yedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2018 Pazar

27

ben bu adamla tanışalı
oluyor sanırım oluyor 27 yıl
suyun yüzüne bakıp barışınca
tanıyor sanırım tanıyor düşmanını 

bile bile yürüyor aleve doğru
inadına yaşıyor 27 yıl 
seveni yok sanıyor kısmen doğru
kendimden bilirim bu adamı

kaç kere bu ayları saydı
kimseler anlamayalı derdinden
ağladı hep gözleri yandı
uyanıyor yanıyor derdinden

ben bu adamla tanıştım tanışalı
duruyor içine kapanıp 27 yıl 
toprağına sızıp dokununca 
çürüyor kökleri çürüyor susuz kalıp 

Can Kazaz'ın "Sürsün Bahar" adlı son albümünü dinliyorum bir süredir. 27 beni çok etkiledi. Daha yeni 27 yaşına girmişken, üstelik şarkı sanki beni anlatıyor gibiyken. 
Ne güzel sözler.

28 Şubat 2016 Pazar

7 Avlu

7 Avlu bir Semir Aslanyürek filmi. Kıymeti bilinmemiş, değerli bir eser. Film bizi Hatay'ın geniş avlulu evlerine götürüyor. Bir mahalle boyunca uzanan 7 tane avlu. Farklı aileler ve farklı yaşamlar. Mercek altındaki kahramanımız Eleni. Üç çocuklu dul bir kadın. Aslında ne kadar itici bir kelime değil mi dul? 

Eleni tek tek her avlunun kapısını çalıyor film boyunca. Her avluda ise karşısına farklı kültürden, dilden, milletten insanlar çıkıyor. Ermeni, Rum, Süryani, Kürt ve bir sürü karakter. Hepsi de Eleni'nin komşuları. Peki Eleni ne istiyor bu insanlardan? 

7 Avlu; bir yandan sosyalizmden bahsederken bir yandan da ülke olarak, kültürler arası diyaloğu ve iletişimi ne denli kaybettiğimizden dem vuruyor. Kendi derdine düşmüş bir sürü insan... Başkalarının derdi özellikle kendi dilimizden, dinimizden ve milletimizden olmayan insanların derdi bizi pek ilgilendirmiyor günümüzde. Eleni konuşmak istiyor, iletişim kurmak ve dostluğu tatmak istiyor. Bir olmanın verdiği yürek ferahlığı ile yaşamak, solumak istiyor. 

7 Avlu'yu izlemenizi ve Eleni'nin derdine kulak vermenizi tavsiye ederim. Eleni'nin de filmin sonunda söylediği gibi: "Hepimiz Tanrı'nın çocukları değil miyiz?"

18 Eylül 2014 Perşembe

Çeşm-i Bülbül

Çeşm-i Bülbül,senaristliğini Yedi Numara'dan tanıdığımız Oya Yüce'nin,kurgusunu yine Yedi Numara'dan tanıdığımız Şenol Şentürk'ün yaptığı,yönetmenliğini ise Serpil Kurtça'nın üstlendiği bir televizyon dizisi idi.Sanırım yıl 2005.Özel televizyon kanallarından birinin uyguladığı reyting politikası gereği ilk bölümü ile rafa kaldırılan,heder edilen muhteşem bir yapımdı.

O zamanlar henüz ortaokul öğrencisi idim.Yedi Numara'dan sonra içinde Engin Alkan,Ayça Mutlugil,Nuray Uslu,Özlem Türkad,Civan Canova,Ali Atay,Evren Yeşil,Kibariye ve Nükhet Duru gibi değerli isimlerin yer aldığı bu diziyi heyecanla bekliyordum.Çok kaliteli bir yapım olacaktı,hikaye de çok güzeldi.Lakin izleyemedik bu güzel yapımı.

Müzikleri ise benim için ayrı değerlidir.Toygar Işıklı ve Hüsnü Şenlendirici tarafından yapılan dizi müziğini Kibariye seslendirmiş ve inanılmaz bir iş çıkmıştır ortaya.Sözler ise şöyledir ;

kaderine inat 
yaşanır bu hayat
baharın kıştan daha hoyrat

umudun yasaklı
sevdaların saklı
sen değil hep hüzünlü haklı

ağla ya da gül
mevsim erken değil
açtırır bir gül içinde
çeşm-i bülbül

düşlerin mühürlü
hayat denilen sahnede
mutluluk zehirli
sana yarınsız gecede

bilmeden rolünü
oynarsın oyunu
kapatır perdeyi
alkışlar bu çeşm-i bülbül

ağlamak niye,gül
mevsim erken değil
açtırır bir gül
çeşm-i bülbül

Bir sinema filminden daha uzun sürelerde yayınlanan,içine neredeyse ekranın yarısını kaplayan reklamlar yerleştirilen,bir dakikada çekilebilecek duygusuz bir sahneyi on dakikaya kadar yavaşlatarak uzatan türkiye yapımı dizilerden çok daha değerli diziler yapılıyordu bu ülkede ben küçükken.Şu an aile olarak televizyonu rafa kaldırmış durumdayız.

Yedi Numara oyuncularını ancak tiyatrodan takip edebiliyorum.Gönül ister ki onları yine kaliteli yapımlarda televizyonda da görelim lakin tiyatrodan aldığım haz bile yetip artıyor bana.Hiç silinmesinler sahnelerimizden.