... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2008 Perşembe

Sana Kalbimi...



Yazılılarımın bu hafta bitmesi itibariyle yeni bir kitaba başladım.Aslında birkaç gündür elimde ama yine de elimde bir kitap olması çok güzel…Kitabımın adı “İsveç Kibritleri”.Sanırım filmi de varmış ama daha araştırma fırsatım olmadı.Yazar da Robert Sabatier…Aslında Oliver Twist’te de benziyor ama kendi içinde kimsesiz bir çocuğun hikayesini anlatıyor bize…Bir de film aldım bayram için.”Oğul Odası”.O da Cannes ödüllü eski bir film.Biran önce tatile girip izlemek istiyorum…


Okuduğum kitapta çok güzel bir şiir dikkatimi çekti ve gerçekten okurken duygulandım:


Sana kalbimi

Bir çeyrek tereyağı

Ve bir karnıbahar verdim…


Kimseler bakmadı yüzüme Tanrım

Açım,yerim yurdum yok diye

Tanımadı beni insan kardeşlerim

Yüzüm solgun,gözlerim yaşlı diye


Ama sevgim eksilmedi onlara benim

Hayatın acı olduğunu onlardan öğrendim

Bana eşlik etmek isteyen bir kadın

Çığlıklarımı işiten bir yürek olmadığı için…


Kimi zaman düşünüyorum.Bu daha çok Yol Arkadaşım’ı izlediğim zaman oluyor diyebilirim.Düşünüyorum,garip bir yolda adımı hükmettirmeye inat koşmak geliyor içimden.Etraftaki kimse sanki umursamıyor bir şeyleri.Küçücük bir çocuk dikiliyor deniz kenarında,bir daha asla yanında olamayacak olan babasına haber uçurmak için denizi aracı seçiyor kendine.Minik bir yürek atıyor martıların sıcak kanatları arasında.Belki de fazla acizim ya da çok duygusal züppe bir şair modunda.Tutunacak dal aramak belki de…Bazen söyleyecek cevap bulamıyorum hayata.Üstüme vazife olmayan bir işte saçma sapan insanlar yüzünden dışlanıyorum sınırlardan.Bir, gün ışığına çıkabilsem,bir daha asla bırakmayacağım güneşin izini.Asla dönmeyeceğim yara aldığım yerlere.Aşüfte suratların kaymaklı dolgun serzenişlerine…Bir Birgitta Stenberg’in Çılgın yıllarındaki gibi yaşasam.Ya da Can Dündar ile Uzaklar’ı…


Oh,seek,my love,your never way

I will not be left in sorrow

So long as I have yesterday

Go take your damned tomorrow


Dorothy Parker…



1 Kasım 2008 Cumartesi

İktidarsız,Suratsız Zaman



Güç gösterisinde bulunmak sandığımdan da zormuş.Bana yakışan gözlemekmiş bunu anladım.Kırılan bir kalbi tamir etmek,tekrardan hayata döndürmek zormuş.Ama üstesinden umutla gelmekte varmış.

Ayıp bir haksızlığa kurban gittik bu hafta sınıfça.Sözel sınıf olmanın yücelere verdiği iktidar gücüyle ezilmeye alıştık artık.Nasıl olsa bilişsel bir zekaya sahip değiliz.Çirkin ve üzücü bir olay yaşadık ve hala etkisindeyim.Kısaca temizlik haftasında en pis sınıf seçildik ve bütün okulun önünde rezillikten rezillik beğendik.Nasıl olsa sözeliz ya.Neyse bu hafta sınıfımızı pırıl pırıl ettik ve sonunda birinci seçilme hakkına eriştik.İsteğimiz Pazartesi günü okulun önünde adımız duyulsun.


Bir de Cuma günü okulumuzda bilgi yarışması yapıldı.Soru bu sene hikaye dalında ödül alan ünlü ve başarılı yazarımızdı:Yaşar Kemal.Bu yanıtı bizim sınıf ve bir sayısal sınıf en fazla bilen sınıflar olmuş.Neymiş efendim kopya çekmiş olabilirmişiz.Biz sözel sınıfız,nasıl bilmeyelim ki…Sonra bir eleme sorusu daha soruldu.Cannes film festivalinde 2007 yılında en iyi senaryo dalında ödül alan filmimiz:Yaşamın Kıyısında.Bunu eleme sonucu bizden üç kişi ve en fazla kişi bildi.Yine Pazartesi günü okulun önündeyiz.Sözel grubu birinci oldu diye.


Zannediyorum anlaşılamayan bir kanı var.Biz sözeliz ve bundan gurur duyuyoruz.Bu ülkenin sosyal beyinlere oldukça fazla ihtiyacı var.Amaç matematikse,merak etmesinler onu da yapıyoruz.Sadece istiyoruz ki bu ülkenin tarihi,bu ülkenin coğrafyası ve bu ülkenin edebiyatı,Türkçe’si ile büyüyelim.

İşin ayrıntısı zamanda ve olayda gizli ama ancak bu kadarını anlatıp açılabildim.İçimi de dökmüş oldum böylece:)