Elinde bir liste; kitaplar ve filmler. Bir de dizi üstelik. Sabah kalkıyor, kendine bir rutin de tutturdu. Hayatında ilk kez egzersiz yapıyor, o minik ayva göbek erisin diye. Bir de evin içinde hareketsiz ya, bacakları ağrıyor gece uykuya dalmadan önce. Alıştırmışlar sisteme, alışmış koşmaya, bacaklar belli ki hareket istiyor. Artık sabah erken kalkmıyor, odasının perdesini de hiç açmıyor, teknoloji ile aralarında soğuk rüzgarlar esse de, işini evinden yapıyor. Böyle de mümkün müymüş efendim? Tabii ki.
Uzun süren sessizlikler, hayatı birkaç parçaya ayırırlar, sessiz kaldıkça zaman sanılanın aksine çok daha hızlı akar. Yıllarca hayal kurun dediler, düşleyin, daha fazlasını isteyin, bu sizsiniz, kendiniz olun, kendinize en güzelinden bir hayat bahşedin ve daha fazlasını isteyin elbette.
Şimdi gökyüzünde şimşekler dans ediyor, Schubert 20 nolu eserini kim için bestelemiş ola ki? Balthazar'a sadece bir eşek gözüyle baktılar oysa, bir insan olabileceği akıllarına bile gelmedi. Sonra aynı kefeye insanı da koydular, modern insanın modern sonatı.
Herkesin bir yüzü yarımdır, o yarım yüzler de darda kalınca meydana çıkar. Bu hiç şaşmaz, siz 1966'dan kalma siyah beyaz bir film seyrettiğinizi sanırsınız, çünkü kolaydır öyle oturduğunuz yerden izlemek, peki ya yaşamak? Yaşamak da bu kadar kolay mıdır? Evvelinden öncesini bilemediğimize göre, tuhaf soruları da yanıtlayacak mecalimiz kalmasa gerek? Biri de çıkıp demiyor ki, "bak, kar yağıyor".
Karanlık gecelerin sabaha varan uhrevi saatlerinde, insan kendini ne de güzel hissediyor. Uzun zaman olmuş insanın kendisini hissetmeyeli. Yeryüzü perdesini açmış, güneşin etrafında dört dönüyor. Herkes, aynı ekmeği yiyor. Bir takım felaketler ve ritüeller, acizliği çağrıştırıyor. Hep bunu düşünürdüm zaten, acizliğimizi.
Balthazar filmin sonunda bir koyun sürüsünün ortasında öylece ölür kalır, Marie ise ortadan kaybolmayı tercih eder. İkisi de bir tür ölümdür. Balthazar'ın sırtındaki ceket bir kefen midir? O kefeni bir insan mı giymiştir? Ölüm anında bile terziye ihtiyaç duyulur. Kumaşa, dokuya, dikime, yeniden yaratmaya. İhtiyaç duyulmayan tek şey geçmiştir, ölüm anında geçmişe asla ihtiyaç duyulmaz. Gelecek ise an ve anın arasında beliren ince bir çizgide kaybolur. Gerisine akıl ermez ya, dönsün yine gün geceye ve yine sabah olsun. Ay, güneş ile dünyanın arasından usulca çekilsin. Hep böyle olmadı mı? Biri başladı ve biri bitti. Biri bitti ve biri başladı.
