacı…Çok uzaklarda beklemek birilerini.Can dediğini yarı yolda bırakmak,unutabilmeyi öğrenmek…Çok zor şeyler bunlar.Yaşamın kıyısında bir hayatın içindeyiz.Kimse kimsenin ölümünden veya doğumundan sorumlu değil,olamaz.Tek canız bu hayatta.Kendi kimliğimizde,varoluşumuzla.Ne kadar önemlidir gözler.Evet,oraya bakarak tüm insanın karakterini açığa çıkarabilirsiniz.Siz buradasınız,ya geride kalanlar…Sadece anıları yanı başımızda.İnsanın kendi kendine ayakta kalması çok zor elbet.Bir başına.Belki de bu yüzden seçtim ben eğitimciliği.Çok param olsun istemiyorum.Birinci sınıf uyarlama dizilerdeki başrol oyuncuları kadar da param olsun istemiyorum.Onlar gibi bir hayatım olsun hiç istemiyorum.Belki kırıldım bu şehirde,bu topraklarda çok fazla acı hissettim.Ama ben bu vatanın çocuklarını okutmak istiyorum.Orada bekliyorlar beni.Soğuk bir kış gününde hep birlikte bir soba eşliğinde ısınmayı öğretmek istiyorum onlara.Bu tarih kokan doğamızı ve coğrafyamızı yutturmak istiyorum ellerinde bir damla Türk Bayrağı rengi…Eğer bu dünyadan gideceksek,bu nefret,bu hırs,bu kavga niye.Neden yerleşmişiz bu kadar dünyanın orta yerine.Sokaktaki bir kedi portakal rengi bir yumakla oynarken biz niye umursuyoruz bu hayatı hala.Neden başkalarının bakışları altında yaşıyoruz.Çünkü bireysellik yok ülkemizde.Zamanın göçleri ve umutları hep yüreğimizde ilerliyoruz.Biz de aslen Gürcü’yüz.Rus yıkımı sonrası buralara gelmiş soyumuz.Kim bilir kaç akrabamız Gürcistan’da bizim yolumuzu gözler.Unutturulmaya çalışılmış tarihimiz.Ayrı düşmüşüz sevdiklerimizden.Sığınamamışız kimselere…Bir film izledim bugün…Saçma filmlere inat.Belki iki bin belki üç bin izleyicisi.Ama anlamlı bir göç hikayesi…Yeşim Ustaoğlu’nun filmi.Bulutları Beklerken…

Ben direneceğim bu dar paça popüler kültüre.Bu dünyaya gelmişsem muhakkak bir sebebi var.Benim bir görevim var.Ve bu görev sadece lakırdıdan ibaret değil.Bir oyun değil.Ben görevimin bilincindeyim.Asıl hayatın bundan sonra olduğuna inanıyorum ben.Çok daha güzel…Bu yaşadığımız sadece evrimin bir parçası.Ben de bekliyorum bulutları.O bulut bir gün alıp beni doğuya götürsün istiyorum.Batı fazla bana.Çok kalabalık,çok modern,çok cahil,çok yobaz,çok ahlaksız,fazlasıyla kibar,alacalı bir şey…İstiyorum ki yalnız başıma bir takaya binip denize açılayım.Yanımda sadece bir gece lambası.Gecenin karanlığı.Sevenlerim sormasınlar yolculuk nereye,binsiler benimle gelsinler…Bir kere de amaçsız yaşamayı öğreteyim onlara,sadece ilerlemeyi.Dünyanın tadını çıkarmayı ve bir kere olsun rahat hareket etmeyi.Bir bulut kadar maviyim şimdi.Ama yüreğim hüznükar.Eylem Aktaş’ın yüreğinden gelen güzel sesin tınısı kadar.Ahde vefa kalmadı dostlar;)

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Garip!



Hani bazen kendinizi anlayamaz ne hissettiğinizi bilmezsiniz ya şu günlerde öyleyim galiba.Ne yerimden kalkmak istiyorum ne de bir şeyler yapmak…Bazen karar veremezsiniz her şeye,en ufak şeylere bile.Elleriniz tutmaz,sizi herkes her şey sıkar,bunaltır,tabii ki buna havaların çok sıcak olması da eklenince çekilmez bir dert alır.Aslında benim en büyük problemim hayatımı devamlı kontrol altında tutmak ve hiçbir şeyi akışına bırakamamak.Hemen arkadaşımı aradım yok yerleştirmeden sonra tek başımıza yurt kaydı yaptırmayalım.Birinden yardım alalım dur ben sana saat vereyim orada buluşup gidelim kayıt yaptıralım ve içimiz rahatlasın da gibi.Hayatı takmayan insanlara bayılırım hep rahatlıklarıyla kazanıyorlar ama ben böyle değilim işte.Çok fazla düşünceli olduğum söylenemez hatta pek düşünceli olduğum anlamı çıkmasın buradan.Arkadaşlarımla konuşurken onları takmadığım için benimle küsenler bile olmuştur…Her neyse işte bu oto kontrol bazen hayatı yaşanmaz ve renksiz hale getiriyor.Bir yandan yeni hayatımı düşünüyorum bir yandan da bir şeyleri sürekli dert ediniyorum ve ağzımın içinde kocaman yaralarla geziyorum.Artık anlıyorum ki kendimi hayatımın farkına varmalıyım.Bana para konusunda ve tüm konularda destek olan ailemden elde ettiğim son rahat birkaç yılım olacak.Artık kendi hayatımı kazanmaya başlamalıyım ve bunun bilincinde olmalıyım.Aslında beni korkutan şeylerde bir tanesi de bu.Musluk başı bozulsa tamirci gelir onu bile yerine takamam.Allah’tan annem okuyorum diye sesini çıkarmıyor pek bu duruma…;)Evet bu yüzden bu günlerde çok garibim.Bunu ne kadar engellemeye çalışsam da her şeyi düzenli ve disiplinli yapmak zorunda olmak beni kasıyor.Yedi Numara’da Armağan vardır hani aralarında en disiplinli,olgun görünen kişi.İşte içine biraz umursamazlık,boş vermişlik katın aynı ben…


Biri beni bu sıkıntılı ver gerilim dolu hayatımdan kurtarsın.Aman neyse vazgeçtim kimse kurtarmasın ben böyle fena da değilim açıkçası…Bir de artık…neyse hadi ben gidiyorum…Akşamüzeri karanlık bir ortamda yazmak gerçekten çok iyi herkese tavsiye…


Bu arada boyunuzu küçükse hiç der etmeyin.Çünkü benim gibi bir seksen küsür iseniz ve boynunuzun uzunluğu haddinden fazlaysa gün içinde müthiş ağrılar çekebilirsiniz demektir.


Hayal kurmak bedava demiştin ya hani hayallerim var şimdi;/



13 Ağustos 2009 Perşembe

Düşünce Gücü...


Kelimeler arasında kinayeler kurmak hoş değil.Bir bakıyorum hayat güzel bir bakıyorum sırtını dönmüş.Biraz düşünüyorum da sanırım burada da güneş doğuyor.Hesapsız düşünmek ve yaşamak için hiç de geç değil.Mutluluğun sırrı denen bir şey yok zaten.Mutluluğun sırlarını biledikçe nasıl mutlu olmak isteyebilirsiniz ki,meraksız,kitapsız,susuz yaşayamamak gibi…Uzaklarda aramamak lazım hiçbir şeyi,bir göz ucuyla bakmak yeterli sanırım.


Tipik bir kaçış,kayboluş güncesi; kaleme almak lazım bunları,tüm yaşananlar (ekstra kategoriler) gümledi..Güneş mis,hava aydınlık ne mi alaka?Ben çok fazla yolculuk yaptım yani ilçede oturuyorum ve lisem de ilde.Arası 45 dakika falan her gün git ve gel.Zamanla boş muhabbetler yapmak yerine kayaları keşfettim.Onların şekillerinden suratlar çıkardım eğlendim onlarla.Güneşle konuştum hep çok

sıcak oldu mu defol git dedim kızdı bir daha açmadı,üşüdüğümde hadi gel ısıt beni dedim hemen geldi.Vefalı dostlar;)


Ve benim girişteki yalnız ağacım hep ona göz kırptım.Kim bilir bu halimi gören kaç vatandaş beni garipsedi.O ağacı benden başka kim hatırlayıp hatırını sormuştur ki?Ben deli miyim,yo aslında akıllı olduğumu düşünürüm.İşte tüm mesele bunda Secret mikrıt palavra,düşünmek önemli.Ama hesapsız kitapsız sadece istemek ve düşünmek.

Tabi istediğiniz şeyi kırk kere tekrar etmeyi unutmayın sakın!Ben kırk kere Aydın dedim;)


Gözüm Aydın;)


Fonda Paramore Miracle!