Başından çok fazla şey geçti genç yaşında, babasız büyüdün, annen ölümden döndü, o işten o işe koşturdun, gelecek kaygısı ile boğuştun, yorgunluğunun sebebi, mutsuz olman bunlardan kaynaklı olabilir mi?
Belki, belki de mizacım böyledir. Herkes kendine göre bir şeyler yaşıyor, acılarla dolu dünya nihayetinde. Elbette içinde mutluluklar da var. Ama erken yaşta yorulunca insan, daha fazla mücadele edesi gelmiyor. Bir ay önce gittiğim bir iş görüşmesinde müdür yardımcısı gelecekten beklentiniz nedir, kendinizi birkaç sene sonra nerede görüyorsunuz diye sordu. Aynı yerde dedim. Şaşırdı. Çünkü bir beklentim yok, mevki atlamak onu ya da diğerlerini mutlu ederken beni şu andaki halim bile mutlu etmiyor. O mevkiden o mevkiye atlayacaksın, diğerleri seni takdir edecek, başarılı olacaksın, ailen ve çevren seninle gurur duyacak. Peki ya sonra? Senin de sonun aynı, benim de. Diyemiyorsun tabii.
Bu kadar mı ümitsizsin her şeyden? Daha çok gençsin, önünde uzun yıllar var. Yeni deneyimler yaşayacaksın, niçin bu erkenden vazgeçiş?
İnsan hayattan bilinçli olarak vazgeçmez, üstelik bu bir vazgeçiş bile değil. Ne olduğunu bile anlamlandıramadığın bir şeyden nasıl vazgeçebilirsin ki? Hepimiz ayrı bir yolculuktayız, farkındayım ve şaşırıyorum üstelik. Diğerleri nasıl bu kadar sıkı tutunuyorlar hayata, sanki hiç ölmeyeceklermiş gibi. Biraz sorgulama yapalım seninle birlikte. Sence onları hayata bağlayan şey ne? Tabii ki ölüm korkusu, öyle çok korkuyorlar ki kendilerine sürekli yeni uğraşlar buluyorlar, çok çalışıyorlar, koşturuyorlar sonra evleniyorlar, yıllarca ev kredisi ödüyorlar, çocuk yapıyorlar sonra yıllarca çocuklarını büyütüyorlar. Neden ama? Çünkü sürekliliği olan şeyleri tercih ediyorlar ki yaşayabilsinler. Kendilerini kandırıyorlar her gün. Çünkü ancak böyle ölümden kaçabilirler. Ben her şeyi kabullendim. Hayat bir hiçlik çukuru, doğumdan ölüm döşeğine kadar tekrar eden günlerin hepsi birbirinin aynı. Ölüm korkusu insanda yaşama sevinci yaratırken, yaşam korkusu ise insanda ölüm isteği oluşturuyor, ölüm korkunu ortadan kaldırıyor. Hayatın nesi anlamlı? Neden ısrarla yaşamaya devam ediyoruz?
Ama hayatın kanunu bu. İnsan doğar, büyür ve ölür. Çok basit bir döngü. Bu süreci de ne kadar verimli ve mutlu geçirirsek kar, yaşamın kendisinde anlam aramak yerine anlamsızlığı kabul edip yaşam için çabalamak en doğrusu. Neden sürekli hayatını yalnızlık, var oluş sancısı, cevaplar aramak ve mutsuzluk ile geçirmeyi tercih ediyorsun?
Bu bir tercih değil yanılıyorsun. İnsan düşünmeli, insan her an anlam aramalı, sorular sormalı ve yanıtlamalı. Hayatı yaşanılır kılan şeylerin hepsi bütüncül bir yanılgı, toplamdan arta kalan şeyler sana sonucu vermiyor. Ne için bu kadar mücadele ediyorum? Birkaç yıl daha fazla nefes alabileyim diye mi? Niye buna bir son vermiyorum? Bunu derinden yaşıyorum ama anlatırken güçlük çekiyorum, onlar kendilerine sebepler bulmuşlar ve onlara tutunmuşlar. Çoğunluğun bildiği doğrudur diyemeyiz. Bense hep kendi etrafımda dönüp, okuduğum her şeyden anlam çıkarmaya çalışıyorum. Onlar yaşama katılıyorlar, çünkü başka çareleri yok. Bense yaşamı dışarıdan izliyorum, ancak böyle yaşamaya devam ediyorum. Hiçbir şey mutlu etmiyor beni. Hiçbir şey heyecanlandırmıyor. Eskiden böyle değildi, çocuktum ve bir sürü renkli umudum vardır. Büyüyünce hepsi griye boyandı, gerçek dünya düzeni ile tanıştım. Sonunda öyle bir mücadeleler zinciri sardı ki beni, yığıldım kaldım. Elbette ayaktayım, elbette devam etmek zorundayım. Fakat beni ben yapan tüm isteklerimi kaybettim. Ne oradayım, ne de burada anlayacağın.
Bir çay molası verelim mi? Biraz için ısınsın, sonra kaldığımız yerden devam ederiz...