Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2018 Perşembe

Korsan Çıkmazı II


Korsan Çıkmazı
"İstanbul'un ortasında, bir pansiyon odasının dört duvarı arasında geçen uzun geceler. Oturup memleketi düşünüyorum. Herkes bana karşı. Neden? Sudan bir sebep, örneğin şu kadının boşa gitmiş gençliği, örneğin istenmeyen amcamın oğlunun aşağılık duygusu vs., benim dürüst, iyi, temiz hayatımda yıkıcı olabiliyor. Ters anlaşılmış bir olay, insanların küçük hırsları... Sonunda sormaktan vazgeçiyor insan. Böyle. Yıkılmamak gerek. Kaçmamak, kaybolmamak. Eh, işte bu. İyi niyetimden adam olmak kaygımdan başka tutar yerim yok. Hepimiz iyi çocuklarız. Ne var ki, eski tekne yeni hamura dar geliyor."

Nezihe Meriç

23 Mart 2018 Cuma

Alacaceren III

"O hiç yaşlanmamıştı. Bana derdi ki, "Dara düştüğün zaman benim güzel ipek kızım, -neşeyle çınladığı zaman bile, demlenmiş bir ses yakıştırıyorum ona; insanı dinlendiren- hemen yaşadığın güzel günleri, güzel insanları, güzel şarkıları düşün. Sevdiğin şarkıları söyle. Ay ışığını, yolculuklarda geçtiğiniz yerlerde gördüğün dağları, ovaları, doğanın güzelliklerini, renklerini düşün. Çiçek kokularını, ben leylak kokusuna bayılırım. Fırının önünden geçerken duyduğun o ekmek kokusu yok mu hele, bir de kavrulmakta olan kahveninki..."

Nezihe Meriç

Alacaceren II

"Ev onları, onlar evi hep sevmişlerdir, çok sevmişlerdir.
Bir evi sevmenin, bir semtli olmanın tadını çıkarmacasına yakmışlardır ışıklarını. Arkadaşlarını, sevdikleri bir iki -ikiyi geçmez- apartman komşusunu, kitaplarını -paraları olunca yeni kitaplık yaptırmayı düşünerek- düşlerini, isteklerini, sevgilerini, abla kardeş, ana kız karışımı, sevgiden de öte, gizemli kutsal sözcüklerini de içeren bağımlılıklarını, birbirlerine olan düşkünlüklerini, onları çevrelerinin yozlaşmasından koruyan, dededen gelen, ondan geçen bozulmamış değerleri koruyarak, kurdukları yaşamlarını bir masal gibi yaşamaya başlamışlardır."

Nezihe Meriç

Alacaceren

"Dedem, kendisine verilen zamanı, kendi istediği gibi yaşamıştı; kimseyi karıştırmamıştı. Yaşama biçimini kınayanları, öğüt vermek, aklı vermek isteyenleri, hoşgörüsü olmayanları, sevgisizleri, kendini bir bok sananları elinin ucuyla şöylece iteleyivermişti. 

'Bunlar virüs gibidirler' derdi. 'Bunlar kıskanç, mütecessis, dedikoducu, ziyan mahlukattandır. Aman! Asla yaklaştırmayacaksın yanına." 

Nezihe Meriç

6 Mart 2018 Salı

Gurbet Kuşları

Orhan Kemal'in Gurbet Kuşlarını okuyorum şu sıra. Bizden bir şeyler okumaya ihtiyacım var, kaosun hakim sürdüğü bu şehirde gurbet kuşlarının samimiyetine ihtiyaç duyuyorum. İstanbul'a geldiğimden beri en çok ihtiyaç duyduğum şey bu belki de. 

Uzun süredir evden dışarı çıkmıyorum. Haftada bir, bazen hiç. İşten eve geliyorum, okuyorum bol bol. Çok sevdiğim tarihi yarımadaya dahi gitmiyorum. Çalışmak zaten ayrı hengame, İstanbul'un derdi tasası yetmiyormuş gibi.

Her gün beton görmekten, gökdelen görmekten bıkıp usandım. Birbirine sıkışık dairelerden güneşi bile göremiyorsunuz doğru düzgün. Tek avuntum oturduğum muhitin İstanbul'un içinde olmaması. Ben üniversitede öğrenciyken Kadıköy bu kadar kalabalık değildi mesela. Artık iğne atsanız yere düşmüyor. Her dışarı çıktığımda düşünüyorum, bunca insan ne yapıyor sokaklarda? Füruzan'ın "Gecenin Öteki Yüzü" adlı öyküsünden uyarlanan mini dizide Zuhal Olcay kızı ile birlikte bir daire tutmuştu kendine. Yanılmıyorsam Yeldeğirmeni taraflarındaydı. Aklıma hep o sahneler geliyor, gece yüzünü öteye çevirdiğinde gündüzün örttüğü insanlar ve yaşamlar beliriyor Kadıköy sokaklarında. Böyle zamanlarda hemen eve kaçasım geliyor. Kaçıyorum da. Eve gelince derin bir nefes alıyorum. 

Kamu personeli sınavına hiç hazırlanmadım. Sınava girmiyorum da. Kafamda hazırlanmak gibi bir düşünce var. Özel sektörde çalışmak oldukça zor. Beşinci yılımdayım ve yoruldum. Herkes birbirini çiğnemek derdinde. Kimsenin de eğitim öğretimi umursadığı yok açıkçası. İyi eğitimli, yüksek lisanslı, birkaç dilli diye göklere çıkarılan öğretmenlerin aldıkları maaşlardan ve yaptıkları tatillerden başkaca dertleri yok. Hal böyle olunca bir türlü ait hissedemiyorum kendimi. Yanlış anlaşılmasın, bir öğretmen olarak ben de isterim şartlarımız çok iyi olsun. Lakin şu ana kadar kendini işine ve çocuklarına adayan bir öğretmene rastlamadım. Belki sınava hazırlanıp atansam benim için daha iyi olacak. Küçük bir kasabaya giderim, huzur içinde çocuklarımla birlikte olurum. 

Gurbet kuşları İstanbul'un her yerinde. Vapurlarda, tramvaylarda, ekmek aslanın ağzında. Bir milyoncular, erotik şoplar, sayısız betonlar ve giderek kaybolan insanlardan ibaret bir şehir. Soğuk yüzlü, maziye özlemli. 

Belki de yanlış bir zamanda geldim dünyaya. Vesikalı Yarim'de Sabiha'nın o meşhur sözleri gibi: "Sevgi de yetmiyormuş, çok eskiden rastlaşacaktık."

Çok eskiden rastlaşacaktık İstanbul. 

1 Mart 2018 Perşembe

Yılanı Öldürseler

"Dört kişi öldürüp de gece gündüz namaz kılan hapisteki o Ağayı anımsadık. İnsanlık dışı Lütfiyi anımsadık... Çukurova insanları gittikçe zalim, kötü, sevgisiz oluyorlarmış... Dost diyecek hiç dost kalmamış. Herkes herkesin gözünü oyuyormuş, beş kuruşa insan babasını öldürürmüş. Kendisi o kadar insan içine girmiyormuş. Baharda portakal çiçekleri öyle bir kokarmış ki kokularından insan sarhoş olurmuş..."

Yaşar Kemal

21 Şubat 2018 Çarşamba

Bilge Karasu: Göçmüş Kediler Bahçesi


"Adımız Seviydi diye düşünüyor, ama bulamadım bu adı, seçemedim vaktinde. Gürültüye kulak verdim gereksiz yere, gürültünün gizlediğini işitmeğe çalışmalıydım." 

Avından El Alan, 1968-1977

16 Şubat 2018 Cuma

Bilge Karasu: Haluk'a Mektuplar


"Umutsuzluk, ancak umudun olduğu yerde vardır. Umutsuzluk içinde olduğunu söylemek, umutlu olduğunu söyleminin bir başka yoludur. Ama umudun dışında yaşamağı da öğreneceksin bir gün. Öyle parlak bir yaşayış değildir ama çok daha az yıpratıcıdır. O gücünü insan başka yerlerde kullanmasını öğreniyor. Kahramanlığı da sevme, derim, o da pis bir şey. Kahramansız bir dünyada, (kahraman olmamağa dikkat ederek, demeli, kahramanları hala seven bir dünyada yaşandığına göre) yaşamağa çalışmalı." 

Umudun Olduğu Yerde
Ankara, 1/2/68

16 Ocak 2018 Salı

Nahid Sırrı Örik: İstanbul Yazıları


Türk edebiyatının en çok takdir ettiğim, metinlerini okumaktan haz aldığım ve buna mukabil muvaffak olduğum kalemlerinden biri Nahid Sırrı Örik'tir. Hakkını bir türlü tam olarak teslim edemediğimiz için derin bir üzüntü duymaktayım.  

Buraya, daha önceki yazılarımda Nahid Sırrı hakkında anekdotlar düşmüştüm. Pek çoğumuz gibi benim de kendisi ile tanışmam, Zeki Demirkubuz'un "Kıskanmak" adlı filmi ile oldu. Metnin Nahid Sırrı Örik'e ait olduğunu öğrenince kendisine olan ilgim günden güne artmaya başladı. Eserlerini okumaya, ardından kitaplığımın güzide bir köşesini kendisine ayırmaya başladım. "Sultan Hamid Düşerken" isimli metni de sinemaya uyarlanmıştı. Bir dönem özel televizyon kanallarının birinde, "Eve Düşen Yıldırım" adlı öyküsünün diziye uyarlandığını gördüm. Bunun dışında televizyon ve sinemaya uyarlanan bir eseri mevcut değil sanıyorum. 

Nahid Sırrı yalnızca roman ve öykü dallarında çalışmış bir kalem değil, hatıra-gezi yazısı türlerinde metinleri de mevcut. Uzunca bir süre Tanin Gazetesinde çeşitli yazılar kaleme almış. Türk Tarih Kurumu, 2011 yılında Nahid Sırrı'nın Tanin Gazetesi başta olmak üzere çeşitli mecralarda kaleme aldığı İstanbul yazılarını bir kitap haline getirmiş. Büyük bir merak ve şevk ile okudum eseri. 

1930'lu ve 1940'lı yıllardaki İstanbul'un çehresini anlatan yazar, İstanbul'u bir seyyah gözü ile aktarıyor. Hem kendi anıları hem de İstanbul'a dair çeşitli gözlemleri ve projeleri var Nahid Sırrı'nın. Bir yazıda karşımıza Sait Faik, başka bir yazıda Cemil Topuzlu, Lütfi Kırdar çıkıveriyor. Eski İstanbul'a ait ne varsa, Nahid Sırrı hepsini renkli ve eleştirel bir pencereden izleyerek aktarıyor. 

Eserin giriş kısmında Bahriye Çeri tarafından kaleme alınan bir yazı var. Onu mutlaka okuyun derim. 

Eski İstanbul'u hep yabancı seyyahların izleklerinden okuduk, bildik. Edmondo de Amicis, Pierre Loti ve Lamartine gibi. Bu coğrafyanın yazarlarının gözlemleri, hatıraları ve değerlendirmeleri bir o kadar değerli diye düşünüyorum. Kesinlikle es geçmemeliyiz. 

20 Aralık 2017 Çarşamba

Bir Vapur

"Zevk demişti, en uçucu şeydir. En hurdebini delikten kaçan bir gazdır. Onun için değil midir ki, zevki mütemadiyen değiştirmek lazımdır. Fakat her değiştirişin sonundaki bu melale, hüzne, ıstıraba tahammül edilir mi?"

Sait Faik Abasıyanık
Semaver 

Robenson

"Anlaşıldı, ben bayrakları değil insanları seviyorum. Öyleyse yuvarlak dünyanın üstünden akıp geçen yıldızlara bakarak vapurlarda ömrüm geçecek."

Sait Faik Abasıyanık
Semaver 

18 Aralık 2017 Pazartesi

Kaşıkadası'nda

"Bu iyi, sıhhatli, temiz ve küçük insanların uykusu bambaşka bir şey, şimdi hatırlıyorum da... Uyuyanın iyi, güzel, dinlendirici dünyasına, seyreden agah gibidir."

Sait Faik Abasıyanık
Şahmerdan

4 Ekim 2017 Çarşamba

Nursel Duruel: Geyikler, Annem ve Almanya

Uzun süredir yazmamışım, sanırım iki hafta olmuş. Belki de daha fazla. Bu aralar nedense yazamıyorum pek. Yalnızca okuyorum. Okuduklarımı da paylaşasım gelmiyor. Bir garip duygu. Beklentiler, gelecek kaygıları ve türevleri yoruyor belki de. İnsanız ya sonunda. 

Bir arkadaşımın tavsiyesi ile Nursel Duruel ile tanıştım. Mevcut iki öykü kitabını aldım. İlk önce "Geyikler, Annem ve Almanya" adlı kitabını okudum. 1983 Sait Faik Hikaye Armağanı sahibi bir kitap aynı zamanda. 

Çok sevdim öyküleri, dolu dolu bir öykü kitabı. Bizden, toplumdan öyküler. Ne güzel bir kalemmiş Nursel Duruel. 

"Sevgili annem, diye geçirdi içinden. Küçücük korkunç kadın. Ömrünce çırpındın durdun, hiçbir işini kimselere bırakmadın. Güçlü olmanın bedeli daha ağır, hayatı iştahla karşılamanın bedeli daha yüksek. Bak, nasıl seğiriyor bedenin, yüzün, kolların, bacakların, bütün damarların, bütün sinirlerin hepsi ayrı ayrı. İniltiler örümcekten değil senden geliyor, senden, senin damarlarından..."

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Füruzan: Redife'ye Güzelleme

Redife'ye Güzelleme, Füruzan'ın "Kuşatma" adlı öykü kitabındaki öykülerden biri. Öyküyü, Kasım 1971 yılında kaleme almış Füruzan. 12 Eylül 1980 yılında ise bu öyküden yola çıkarak müzikli bir oyun yazmış. Oyun da Yapı Kredi Yayınları tarafından kitaplaştırılmış. Keyif alarak okudum, öykü de zihnimde olduğu için okumak çok daha keyifli hale geldi. Üstelik hemen hemen ilk kez bir oyun okudum diyebilirim. Güzel bir deneyimdi. 

"Nasılsın doğanın ak gülü; 
Gene türküler söylüyor musun sürüler dönerken?
Gene elinde danteller çardakların altında
Sevgiler, antlar, düşler işliyor musun?"

18 Ağustos 2017 Cuma

Füruzan: Berlin'in Nar Çiçeği


füruzan berlin'in nar çiçeği ile ilgili görsel sonucu
"Dinle, ardıç kuşu ötüyor. Sen görmedin. Gölün kuğularını bir hafta önce ölmüş bulduk. Kanatları açık, suda ağır ağır kayıyorlardı. Meğer onlar ne kadar büyük kuşlarmış... Çevremizdeki her şey ölüyor. Bilmiyorum niçin. Mutluluk bizi terk etti."


Füruzan "Berlin'in Nar Çiçeği" adlı romanını 1986-1988 yılları arasında İstanbul Şişli'de kaleme almış. Hüzünlü bir roman. Yaşlı bir kadın olan Frau Lemmer ile Almanya'ya göç etmiş Türk ailesi Korkmazların dostluğu insanın içine hem huzur hem de hüzün bırakıyor. 
Dönem Almanyasını ve yaşanan sorunları da görebiliyorsunuz romanın içinde. En nihayetinde iki farklı milletten ve kültürden gelen insanların da ortak bir noktada buluşabileceği sonucu çıkıyor ortaya. 

Bir yanda sevgisizlik, çocuklarının sevgisini hissedemeyen sevgi dolu bir anne. Bir yanda büyüklere değer gösteren, birlikte yaşamanın gücüne inanan ve yabancı bir ülkede tutunmaya çalışan bir aile. Zıtlıklar ve gönüller bir araya geldiği zaman imkansızlıklar da aşılabiliyor sanırım. Tüm zıtlıklara rağmen. 

Berlin'in Nar Çiçeği akıllardan kolay kolay silinmeyecek bir roman, edebiyatımız için önemli bir eser. Bir kez daha Füruzan'ın kalemi karşısında saygı duruşuna geçiyorum. 

13 Ağustos 2017 Pazar

Füruzan: Gecenin Öteki Yüzü

"Genç kadın sedire oturdu. Kürk ceketini uzağa itti. 
Başının ardına düşen perdenin aklığı baskınlaşıyordu. 
Genç adam baktı; gözlerinden acılı bir şeylerin aktığını gördü genç kadın.
-Sizi üzmek istemezdim, dedi.
-Hayat üzüntülerden, sevinçlerden kaçarak yaşanmaz ki... Beni üzecekseniz üzün. Beni üzdüğünüzde, yakınım olacaksınız demektir."

1982, Şubat
İstanbul-Şişli

Gecenin Öteki Yüzü
Yukarıda alıntı yaptığım bölüm, kitaba ismini veren "Gecenin Öteki Yüzü" adlı öyküden. Uzun bir öykü, duygu dolu bir anlatım. Füruzan'ı her okuyuşta hissettiğim başkalık duygusu tarifini mümkün kılamıyor bazı şeylerin. Yazmanın içinin boşaldığı böyle bir dönemde, dönenip durup Füruzan okumak beni gerçek hislerle tanıştırıyor. Tanış olmadığım insanlar tanıyorum. Belki de gerçek hayatta olduğundan daha fazla dostum var edebiyatta. 

Usulca gideyim şimdi. Bilhassa kitapta yer alan bu son öykü olan "Gecenin Sonuna Yolculuk" adlı duygu selini içime sindireyim iyice. Sonra bu yaz gecesinde yatağıma çekilip derin bir uykuya dalayım herkesten gizlice. 

12 Ağustos 2017 Cumartesi

Kırık Bir Aşk Hikayesi

kırık bir aşk hikayesi ile ilgili görsel sonucu

Yekta Kopan'ın Jehan Barbur ile yaptığı bir sohbet videosuna denk geldim geçtiğimiz gün. Jehan Barbur "Kırık Bir Aşk Hikayesi" adlı şarkıyı anlatıyordu. Cahit Berkay'ın bestesi. Ne şarkıdan ne de filmden haberdardım. Bugün filmi izledim. 

Senaryosu Ömer Kavur ve Selim İleri'ye ait olan filmin yönetmeni de Ömer Kavur. Yıl 1981. Bir sahil kasabası. Aysel Öğretmen, kasabaya yeni gelen bir edebiyat öğretmeni. Bir de kasabanın yerlisi Fuat. Aralarındaki ilişki ise tamamen kırık bir aşk hikayesinden ibaret. 

Birbirini bunca seven iki insan, önlerindeki engeller. O kısacık zaman diliminde yaşanan büyük bir aşk. Aşkı gerçek yapan ayrılık, acı ve kalp kırıklıkları mıdır? Sanırım böyle. 

Aşk adına oldukça kötücül bir çağda yaşıyoruz. Günümüzün tüm bu hissiz ilişkileri belki de o zamanlardaki samimiyeti kaybetmemizden ileri geriyor. Peki sarı kanat? O da ölüyor ya. Son sahne oldukça içli. Kadir İnanır'ı ilk kez bu kadar çok beğeniyorum bir filmde. Otobüs garları? Nasıl bir hüzündür, insanın içinde yumru bırakan cinsten. Cidden dayanmıyor kalp. 

Çok etkileyici bir film. Jehan Barbur'un sözleri ve yorumu ile şarkı da epey güzel olmuş. 
Buruk bir tat bıraktı, içim sızladı bir yerinden. Birbirine bunca aşık iki insanın kavuşamaması ne de acı. Bir yandan ne de güzel ayrılanların sonsuza kadar devam eden aşkları. 


"geri dönsen aynı ev mi?
kuş çırpınır mı?
bizi bilir mi?
hatıramda faytondan yolculuklar
heyecandan susmuş sözler
hayata göğüs geren sen
rüzgarıyla kaybolmuş kırgın gönlüm
yol vermiş dargın deniz
boş vermiş zaman bizi
gel"

10 Ağustos 2017 Perşembe

Füruzan: Kuşatma


füruzan kuşatma ile ilgili görsel sonucu
"Artık içgüdülerimizi zorlamanın yersizliğini öğrendik. Freud bizi uyardı. Batı'daki çıplaklığı, kendini gösterme eğilimini görmüyor musun? Yakında bakarak cinsel doygunluğun yolunu bulacak dünya. Kalabalıklar, geniş alanlarda, toplanıp pornografinin çoşturucu etselliğini tadacak. Eti çoğaltıp, eğriltip, çarpıtıp deneyeceğiz bitirinceye dek. Etler, beyinsiz, yaşamasız, anısız, bacak araları gergin, atıp duran etler, çoşkunun doruğundan düşüp düşüp yeniden tırmanacak."

Yine basık bir Ağustos gecesi. İstanbul insanı bunaltan bir ağırlıktan ibaret bu aralar. Aklımda dönenip duran endişeler, sonuna gelemediğim yol ayrımları. Muallak ve muğlak bir takım hadiseler derken elimde yine Füruzan. Bu kez "Kuşatma" isimli öykü kitabı ile. 

Yaz seçkim diye söyleyip duruyorum ama artık sayma işine bir son versem iyi olacak. Bir bakayım, sanıyorum on dördüncü kitabım olmuş. Hoş, iş saymak eyleminde değil ya önemli olan aldıklarım ve biriktirdiklerim. Duygular misal. 

Öykülerin hepsi 1971 tarihli. Toplamda da beş adet öykü yer alıyor bu kitapta. Füruzan uzun öyküler yazıyor genelde. 

"Tokat Bir Bağ İçinde" oldukça çarpıcı bir öyküydü. Esasen öykünün alt metinlerinde günümüz Türkiye'sini gördüm. Neredeyse bazı konularda hiç yol alamamışız gibi. Ürperdim. Bakınız yukarıdaki alıntı bu öyküden. 

Füruzan eserlerinde kadınları çok iyi işliyor. Erkek kahraman ile başlayan hikayelerinin içinden bile muhakkak bir kadın kahraman selam veriyor. Sonra kendinizi kadın kahramanın etrafında büyük bir duygu salınımı içinde buluveriyorsunuz. İşte bunu çok seviyorum. Bir de kız çocukları var tabii hemen öte yanda. Onların duyguları, hikayelerdeki yerleri de beni etkiliyor. Bu yüzden sanırım yazar olarak Füruzan ismi bende kadınları çağrıştırıyor. Kadın meselelerini aktarırken erkeği yermeyi kendine şiar edinmiyor Füruzan. Öyle bir anlatımı var ki, öyküye konuk olan ve kadını değersizleştirmeye çalışan erkek karakteri okur olarak şıp diye tespit edip yeri geldiği zaman yargılayabiliyorsunuz. Bu da muazzam bir anlatım biçimi demek bana kalırsa. Mesela "Redife'ye Güzelleme" adlı öyküsünde tam da bahsettiğim noktayı görebilmek mümkün. Karısını dövdüğü için İsmail Usta ile yüzleşen bir koca vardır, kocaman bir adam. Okurken siz ona kızacakken bir bakmışsınız o zaten kendini yargılamış ve kendi hükmünü vermiş. İçini boşaltmış. 

Saat epey geç oldu, sanırım benim için uyku vakti geliyor. Bir sonraki kitabım yine Füruzan'dan olacak, "Gecenin Öteki Yüzü" ile devam edeceğiz külliyata. Gecelerimizin yüzümüzü sakladığı bir başka zaman diliminde görüşmek üzere. 

8 Ağustos 2017 Salı

Füruzan: Benim Sinemalarım


füruzan benim sinemalarım ile ilgili görsel sonucu
"Ben yarın gittiğimde peki söylerim nine, öğretmene dedi. Bugün paramızın yettiğince palto gibi bir şey alalım? Giydiğimde ısıtmasa da herkes paltom var sansın. Yengem bana nasıl olsa yün yelek örecekmiş. Bu kış artık paltom var sansınlar istiyorum. Kara önlük de alalım. Ha nineceğim? Vallahi dediklerini diyeceğim bir bir öğretmene."

Yaz seçkimin on üçüncü kitabı Füruzan'ın "Benim Sinemalarım" aldı öykü kitabı oldu. Yukarıda alıntı yaptığım kısım ise yazarın "Temizlik Kolu" aldı öyküsünden. Yoksulluğu dile getirmek zordur, üstelik edebiyat söz konusu ise. Aleni ve basit bir yoksulluk tanımından öte duygu ile anlatmak gerekir diye düşünüyorum. Füruzan tam olarak bunu yapıyor. Toplumun bir kısmını anlatırken diğer kısmını yarıda bırakmıyor, geniş bir çemberi var ve buna mukabil geniş bir anlatım biçimi de. 

Kitaba ismini veren "Benim Sinemalarım" adlı öykü 1990 yılında Füruzan'ın ve Gülsün Karamustafa'nın yönetmenliğinde sinema filmine de çekilmiş. Eğer edinebilirsem filmi izlemeyi çok istiyorum. 

Ağustos ayını Füruzan külliyatına ayırdım. Bu aralar kendisinin röportajlarını da bulup okumaya çalışıyorum internet üzerinden. Çok farklı bir bağım var kendisiyle, yazınıyla. Kendimi yersiz yurtsuz hissettiğim zaman dilimlerinde sığındığım bir yazar. Öyle olmaya da devam edecek.  

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Füruzan: Sevda Dolu Bir Yaz


Sevda Dolu Bir Yaz

"Sevda Dolu Bir Yaz" adlı öyküden;

"Baban yok.

O da seni görmeyi beklemedi.
Büyükler niçin böyle yaparlar anlayamıyorum. 
Hem çocuk sahibi olabilecek kadar onları severler, hem de terk ederler."



Yaz seçkimin on ikinci kitabında Füruzan dostluk etti bana. Kendisini tanımam "Parasız Yatılı" adlı eseri ile olmuştu. Kitabımı bir öğretmen arkadaşıma vermiştim ne yazık ki geri gelmedi, uzun süre bekledim gelmesini. Okuduğum ilk Füruzan kitabıydı, güzel notlar almıştım içine. Verdiği kitapları da geri isteyebilen bir değilim. Bugün Füruzan'ın birkaç eserini daha almaya gittim ve yeni bir "Parasız Yatılı" daha aldım. Sanırım onu kimseye veremeyeceğim. 

"Sevda Dolu Bir Yaz" bir öykü kitabı. Okuduğum ikinci Füruzan eseri. Yeri doldurulamayacak bir yazar benim için. Kendisini tanımlamaya kalkıştığımda zorlanmakla birlikte "sıcacık" kelimesi çıkıyor dudaklarımın arasından. Anlattığı aile ve insan öyküleri öyle sıcak ki, yeri geliyor yoksulluğu hissediyorsunuz. Tüm o yoksulluk mücadelesi içinde yaşamlarını sürdüren lavanta kokulu kadınlar, badem bıyıklı erkekler, eski İstanbul ve annelerimizin çocukluğu... Hepsi bir arada, bir sürü duygunun içinde bir yerlerde saklı. 

Soba yanan evler, kagir binaların uğultusu, apartmanların çok katlı yalnızlıkları ve silinmeyen anılar. Hepsi Füruzan'ın yazınında bir araya geliyor. Sıcacık, dopdolu bir kitaptı. İstanbul'a uzanan uzun bir yolculukta bitti.