"Dört kişi öldürüp de gece gündüz namaz kılan hapisteki o Ağayı anımsadık. İnsanlık dışı Lütfiyi anımsadık... Çukurova insanları gittikçe zalim, kötü, sevgisiz oluyorlarmış... Dost diyecek hiç dost kalmamış. Herkes herkesin gözünü oyuyormuş, beş kuruşa insan babasını öldürürmüş. Kendisi o kadar insan içine girmiyormuş. Baharda portakal çiçekleri öyle bir kokarmış ki kokularından insan sarhoş olurmuş..."
Yaşar Kemal
yaşar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Mart 2018 Perşembe
19 Aralık 2016 Pazartesi
Pelin Buzluk: Deli Bal
Sine Ergün'den sonra Pelin Buzluk'un "Deli Bal" isimli öykü kitabını okudum. Ayfer Tunç bir röportajında, son dönem öykücüleri arasında Pelin Buzluk'u beğendiğini ifade etmişti. Kendisi ile tanışmam bu röportaja dayanır.
"Deli Bal" aynı zamanda 2010 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü sahibi, kitap önce Varlık sonra Can Yayınları tarafından basılmış. Öykülerini yer yer doğaüstü konular ile süslediği bir yazım tarzı var Buzluk'un. Öykülerin isimleri de özenle seçilmiş, etkileyici bir anlatıma sahip. "2.9 Saniye" adlı öyküsünden beğendiğim bir bölümü paylaşmak istiyorum:
"Yalnızım. Kimseye de ihtiyaç duyduğum yok hani. Tüm bu kalabalık yapışkan, hesaplı samimiyetleriyle beni boğuyor. Kendilerini, sırf akrabam olduklarından bana dayatan insanlardan kurtulalı çok oluyor. Benim ihtiyaç duyduklarım, dostlarım, gittiler. Şimdi onları hatırlamak, dudağıma acı, alaylı, dayanılmaz ve arkasından gelecek ağlamanın önünü alamayan bir gülümseyiş konduruyor. Bana 'yalnız değilmişim' hissini vermeye çabalayanlar, 'Yalnız kalabilir misin biraz?' diye nezaketen bile sormadan gidiverdiler."
"Deli Bal" aynı zamanda 2010 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü sahibi, kitap önce Varlık sonra Can Yayınları tarafından basılmış. Öykülerini yer yer doğaüstü konular ile süslediği bir yazım tarzı var Buzluk'un. Öykülerin isimleri de özenle seçilmiş, etkileyici bir anlatıma sahip. "2.9 Saniye" adlı öyküsünden beğendiğim bir bölümü paylaşmak istiyorum:
"Yalnızım. Kimseye de ihtiyaç duyduğum yok hani. Tüm bu kalabalık yapışkan, hesaplı samimiyetleriyle beni boğuyor. Kendilerini, sırf akrabam olduklarından bana dayatan insanlardan kurtulalı çok oluyor. Benim ihtiyaç duyduklarım, dostlarım, gittiler. Şimdi onları hatırlamak, dudağıma acı, alaylı, dayanılmaz ve arkasından gelecek ağlamanın önünü alamayan bir gülümseyiş konduruyor. Bana 'yalnız değilmişim' hissini vermeye çabalayanlar, 'Yalnız kalabilir misin biraz?' diye nezaketen bile sormadan gidiverdiler."
3 Şubat 2016 Çarşamba
Yaşar Kemal: Kuşlar Da Gitti
Üzülerek itiraf ediyorum ki, 24 yaşındayım ve hayatımdaki ilk kez Yaşar Kemal okuyorum. Kişisel hayatımda çok okuyan biriyimdir. Epeyce bir edebiyat külliyatım vardır. Bunların arasında şimdiye kadar niçin Yaşar Kemal yoktu bir anlam veremiyorum.
Kuşlar Da Gitti, Yaşar Kemal'in kısacık ve sıcacık bir romanı. İstanbul'un değişen ve yozlaşan çehresini, insanlığın içine düştüğü karanlık dehlizleri ve kuş azat etme kültürünü anlatan enfes bir eser. Özellikle Mahmud'un İstanbul'a, kuşlara ve balıklara dair sarf etmiş olduğu sözler oldukça anlamlı. Beni derinden etkiledi. Tesadüf bu ya, bir gün çocuğum olursa ya da bir çocuk evlat edinebilirsem adını hep Azad koymayı istemişimdir. Şimdi ise, Azad ismini böylesine güzel bir yazar ve eseri ile taçlandırmak beni çok mutlu etti. Gün gelir de böyle bir durum gerçekleşir, evladım "Baba, benim ismim nereden geliyor?" diye sorarsa şayet, ona verebilecek bir cevabım aynı zamanda çok da anlamlı bir öyküm olacak.
"O zamanlar kuşçuluk çocuklar için bayağı karlı bir işti. O zamanlar insanlar, daha iyiydiler denemez, kim bilir, ama daha başkaydılar. Belki de kuşları daha çok seviyordular. Belki de yürekleri yufka, daha acımayla, daha sevgiyle doluydular. Belki de doğaya daha yakındılar, kim bilir... Şimdiki insanlara vız geliyor kafeslerde küçücük kuşların ölmesi. Kiliselere, havralara artık uğrayan kalmadı, pazardan pazara, o da birkaç kişi, ölümden ölüme, o da birkaç kişi."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

