ses etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ses etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2022 Cumartesi

Uzaktan Bir Ses

Burayı epey boşladım, sanırım aylar geçti yazmayalı. Geceye birkaç not bırakmak istedim, sonra bir daha ne zaman uğrarım bilinmez. Böylesi daha makbul olmalı, gelen isteğe karşı koymadan sözcükleri sıralamalı ve sonra yine veda etmeli. 

Sömestr tatiline girmemizle birlikte biraz rahatladım. Fakat iş temposuna ve sürekli çalışmaya alışkın olan bünyem biraz afalladı. İlk hafta bitmeden sıkılmaya başladım. Eskisi gibi kitap da okuyamıyorum üstelik, sinema deseniz tek tük. Daha çok uzanıp kendimi dinliyorum, dış dünyadan duyduğum türlü seslere kulak vermeye çalışıyorum. 

Biri çıktı karşıma, her zaman olduğu gibi bu bende büyük bir kaygı yarattı. Yine her zaman yaptığım gibi geri adım atmayı kurguluyorum kafamda. Gönül ilişkilerinden o kadar uzaklaştım ki, hiç kimseyi hayatıma dahil edemiyorum. İçimde böyle bir istek duymuyorum. Oysa bir şans versem, ben de adım atsam belki her şey çok güzel olacak. Her seferinde aynı senaryo, her seferinde aynı hisler. Sanırım, bundan sonra hayatıma kimseyi dahil edemeyeceğim. Böylesi bir kaygı ile yaşamak yerine, kendimle baş başa kalmam benim için daha kolay, daha az yorucu. Hayatta pek çok şeye anlam veremezken, bir kişinin sevgisine ve ilgisine hiç mi hiç anlam veremiyorum. Bunun için çabalayacak gücüm de kalmadı. 

Bir kahve içiyorum, bir kitabın sayfalarını çeviriyorum, pek çok sözsüz müzik dinliyorum. Hayatımla ilgili verebileceğim ayrıntılar yalnızca bunlardan ibaret. Ömür ne anlam ifade ediyor, neden bunca çaba; hiçbir fikrim yok. Tek bildiğim; özüm, zihnim, hissiyatım; bir parçası burada bir parçası ise orada. 

6 Şubat 2021 Cumartesi

Toplu Yaşayamama Kültürü: Bir Kent Hezeyanı

İstanbul'da yaşadığımız süre içerisinde üç ev değiştirdik; bunlardan ikisi site, bir tanesi de apartman dairesiydi. Her birinde türlü sıkıntılar yaşadık diyebilirim. Biraz, gözlemlerimden ve ülkemize özgü olduğunu düşündüğüm "toplu yaşayamama kültüründen" bahsetmek istiyorum. 

Şu an oturduğumuz sitede ikinci kattayız, toplam sekiz kat var. Üstümüzdeki daireyi satın almış olan kişi bir devlet memuru, yirmi altı-yedi yaşlarında bir genç. Yeni evlendi, eşi de kendi yaşlarında bir ev kadını. 2021 yılına girdiğimiz şu günlerde, bir insanın ev kadını olabilmesini aklım almıyor. Çağ bu kadar gelişip değişirken, gencecik bir kadın neden ev kadını olarak hayatını devam ettirmeyi tercih eder inanın çok şaşırıyorum. Hiçbir şey üretmeden, bütün gün bir artı bir dairenin içinde yaşamak için nasıl haklı bir argümanı olabilir? Yaşladığında geriye dönüp baktığında, bu dünya için bir şey üretmemiş olmak, kendisine bahşedilmiş olan aklı kullanmamak ve ufkunu genişletmeden ev kadını olarak ölecek olmak onu hiç mi rahatsız etmez? Pek tuhaf. 

Sabah adam işe gidiyor, kadın ise öğleden sonra iki ya da üç gibi uyanıyor. Topuklu terlikleri ile elli metrekare evindeki tüm eşyaları oradan oraya çekiştiriyor. O topuklu terlikler ayağından hiç çıkmıyor. Akşam sularında eşi işten dönüyor. Yaklaşık bir saat kadar bir sessizlik oluyor, ardından son ses açılan televizyon ile gürültüleri yeniden başlıyor. İstisnasız her türlü reality şov programını izliyorlar. Adam arada maç izliyor ve tüm siteyi rahatsız edecek şekilde küfür ederek bağırıyor. Küfür ettiği sıralarda da eşi -neden olduğunu anlamadığım bir şekilde- kahkahalar atıyor. Sabaha karşı üç-dört sularında kadın bulaşık yıkamaya başlıyor. Mutfak musluğundan gelen ses olduğu gibi bizim evden de duyulduğu için istisnasız her sabah bu ses ile uykumdan uyanıyorum. Bulaşık yıkaması bittikten sonra saat beş gibi uyumayı başarıyorlar. Ertesi gün yine aynı hikaye. 

Bunları onlarla yaşadığım için değil, ses yalıtımı olmadığı için çok net bir şekilde duyuyorum ve biliyorum. Evimizde televizyon yok ve annemle çok sessiz, sakin bir aile hayatımız var. Erken yatıp erken kalkarız, evin içinde topuklu ayakkabı ile dolaşmayız, akşam belirli bir saatten sonra kısık sesle müzik bile dinlemeyiz, yüksek sesle bağırmayız. İstanbul'da oturduğumuz her dairede istisnasız bu problemi yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz. Bu şehir artık bu kadar nüfusu kaldırmıyor. Ucuz inşaat işçiliği ve malzemeden çalarak yapılan bina sayısı o kadar çok ki, kira için dolaştığınızda ilk etapta bunları tespit etmesi de bu işlerden anlamayan bizler için çok zor. Yıllardır içli dışlı yaşadığımız komşu tablosuna baktığımda ve sosyolojik bir değerlendirme yaptığımda görüyorum ki asla nazik, anlayışlı, iyi eğitimli ve gelişmeye açık bir toplum değiliz. Defalarca durumu site yönetimine bildirmeme ve kendim de evlerine çıkıp bizzat konuşmama rağmen, karşımda ne dediğimi bile anlamayan insanların olması gerçekten çok üzücü. Bazen yatak odamda yatamadığım için yastığımı ve yorganımı alıp salonda yatmak zorunda kalıyorum. Nereden tutsan elinde kalacak bir toplumun içinde yaşadığımızı düşünüyorum, hele ki İstanbul, gün boyu hiç bitmeyen bir gürültü bombardımanına ev sahipliği yapıyor. Görünen o ki, bizim gibi insanlar da anlayışlı ve kibar oldukları için her seferinde bir şekilde eziliyor. Durum gösteriyor ki, okulların kapanması itibari ile yeni bir ev bakmaya başlayacağım. Sanırım bu sefer aynı sıkıntıları yaşamamak adına, kiralamaya karar verdiğim binadaki insanların kapılarını tıklatıp sorun yaşayıp yaşamadıklarını soracak ve gürültü olayını en az hissedeceğimiz bir çatı katı dairesi tutacağım. Hem uykumu hem günlük yaşam konforumu ziyan eden, sürekli okuduğum metinleri elimden bırakmama sebep olan bu insanlara da diyecek bir şey bulamıyorum. Bazı insanların hayata ve topluma hiçbir katkı sağlamadan gamsız bir şekilde yaşıyor olmalarına da asla bir anlam veremiyorum. Bu insanların sayılarının bu kadar çok olması, toplum olarak yakın gelecekteki umutlarımı yerle bir etmeye yetiyor. Ki bahsettiğim bu çiftin nasıl bir çocuk yetiştireceklerini de tahmin edersiniz. Ben bir öğretmen olarak çok rahat tahmin edebiliyorum.

19 Nisan 2019 Cuma

İç Ses I

Başından çok fazla şey geçti genç yaşında, babasız büyüdün, annen ölümden döndü, o işten o işe koşturdun, gelecek kaygısı ile boğuştun, yorgunluğunun sebebi, mutsuz olman bunlardan kaynaklı olabilir mi?

Belki, belki de mizacım böyledir. Herkes kendine göre bir şeyler yaşıyor, acılarla dolu dünya nihayetinde. Elbette içinde mutluluklar da var. Ama erken yaşta yorulunca insan, daha fazla mücadele edesi gelmiyor. Bir ay önce gittiğim bir iş görüşmesinde müdür yardımcısı gelecekten beklentiniz nedir, kendinizi birkaç sene sonra nerede görüyorsunuz diye sordu. Aynı yerde dedim. Şaşırdı. Çünkü bir beklentim yok, mevki atlamak onu ya da diğerlerini mutlu ederken beni şu andaki halim bile mutlu etmiyor. O mevkiden o mevkiye atlayacaksın, diğerleri seni takdir edecek, başarılı olacaksın, ailen ve çevren seninle gurur duyacak. Peki ya sonra? Senin de sonun aynı, benim de. Diyemiyorsun tabii.

Bu kadar mı ümitsizsin her şeyden? Daha çok gençsin, önünde uzun yıllar var. Yeni deneyimler yaşayacaksın, niçin bu erkenden vazgeçiş? 

İnsan hayattan bilinçli olarak vazgeçmez, üstelik bu bir vazgeçiş bile değil. Ne olduğunu bile anlamlandıramadığın bir şeyden nasıl vazgeçebilirsin ki? Hepimiz ayrı bir yolculuktayız, farkındayım ve şaşırıyorum üstelik. Diğerleri nasıl bu kadar sıkı tutunuyorlar hayata, sanki hiç ölmeyeceklermiş gibi. Biraz sorgulama yapalım seninle birlikte. Sence onları hayata bağlayan şey ne? Tabii ki ölüm korkusu, öyle çok korkuyorlar ki kendilerine sürekli yeni uğraşlar buluyorlar, çok çalışıyorlar, koşturuyorlar sonra evleniyorlar, yıllarca ev kredisi ödüyorlar, çocuk yapıyorlar sonra yıllarca çocuklarını büyütüyorlar. Neden ama? Çünkü sürekliliği olan şeyleri tercih ediyorlar ki yaşayabilsinler. Kendilerini kandırıyorlar her gün. Çünkü ancak böyle ölümden kaçabilirler. Ben her şeyi kabullendim. Hayat bir hiçlik çukuru, doğumdan ölüm döşeğine kadar tekrar eden günlerin hepsi birbirinin aynı. Ölüm korkusu insanda yaşama sevinci yaratırken, yaşam korkusu ise insanda ölüm isteği oluşturuyor, ölüm korkunu ortadan kaldırıyor. Hayatın nesi anlamlı? Neden ısrarla yaşamaya devam ediyoruz? 

Ama hayatın kanunu bu. İnsan doğar, büyür ve ölür. Çok basit bir döngü. Bu süreci de ne kadar verimli ve mutlu geçirirsek kar, yaşamın kendisinde anlam aramak yerine anlamsızlığı kabul edip yaşam için çabalamak en doğrusu. Neden sürekli hayatını yalnızlık, var oluş sancısı, cevaplar aramak ve mutsuzluk ile geçirmeyi tercih ediyorsun? 

Bu bir tercih değil yanılıyorsun. İnsan düşünmeli, insan her an anlam aramalı, sorular sormalı ve yanıtlamalı. Hayatı yaşanılır kılan şeylerin hepsi bütüncül bir yanılgı, toplamdan arta kalan şeyler sana sonucu vermiyor. Ne için bu kadar mücadele ediyorum? Birkaç yıl daha fazla nefes alabileyim diye mi? Niye buna bir son vermiyorum? Bunu derinden yaşıyorum ama anlatırken güçlük çekiyorum, onlar kendilerine sebepler bulmuşlar ve onlara tutunmuşlar. Çoğunluğun bildiği doğrudur diyemeyiz. Bense hep kendi etrafımda dönüp, okuduğum her şeyden anlam çıkarmaya çalışıyorum. Onlar yaşama katılıyorlar, çünkü başka çareleri yok. Bense yaşamı dışarıdan izliyorum, ancak böyle yaşamaya devam ediyorum. Hiçbir şey mutlu etmiyor beni. Hiçbir şey heyecanlandırmıyor. Eskiden böyle değildi, çocuktum ve bir sürü renkli umudum vardır. Büyüyünce hepsi griye boyandı, gerçek dünya düzeni ile tanıştım. Sonunda öyle bir mücadeleler zinciri sardı ki beni, yığıldım kaldım. Elbette ayaktayım, elbette devam etmek zorundayım. Fakat beni ben yapan tüm isteklerimi kaybettim. Ne oradayım, ne de burada anlayacağın.

Bir çay molası verelim mi? Biraz için ısınsın, sonra kaldığımız yerden devam ederiz...

15 Mart 2012 Perşembe


Ses

Saçma insanlar var çevremde,elbette benim etrafımda dönmüyor dünya.Herkes kendi etrafında eyvallah ama ben istemiyorum artık.Bir ağlayıp bir güler halinizi çekmek istemiyorum.Alıp başımı gidesim var tek başıma.Charles Bukowski okuyup içip içip sıçmalı bir yerlerde.Geriye dönüşü olmayan bir yer.

Gerçekten sıkıldım artık etraftan,çevreden.İnsanlardan.

Kaçacak bir yer olmalı bazen,müzikte olmasa ne yapardık ya ?
Ağlardım ben,çok ağlardım.Sonrasında belki bir tane olips evirip ağzımın içinde ardından buz gibi su üstüne.

Yaşamak için çok sebebe ihtiyacımız yok.
Susmaya ihtiyacımız var.
Her yanım ses.
Her yerde ses.