sözleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sözleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2019 Pazar

Bir Yaralı Kuştum

Hafta sonunu rutin işlerle geçirirken Gaye Su Akyol'dan bildirim geldi. Bir Yaralı Kuştum isimli şarkısına klip çekmiş. Pek de güzel olmuş, siyah beyaz. Kendime bir türk kahvesi yaptım, biraz daha izleyeyim. 

Yazacak pek bir şeyim yok bu aralar, bari şarkıyı not düşeyim dedim. Sağlıcakla.

Keder, feza üstüne 
Yayılır elem içimden gökyüzüne 
Onu benden çok sevmiş
Paramparça bir hikaye
...

17 Mart 2019 Pazar

Mahmood-Soldi

Bu sene Eurovision şarkı yarışmasında İtalya'yı temsil eden ve kuşkusuz yarışmanın en çok konuşulan isimlerinden biri. Benim de yürekten destekleyeceğim iki adaydan biri. Hakkındaki bilgilere bakılınca yarı İtalyan yarı Mısırlı olduğu belirtilmiş. Şarkısında babadan uzak geçirilen ve para ile değişip şekillenen bir aile yaşantısını anlatıyor. Soldi, para anlamına geliyormuş. Şarkıda kendi hayatından ne kadar iz var? Ne yazık ki bu konuda bilgim yok.  

Mahmood'un asi ve asabi bir duruşu var. Biraz da nefret dolu bakışları var. Yarı Mısırlı bir sanatçı olarak Avrupa'da ne tür zorluklar yaşamıştır bilemiyorum lakin farklı ve çok başarılı bir şarkı çıkarmış ortaya. Bir ay evvel yayımlanan klibi ise şu an elli milyon izlenmeyi bulmuş durumda. Bu da ayrı bir başarı. 

Mahmood'un canlı performanslarını izledim. Ne yazık ki çok çok iyi diyemeyeceğim, umarım yarışma esnasında iyi bir canlı performans sergileyebilir. Eğer öyle olursa birinciliğe en yakın isim olacağını düşünüyorum. Halk oylamasında da epey başarılı olacağı kanaatindeyim. Bir aydır şarkısını sürekli dinliyorum, insanı güçlü hissettiren bir altyapısı var müziğin. Özellikle şarkının Arapça kısımları ve alkış kısımları çok iyi. 

Malum İtalya kaliteli sanatçıları ve İtalyanca şarkıları ile yarışmada istediği başarıyı bir türlü yakalayamadı. Umarım bu sene kaderleri değişir. 

Başarılar Mahmood. 

25 Ocak 2019 Cuma

Dostoyevski: Delikanlı

Dostoyevski'nin Delikanlı adlı metnini bitirmek üzereyim. Eser ile ilgili uzun bir inceleme yazısı kaleme alacağım lakin bunun öncesinde çok sevdiğim bir bölümü size alıntılamak istedim. Sanki ilk gençlik yıllarımda benim kalemimden çıkmış gibiler: 

"Sanırım, on iki yaşımdan, yani içimde bilincin doğmaya başladığı günden beri insanları sevmemeye başladım. Buna sevmemek de diyemeyeceğim. Ağır geliyorlardı bana. Bazen durup dururken en yakınlarıma bile içimi dökemediğime, yani isteseydim de dökemeyeceğime, bunu asla istemediğime, nedense kendimi hep geri çektiğime, kuşkucu, tasalı, insanlardan kaçar olduğuma üzülüyordum. Bunun yanında, eskiden beri, belki çocukluğumdan bu yana hep başkalarını suçladığımı, buna pek yatkın olduğumu biliyordum. Ama bu yatkınlığımın peşinden çoğunlukla benim için oldukça ağır bir düşünce geliyordu: 'Asıl suçlu ben değil miyim acaba?' Böylelikle sık sık kendimi suçlamış oluyordum. Bu çeşit sorular aklımı kurcalamasın diye yalnızlık istiyordum. Üstelik, bütün aramalarıma karşın insanların arasında bir şey bulamamıştım. Şaşırdınız değil mi? Aradığımı sanmıyordunuz. Yaşıtlarımın, arkadaşlarımın tümünü düşünce bakımından benden çok gerilerde görüyordum. Benden geri olmayanını anımsamıyorum. 

Evet, içime kapanığımdır. İnsanlardan kaçarım. Sık sık toplumdan uzaklaşmayı isterim. Belki insanlara birtakım iyilikler ederdim bile, ama çoğunlukla onlara iyilik etmemi gerektirecek bir nedenin olmadığını görürüm. Hem insanlar sevilmeye değecek kadar iyi değildirler..."

30 Aralık 2018 Pazar

27

ben bu adamla tanışalı
oluyor sanırım oluyor 27 yıl
suyun yüzüne bakıp barışınca
tanıyor sanırım tanıyor düşmanını 

bile bile yürüyor aleve doğru
inadına yaşıyor 27 yıl 
seveni yok sanıyor kısmen doğru
kendimden bilirim bu adamı

kaç kere bu ayları saydı
kimseler anlamayalı derdinden
ağladı hep gözleri yandı
uyanıyor yanıyor derdinden

ben bu adamla tanıştım tanışalı
duruyor içine kapanıp 27 yıl 
toprağına sızıp dokununca 
çürüyor kökleri çürüyor susuz kalıp 

Can Kazaz'ın "Sürsün Bahar" adlı son albümünü dinliyorum bir süredir. 27 beni çok etkiledi. Daha yeni 27 yaşına girmişken, üstelik şarkı sanki beni anlatıyor gibiyken. 
Ne güzel sözler.

29 Mart 2018 Perşembe

Korsan Çıkmazı II


Korsan Çıkmazı
"İstanbul'un ortasında, bir pansiyon odasının dört duvarı arasında geçen uzun geceler. Oturup memleketi düşünüyorum. Herkes bana karşı. Neden? Sudan bir sebep, örneğin şu kadının boşa gitmiş gençliği, örneğin istenmeyen amcamın oğlunun aşağılık duygusu vs., benim dürüst, iyi, temiz hayatımda yıkıcı olabiliyor. Ters anlaşılmış bir olay, insanların küçük hırsları... Sonunda sormaktan vazgeçiyor insan. Böyle. Yıkılmamak gerek. Kaçmamak, kaybolmamak. Eh, işte bu. İyi niyetimden adam olmak kaygımdan başka tutar yerim yok. Hepimiz iyi çocuklarız. Ne var ki, eski tekne yeni hamura dar geliyor."

Nezihe Meriç

24 Mart 2018 Cumartesi

Korsan Çıkmazı

"İçim sıkılıyor ve bu hiçbir işe yaramıyor. Düşünüyorum, okuyorum, öğreniyorum. Bu, çevremdeki günlük hayatını yaşayan, düşüncesi, ancak bu çerçevenin içinde doğup gelişenlerden, biraz daha ayrılmama sebep oluyor. Gün geçtikçe, okuyup öğrendikçe, onların meselelerini, içinde dönendikleri olayları, ruh durumlarını, bütün bunların sebep ve sonuçlarını açıkça kavrıyorum. Her şey gizliğinden, karışıklığından kurtuldukça, benim için önemini kaybediyor. Düşçülüğüm bozuluyor. Yavana, tatsızca varıyor. Ben tek başıma kalıyorum. Kıyamet burada başlıyor."

Nezihe Meriç

21 Şubat 2018 Çarşamba

Bilge Karasu: Göçmüş Kediler Bahçesi


"Adımız Seviydi diye düşünüyor, ama bulamadım bu adı, seçemedim vaktinde. Gürültüye kulak verdim gereksiz yere, gürültünün gizlediğini işitmeğe çalışmalıydım." 

Avından El Alan, 1968-1977

16 Şubat 2018 Cuma

Bilge Karasu: Haluk'a Mektuplar II


"Sevgi, üstüne basıp geçenlerin ardından başını gene kaldıran, güçlü bir ottur, merak etme."

Güçlü Ot
Ankara, 3/2/81

Bilge Karasu: Haluk'a Mektuplar


"Umutsuzluk, ancak umudun olduğu yerde vardır. Umutsuzluk içinde olduğunu söylemek, umutlu olduğunu söyleminin bir başka yoludur. Ama umudun dışında yaşamağı da öğreneceksin bir gün. Öyle parlak bir yaşayış değildir ama çok daha az yıpratıcıdır. O gücünü insan başka yerlerde kullanmasını öğreniyor. Kahramanlığı da sevme, derim, o da pis bir şey. Kahramansız bir dünyada, (kahraman olmamağa dikkat ederek, demeli, kahramanları hala seven bir dünyada yaşandığına göre) yaşamağa çalışmalı." 

Umudun Olduğu Yerde
Ankara, 1/2/68

2 Şubat 2018 Cuma

Şarapçı Remzi

İki gündür yüzümde dalgalı, naif bir tebessümle dinlediğim güzel bir şarkıdan bahsetmek istiyorum, Şarapçı Remzi. Güney Marlen'in, Kalan Müzik etiketi ile yayımlanan "Şişelere Mektuplar" isimli albümünde bulunan şarkısı. 

Bir şarkı düşünün, Remzi amcayı anlatıyor. Sakallı, parkalı, tıp okumayı bırakmış, zengin babasından medet ummayı bırakmış, parkta yatıp kalkan, Adorno okuyup bilen, zamanımızın bir Robin Hood'u. Tutanamamış, izin vermemişler. Toplum kaideleri parkasının ceplerine bile sığmamış, çünkü kendi kalmış, kendisi olarak kalabilmek için pek çok şeye sırt çevirmiş. Hepimize bir cesaret örneği, güzel adam şarapçı Remzi amca. 

Güney Marlen'e içten bir teşekkür borçluyum. Güzel müzik yapan güzel adamlar da var memlekette, bir yerlerde. 

19 Ocak 2018 Cuma

Suç ve Ceza

"Sokak şarkılarını sever misiniz?"

"Ben severim, -dedi.- Hele de soğuk, karanlık ve nemli güz akşamlarımda, hani gelip geçen herkesin yüzünün yeşile çalan bir sarılıkta ve hasta gibi göründüğü ıslak güz akşamlarında, laterna eşliğinde söylenen bu sokak şarkılarını çok severim. Ya da dingin, lapa lapa kar yağan rüzgarsız kış akşamlarında, hele bir de karların arasından sokak lambaları ışıldıyorsa, bu şarkılar çok daha doyumsuz olur... Biliyor musunuz?.."

Dostoyevski

20 Aralık 2017 Çarşamba

Bir Vapur

"Zevk demişti, en uçucu şeydir. En hurdebini delikten kaçan bir gazdır. Onun için değil midir ki, zevki mütemadiyen değiştirmek lazımdır. Fakat her değiştirişin sonundaki bu melale, hüzne, ıstıraba tahammül edilir mi?"

Sait Faik Abasıyanık
Semaver 

Robenson

"Anlaşıldı, ben bayrakları değil insanları seviyorum. Öyleyse yuvarlak dünyanın üstünden akıp geçen yıldızlara bakarak vapurlarda ömrüm geçecek."

Sait Faik Abasıyanık
Semaver 

9 Eylül 2017 Cumartesi

Neyse

neyse haykırmadan anlatamam ile ilgili görsel sonucu

Neyse, en sevdiğim müzik grubu. Bu abasıyanık, gaip ülkede iyi müzik yapan adamlar da var. Selim Kırılmaz'ın yazdığı her cümle, döktüğü her kelam taşımızın toprağımızın yüzü suyu hürmetine. 

"Haykırmadan Anlatamam" adlı albümleri şu aralar dinlediğim tek albüm. Dün itibari ile Deniz Tekin ile düet yaptıkları "Muteriz" adlı şarkılarına da çok güzel bir klip geldi. Pek özel, yaşam incisi bir şarkı. 

Albümde hem sözü hem de müziği ile en sevdiğim şarkı ise "Geçmiş Olsun" oldu benim için. Derler ki Neyse diyen adamlar; 

İntibaen mecnun sırlardan
Hacıyatmaz fani, pürtelaşından

Geçmiş olsun ne hale kaldık,
Yalnız kalsak daha kibar. 

Daim olun. Neyse dinleyen, hisseden, anlayan ruhlarımıza sağlık. Ruhunuza sağlık. 

8 Ağustos 2017 Salı

Füruzan: Benim Sinemalarım


füruzan benim sinemalarım ile ilgili görsel sonucu
"Ben yarın gittiğimde peki söylerim nine, öğretmene dedi. Bugün paramızın yettiğince palto gibi bir şey alalım? Giydiğimde ısıtmasa da herkes paltom var sansın. Yengem bana nasıl olsa yün yelek örecekmiş. Bu kış artık paltom var sansınlar istiyorum. Kara önlük de alalım. Ha nineceğim? Vallahi dediklerini diyeceğim bir bir öğretmene."

Yaz seçkimin on üçüncü kitabı Füruzan'ın "Benim Sinemalarım" aldı öykü kitabı oldu. Yukarıda alıntı yaptığım kısım ise yazarın "Temizlik Kolu" aldı öyküsünden. Yoksulluğu dile getirmek zordur, üstelik edebiyat söz konusu ise. Aleni ve basit bir yoksulluk tanımından öte duygu ile anlatmak gerekir diye düşünüyorum. Füruzan tam olarak bunu yapıyor. Toplumun bir kısmını anlatırken diğer kısmını yarıda bırakmıyor, geniş bir çemberi var ve buna mukabil geniş bir anlatım biçimi de. 

Kitaba ismini veren "Benim Sinemalarım" adlı öykü 1990 yılında Füruzan'ın ve Gülsün Karamustafa'nın yönetmenliğinde sinema filmine de çekilmiş. Eğer edinebilirsem filmi izlemeyi çok istiyorum. 

Ağustos ayını Füruzan külliyatına ayırdım. Bu aralar kendisinin röportajlarını da bulup okumaya çalışıyorum internet üzerinden. Çok farklı bir bağım var kendisiyle, yazınıyla. Kendimi yersiz yurtsuz hissettiğim zaman dilimlerinde sığındığım bir yazar. Öyle olmaya da devam edecek.  

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Füruzan: Sevda Dolu Bir Yaz


Sevda Dolu Bir Yaz

"Sevda Dolu Bir Yaz" adlı öyküden;

"Baban yok.

O da seni görmeyi beklemedi.
Büyükler niçin böyle yaparlar anlayamıyorum. 
Hem çocuk sahibi olabilecek kadar onları severler, hem de terk ederler."



Yaz seçkimin on ikinci kitabında Füruzan dostluk etti bana. Kendisini tanımam "Parasız Yatılı" adlı eseri ile olmuştu. Kitabımı bir öğretmen arkadaşıma vermiştim ne yazık ki geri gelmedi, uzun süre bekledim gelmesini. Okuduğum ilk Füruzan kitabıydı, güzel notlar almıştım içine. Verdiği kitapları da geri isteyebilen bir değilim. Bugün Füruzan'ın birkaç eserini daha almaya gittim ve yeni bir "Parasız Yatılı" daha aldım. Sanırım onu kimseye veremeyeceğim. 

"Sevda Dolu Bir Yaz" bir öykü kitabı. Okuduğum ikinci Füruzan eseri. Yeri doldurulamayacak bir yazar benim için. Kendisini tanımlamaya kalkıştığımda zorlanmakla birlikte "sıcacık" kelimesi çıkıyor dudaklarımın arasından. Anlattığı aile ve insan öyküleri öyle sıcak ki, yeri geliyor yoksulluğu hissediyorsunuz. Tüm o yoksulluk mücadelesi içinde yaşamlarını sürdüren lavanta kokulu kadınlar, badem bıyıklı erkekler, eski İstanbul ve annelerimizin çocukluğu... Hepsi bir arada, bir sürü duygunun içinde bir yerlerde saklı. 

Soba yanan evler, kagir binaların uğultusu, apartmanların çok katlı yalnızlıkları ve silinmeyen anılar. Hepsi Füruzan'ın yazınında bir araya geliyor. Sıcacık, dopdolu bir kitaptı. İstanbul'a uzanan uzun bir yolculukta bitti. 

30 Temmuz 2017 Pazar

Yusuf Atılgan: Aylak Adam


aylak adam ile ilgili görsel sonucu
"Bir bakıma haklı. Hepimiz korkağız. Korktuğumuz için severiz; korktuğumuz için yaşarız; korku yüzünden ölürüz. En kötüsü kısa sıkıntılardan korkarız. Ama yalnız bu mu?.."

Yaz seçkimin on birinci kitabı Aylak Adam oldu. Bana bir otobüs yolculuğunda eşlik etti. Ve Yusuf Atılgan külliyatını bu eser ile tamamlamış oldum. 

Aylak Adam, bünyesinde ölüm gerçekliğini taşıyan adam. İsyankar dersiniz, kadın meraklısı dersiniz, ne idiği belirsiz dersiniz, hakkında söylenebilecek sözcüklerin fazlalığı kiminizi şaşırtabilir. Bense onu sadece "gerçek" sözcüğü ile tanımlayabiliyorum. Olduğu gibi gerçek, toplumun dayatmaları ile yaşamayan, içinden geldiği gibi yaşayan. Olabildiğince özgür, sanki hayatın dilini çözmüş. Bu yüzden bize yabancı, kendine yakın. 

Aslında pek çoğumuzun olmak istediği adam aylak adam, gailesi hepimizden fazla yalnızca belli etmiyor. Bir şeyleri erken yaşta çözmüş, bitirmiş ve kenara kaldırmış gibi. Bizde ise fazlası yok. 

Son dönemde epey popüler oldu Aylak Adam. Kürk Mantolu Madonna ile bilikte bir atılım yaptılar. İlginçtir, bazı önemli eserler yıllar sonra bir anda yükselişe geçebiliyor. Elimdeki kitap 50. baskısını yapmış. Sevindirici. Bir yandan da üzücü gibi. Aylak Adam gerçekten anlaşılıyor mu acaba? Herkes okuduğu için mi okunuyor? Eller sonra Anayurt Oteli'ne ya da Canistan'a da gidiyor mu? Muamma. 

Ufuklarda başka kitaplarla görüşmek üzere. 

23 Temmuz 2017 Pazar

Yusuf Atılgan: Bütün Öyküleri


yusuf atılgan bütün öyküleri ile ilgili görsel sonucu
"Ne güzel kurşun, di mi? dedi Korkut. 
Sarıbaş yan gözle bakıyordu kurşuna.
Uzan da alıver istersen, dedi.
Korkut elini uzattı, aldı. Sıcaktı. Ağzına götürdü, ısırdı. Dört dişinin izi kaldı üstünde. Bu yumuşak, zararsız nesne mi öldürecekti sarıasmayı, karamekeyi, gökçeliyi, alaca cereni, insanı?"

Yaz seçkimin onuncu kitabında yine Yusuf Atılgan eşlik etti bana. Bu sefer öyküleri ile. Kitabın sonunda iki de masalı var kendisinin. Hem küçüklere hem büyüklere masallar. Korkut'a masal ve Ceren'e masal. 

Yusuf Atılgan'ın dili öykülerinde de tıpkı romanlarındaki gibi. İşlediği konular benzer, öyküleri yük, gam ve his dolu desem yanılmam. Tasasız taşranın delişmen insanları. Samimiyeti buradan geliyor belki de, olduğu gibi içimize nüfuz etmesinden. Eğri büğrü yollarda ve zamanlarda yaşanan gerçeklik. Olduğu gibi hem de, ziyansız. Yusuf Atılgan'ın bu taşra ve gerçeklik bileşimi kokusunu bir tek Hasan Ali Toptaş'ta alabiliyorum. İç döndüren zamanlar, aynalar ve kır atlar. 

Sıradaki kitap Aylak Adam. Onu da okuduktan sonra Yusuf Atılgan külliyatını bitirmiş olacağım. Pek güzel olacak. Şimdi birkaç gün yaz tatili ve deniz molası veriyorum. Döndüğüm gibi edebiyat maceram devam edecek. 

22 Temmuz 2017 Cumartesi

Tomris Uyar: İpek ve Bakır


tomris uyar ipek ve bakır ile ilgili görsel sonucu
"Temmuz" adlı öyküsünden,

"Bu çocukluğun var ya, hiç yitirme onu, bazıları yitirmezler. Sen öyle bir çocuğa benziyorsun. Korun.
-Olur, söz."

1966

Yaz seçkimin sekizinci kitabında bana yeniden Tomris Uyar eşlik etti. Bir şekilde, bir düzlükte ayrı kalamıyorum ondan. Satırları arasında başka bir his var, etkilemekten de öte, öyküleri olduğu gibi sıcacık. İpek ve Bakır Tomris Uyar'ın ilk öykü kitabı. Yazar, 1965-1970 yılları arasında kaleme almış bu öyküleri. Bir ilk kitap olmasına rağmen Tomris Uyar'ın yazı dilini ve sıcaklığını hissedebiliyorsunuz. Üstelik gelecek yılların da heyecanlı bir habercisi İpek ve Bakır. 

Seçkime farklı kitaplarla devam edeceğim lakin yine arada bir soluk, sırf bir tını olsun diye Tomris Uyar'a sığınacağım muhakkak.

20 Temmuz 2017 Perşembe

Vüs'at O. Bener: Dost Yaşamasız


bener dost yaşamasız ile ilgili görsel sonucu
"Doğru. Büyük dert. Ben? Gerçek gerçekse. Dönüp dolaşıp kendimle karşılaşmaktan korkuyorum galiba. Boğuş. Tepin. Kendini tam dorukta, tam amansız duyduğun zaman. Lanet. Yok olmaz. Buna inanamam. Kıskıvrak. Ötesiz. Dipte. Olduğun yerde. Kurşunlanmış. Mıhlanmış. Ne artık ne bir eksik. Öyle mi? Olmaz böyle şey. Fırla ayağa. Miskin. Haydi oradan."

Yaz seçkimin yedinci kitabı olan "Dost Yaşamasız" ile Vüsa'at O. Bener'e veda ediyorum. 1950 kuşağı öykücülüğüne yeni bir soluk getiren Bener'in, Dost Yaşamasız adlı eserinde pek çok öyküsü yer alıyor. Eser tam olarak yazarın 1986 yılına kadar yazdığı öyküleri kapsıyor. Bener yazınına başlayacaklar için de tavsiye edebileceğim bir kitap. 

Diğer yazılarımda sık sık belirttiğim gibi, Vüs'at O. Bener'in farklı bir üslubu var. Kimi öykülerinde kapalı lakin duygu yüklü bir anlatım benimsiyor, kimi öyküleri ise daha açık, karakterler ve olaylar net. Bener kendisini bu konuda eleştirenlere öykülerinde de yer veriyor zaman zaman. 

Benim için derin ve sarhoş edici, güzel bir yolculuktu. Yaz seçkim bittikten sonra yazarın oyunlarını da alıp okuyacağım muhakkak.