mehmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mehmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2019 Salı

Dostoyevski: Yeraltından Notlar

Yeraltından bir adam, adı sanı yok. Kadının adı yok diye biliriz ya, bu sefer adamın adı yok. Bir tuhaf adam, yıllarca içinde tuttuklarını bir anda dışarı salıvermek derdinde. Böylece dertlerine bir yenisini daha eklemiş oluyor aslında, bunun da elbette farkında. 

Hem bir sistem eleştirisi hem de bir insan eleştirisi. Hem de ne insanlar, subaylara omuz atmalar, bir takım tumturaklı düşler, bir hayat kadını ile gece yarısı sohbetleri. Bir sinir, bir öfke durumundan daha derin; içinde olup bitenin oldukça farkında, esasen olduğu gibi ortalık yerde işte. Duymak ister misiniz? Sanmam. Ama çok şey kaybedersiniz! 

"Yaşadığım sürece isteklerim de ölmemişse, kurduğunuz yapıya tek tuğla koyarsam ellerim kırılsın!"

6 Mart 2018 Salı

Gurbet Kuşları

Orhan Kemal'in Gurbet Kuşlarını okuyorum şu sıra. Bizden bir şeyler okumaya ihtiyacım var, kaosun hakim sürdüğü bu şehirde gurbet kuşlarının samimiyetine ihtiyaç duyuyorum. İstanbul'a geldiğimden beri en çok ihtiyaç duyduğum şey bu belki de. 

Uzun süredir evden dışarı çıkmıyorum. Haftada bir, bazen hiç. İşten eve geliyorum, okuyorum bol bol. Çok sevdiğim tarihi yarımadaya dahi gitmiyorum. Çalışmak zaten ayrı hengame, İstanbul'un derdi tasası yetmiyormuş gibi.

Her gün beton görmekten, gökdelen görmekten bıkıp usandım. Birbirine sıkışık dairelerden güneşi bile göremiyorsunuz doğru düzgün. Tek avuntum oturduğum muhitin İstanbul'un içinde olmaması. Ben üniversitede öğrenciyken Kadıköy bu kadar kalabalık değildi mesela. Artık iğne atsanız yere düşmüyor. Her dışarı çıktığımda düşünüyorum, bunca insan ne yapıyor sokaklarda? Füruzan'ın "Gecenin Öteki Yüzü" adlı öyküsünden uyarlanan mini dizide Zuhal Olcay kızı ile birlikte bir daire tutmuştu kendine. Yanılmıyorsam Yeldeğirmeni taraflarındaydı. Aklıma hep o sahneler geliyor, gece yüzünü öteye çevirdiğinde gündüzün örttüğü insanlar ve yaşamlar beliriyor Kadıköy sokaklarında. Böyle zamanlarda hemen eve kaçasım geliyor. Kaçıyorum da. Eve gelince derin bir nefes alıyorum. 

Kamu personeli sınavına hiç hazırlanmadım. Sınava girmiyorum da. Kafamda hazırlanmak gibi bir düşünce var. Özel sektörde çalışmak oldukça zor. Beşinci yılımdayım ve yoruldum. Herkes birbirini çiğnemek derdinde. Kimsenin de eğitim öğretimi umursadığı yok açıkçası. İyi eğitimli, yüksek lisanslı, birkaç dilli diye göklere çıkarılan öğretmenlerin aldıkları maaşlardan ve yaptıkları tatillerden başkaca dertleri yok. Hal böyle olunca bir türlü ait hissedemiyorum kendimi. Yanlış anlaşılmasın, bir öğretmen olarak ben de isterim şartlarımız çok iyi olsun. Lakin şu ana kadar kendini işine ve çocuklarına adayan bir öğretmene rastlamadım. Belki sınava hazırlanıp atansam benim için daha iyi olacak. Küçük bir kasabaya giderim, huzur içinde çocuklarımla birlikte olurum. 

Gurbet kuşları İstanbul'un her yerinde. Vapurlarda, tramvaylarda, ekmek aslanın ağzında. Bir milyoncular, erotik şoplar, sayısız betonlar ve giderek kaybolan insanlardan ibaret bir şehir. Soğuk yüzlü, maziye özlemli. 

Belki de yanlış bir zamanda geldim dünyaya. Vesikalı Yarim'de Sabiha'nın o meşhur sözleri gibi: "Sevgi de yetmiyormuş, çok eskiden rastlaşacaktık."

Çok eskiden rastlaşacaktık İstanbul. 

11 Ağustos 2016 Perşembe

Mehmet Eroğlu: Belleğin Kış Uykusu



"Evet ender de olsa insan bazen yaşamayı mutluluğa çevirebiliyor. Ama büyük filozof Solon der ki, 'Yaşamakta olan kişiyi mutlu saymamak, sonunu beklemek gerek...' Bence hayatı kavrayıp anlamamızı sağlayan temel olgu, acıdır. Acıyı asla göz ardı etmemeliyiz."



En son; "Nasıl daha önce böyle bir yazardan haberim olmaz, şu yaşıma kadar bir yanım eksikmiş meğer" dediğimde bu cümlemi Sezgin Kaymaz için sarf etmiştim. Ondan sonra Sezgin Kaymaz'ın dünyasına öyle bir daldım ki, bu dalıştan kendime yeni hayatlar ve yeni edebi hazlar çıkardım. Uzun zamandır belki de iki yıldır bu cümleyi herhangi bir yazar için sarf ettiğimi hatırlamıyorum. Şimdi ise Mehmet Eroğlu için sarf ediyorum. 

Yazarların ve kitapların insanların hayatlarını değiştirdiğine inanmıyorum lakin edebiyatın da büyülü bir dünya olduğunu düşünüyorum. Bu büyüden kendinize pay çıkarmak, büyülenmek ve daha fazla büyülenmek istemek ise kesinlikle okurun yani sizin elinizde olan bir durum. "Belleğin Kış Uykusu" beni çok etkiledi. 

Esasen çok etkilendiğim kitaplar hakkında iyi yazılar yazamıyorum. Sanki bir köşemde, kitaplığımda yalnızca bana aitmiş gibi baksın, yalnızca sayfalarını ben açayım istiyorum. Sanırım doyumsuz ve ukala bir okur bencilliği içerisindeyim. Söz konusu kitaplar olunca da bu özelliğimi yadsımıyor ve seviyorum. 

Bay M. belleğini yitirmiş, var olma mücadelesi içerisinde hayatı epey deneyimlemiş, bolca yara almış, çıkmazlarını zihninde sürekli evirip çeviren bir karakter. Takım elbisesinin cebinde bulduğu biletler ile bir trene binen Bay M. aslında kendi belleğine ve kendi zamanına bir yolculuk yapacaktır. 

Bir tren düşünün. Bindiğiniz andan itibaren geçmişinize dair hiçbir şey anımsamıyorsunuz. Zaman durmuş, trenin nereye gittiği, nereye gideceğiniz meçhul, etraf bir sis perdesi gibi. Gençlilik ve yaşlılık arasında sürekli gidip geliyor, yaşadıklarınıza ve belleğinizdeki parçaların zaman zaman görünür oluşuna anlam vermeye çabalıyorsunuz. Etrafınızda bazı insanlar belirmeye başlıyor, trende yolculuk eden, bir görünüp bir kaybolan insanlar. Yaşamınız, belleğinizin müsaade ettiği ölçüde çeşitli skeçler ve tiratlar eşliğinde bir bir canlanıyor. Yaşanan zaman tekrar yaşanıyor, yaşlanıyor. Paralel evrenlerde yaşıyor gibisiniz, zamanın tanımsızlığı içinde yaşamınızın izlerini bulmaya çalışıyorsunuz. 

İşte Bay M., nereye gittiğini bilmediği belleksiz ve zamansız bir tren yolculuğunda kendini buluyor. Kitabın üç bölümünde sıralandığı gibi: Önce yitiriyor sonra belleğinize doğru bir yolculuğa çıkıyor ardından aniden uyanıyorsunuz

Kitapta en sevdiğim karakter "Palyaço" oldu. Palyaço'nun hayatı ele alış biçimi, bilgeliği, insanoğlunun var oluşu üzerine değerlendirmeleri beni çok etkiledi.

Bu sene içerisinde, sindire sindire sevgili Mehmet Eroğlu'nun diğer kitaplarına doğru yolculuğa çıkacağım. "Belleğin Kış Uykusu" sayesinde Bay M. ve hayatı ile tanıştığım için kesinlikle çok şanslıyım. Ve tabii bilge Palyaço ile.