Plan yapmak ve çaba harcamak anlamsızdır, işler eninde sonunda insandan bağımsız kendi istediği gibi gider. Hayat bizim müdahil olamadığımız yollardan ilerler. İçini doldurmaya çalıştığımız her somut şey beyhude bir çabanın ürünü olup çıkar.
İnsanlar çoklar, kapıdan dışarı çıktığınız andan itibaren hayat kendi ritminde akmaya başlar. Eninde sonunda sizi içine dahil eder, direnmek zihninizi yorar, kabullenmekse sizi onun bir parçası haline getirir. Sonra bir daha hiç bütünlenemezsiniz. Tam akbil, öğrenci akbili. İşin örneğinden yola çıkıp varılmak istenen mizansende tüyleri diken diken eden bir şeyler var, misal gerçeklik duygusu. İnsan gerçeklik duygusunu asla yaşamaz, neyin gerçek olduğunu düşünüyorsunuz? Kendinizin mi, yaşadığınız aşkın mı? Sonlu olan her şey başından sonludur ve her şeyin sonlu olduğu bilinci ile doğarız. Sonu izlerken tekdüze bir çizgide, sonu unuturuz çoklu yollara dalıp. Seçenekler insanları rahatlatır, çok fazla seçenek yaratmak gerçek hayattan kopmanın en güzel yollarından biridir. Çok çocuk, çok sevgili, çok okul, çok diploma, çok kurs, çok yemek, çok kilo, çok alkol, çok gezmek. İçinde çok olan her şey sadeliğe karşıt olarak meydana gelir, sadelik çokluğa karşı savaş halindedir, savaş sevilmez ama tercih edilir. Herkes savaş halinde olmayı ister, öbür türlüsü sonlu akla hizmet eder. Son gelir akla, akıl sonu düşündükçe tedirgin olur.
Bir açmaz, bir çıkmaz insanoğlunun yaşamı. Her gün herkes konuşur, çok konuşur, konuşmak sorun yaratır, iyi değildir. Her gün herkes giyinir, kıyafetler alır, tırnak keser, banyo yapar, sakal tıraşı olur, otobüse biner, işine gider, evine gelir, sevişir, uyur, kalkar, yemek yer, kıyafetlerini yıkar, para biriktirir, ev satın alır, alışveriş merkezine gider, kahve içer, dinlenir, spor salonuna gider, gülümser, ağlar, yeniden her şeyi hiç sıkılmadan yapar. Yıllarca yapar, ölene kadar yapar, hep aynı şeyleri yapar. Hiç sıkılmadan yapar, hiç mi sıkılmaz? Bir insanın tüm ömrünü aynı eylemlerle geçirmesinin korkunçluğundan daha büyük bir korkunçluk var mıdır? Bilim bu korkunun neresindedir?
Sonra sokaktan çocuk sesleri gelir, "önüm, arkam, sağım, solum sobe. Saklanmaya ebe."
Kim ebe?
da etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
da etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Ağustos 2018 Cuma
8 Haziran 2017 Perşembe
Marguerite Yourcenar: Alexis Ya Da Beyhude Mücadelenin Kitabı
Yazımı 1928'de tamamlanan bir eser, içerisinde barındırdığı hislerin ise yaşı yok, epey sonsuza uzanıyorlar. Kitap, Alexis'in eşi Monique'e yazdığı uzun bir mektuptan ibaret. Nihayetinde bir açıklama ya da bir nevi itiraf mektubu da denebilir buna. Oldukça cesurca hem de, hiçbir duygunun üzerini örtmeden, naif bir dille dökülen kelimeler.
Eser hakkında birkaç okuma yapmasaydım, Alexis'in eşcinsel olduğunu anlamayabilirdim. Karısına bunu anlatmaya çalışıyor, dil ile değil de yalnızca hisler ile. Hatta mektubunun bir yerinde şöyle diyor Alexis: "Birbirimize kitaplar ödünç veriyorduk. Onları birlikte okuyorduk, ama yüksek sesle değil, sözlerin daima bir şeyler kırdığını gayet iyi biliyorduk."
Eser literatürde nasıl değerlendiriliyor vakıf değilim lakin bir mektup kitap olmasının yanında aslında bir aforizmalar kitabı özelliğini de taşıyor kanaatimce. Yazarın var oluş mücadelesi ve yaşama kaygısı ile ilgili sarf etmiş olduğu cümlelere hayran kalmamak elde değil.
Alexis'in mücadelesini beyhude olarak değerlendirmek istemiyorum, sistematik bir davranışlar bütününün kitabı, boşa giden hayallerin toplamı değil bu eser. Alexis öyle naif anlatıyor ki yaşama uğraşını; okur, içinde devinip duruyor adeta yazılanların. Eserin son cümleleri ise oldukça çarpıcı, belki de hayatım boyunca okuduğum en güzel finallerden biri. Şöyle diyor Alexis eşine:
"Sıradan ahlaka göre yaşamayı beceremediğimden, hiç değilse kendiminkiyle uyum içinde olmaya gayret ediyorum: tam da bütün ilkeleri reddettiğimiz anda kendimizi vicdani kaygılarla donatmak gerekir. Size karşı, hayatın itiraz edeceği tedbirsiz taahhütlerde bulundum: sizden olabildiğince alçakgönüllülükle af diliyorum, sizi terk ettiğim için değil, bu kadar uzun süre kaldığım için."
18 Aralık 2016 Pazar
İşte Leonardo da Vinci
Hafta sonu kitapçı ziyaretim sırasında rastladım "İşte Leonardo da Vinci" adlı esere. "Hep Kitap" tarafından hazırlanıp basılmış, kapağı ve basımı oldukça kaliteli ve güzel. Özellikle hafta sonumu değerlendirmek adına iyi olacağını düşünüp aldım.
Leonardo ile ilk tanışmam lise yıllarımda oldu, sanat tarihi dersinde işlediğimizi anımsıyorum. Ardından popüler kitaplardan biri olan "Da Vinci Şifresi" adlı romanı okudum. Yine popüler yabancı dizilerden bir tanesi olan "da Vinci's Demons" adlı yapımı izledim birkaç yıl önce. Sonrası ise Leonardo ile aramıza giren bir boşluktu.
Hep Kitap, Leonardo'nun dışında, "işte" başlığı ile; Dali, Gaugin, Warhol ve Van Gogh ile ilgili de aynı minvalde kitaplar hazırlamış. Sanırım bir kültür sanat serisi çıkarılmış, çok da iyi edilmiş.
Kitap Leonardo hakkında merak ettiğiniz her şeyi, derli toplu ve çeşitli illüstrasyonlar eşliğinde okuyabileceğiniz bir kolaylıkta ve netlikte. Eserde; Leonardo'nun yaşamı, İtalyan şehir devletleri arasındaki yolculuğu, kariyeri, dönemin ileri gelenleri ile olan ilişkileri, önemli eserleri, eskizleri, taslakları ve özel hayatına dair bir çok ayrıntı bulacaksınız.
Leonardo hakkındaki bilgilerimi, minik bir hafta sonuna sığdırıp tazelediğim için mutlu hissediyorum. "Hep Kitap" güzel ve esaslı bir iş çıkarmış, kendilerine de bilhassa teşekkür ediyorum. Hazır bu yazıyı noktalarken, Panic!At the Disco'dan "The Ballad of Mona Lisa"yı dinlememek olmaz, o zaman bu güzel şarkı ile yazımı noktalamış olayım, iyi hafta sonları dilerim.
Leonardo ile ilk tanışmam lise yıllarımda oldu, sanat tarihi dersinde işlediğimizi anımsıyorum. Ardından popüler kitaplardan biri olan "Da Vinci Şifresi" adlı romanı okudum. Yine popüler yabancı dizilerden bir tanesi olan "da Vinci's Demons" adlı yapımı izledim birkaç yıl önce. Sonrası ise Leonardo ile aramıza giren bir boşluktu.
Hep Kitap, Leonardo'nun dışında, "işte" başlığı ile; Dali, Gaugin, Warhol ve Van Gogh ile ilgili de aynı minvalde kitaplar hazırlamış. Sanırım bir kültür sanat serisi çıkarılmış, çok da iyi edilmiş.
Kitap Leonardo hakkında merak ettiğiniz her şeyi, derli toplu ve çeşitli illüstrasyonlar eşliğinde okuyabileceğiniz bir kolaylıkta ve netlikte. Eserde; Leonardo'nun yaşamı, İtalyan şehir devletleri arasındaki yolculuğu, kariyeri, dönemin ileri gelenleri ile olan ilişkileri, önemli eserleri, eskizleri, taslakları ve özel hayatına dair bir çok ayrıntı bulacaksınız.
Leonardo hakkındaki bilgilerimi, minik bir hafta sonuna sığdırıp tazelediğim için mutlu hissediyorum. "Hep Kitap" güzel ve esaslı bir iş çıkarmış, kendilerine de bilhassa teşekkür ediyorum. Hazır bu yazıyı noktalarken, Panic!At the Disco'dan "The Ballad of Mona Lisa"yı dinlememek olmaz, o zaman bu güzel şarkı ile yazımı noktalamış olayım, iyi hafta sonları dilerim.
3 Şubat 2016 Çarşamba
Yaşar Kemal: Kuşlar Da Gitti
Üzülerek itiraf ediyorum ki, 24 yaşındayım ve hayatımdaki ilk kez Yaşar Kemal okuyorum. Kişisel hayatımda çok okuyan biriyimdir. Epeyce bir edebiyat külliyatım vardır. Bunların arasında şimdiye kadar niçin Yaşar Kemal yoktu bir anlam veremiyorum.
Kuşlar Da Gitti, Yaşar Kemal'in kısacık ve sıcacık bir romanı. İstanbul'un değişen ve yozlaşan çehresini, insanlığın içine düştüğü karanlık dehlizleri ve kuş azat etme kültürünü anlatan enfes bir eser. Özellikle Mahmud'un İstanbul'a, kuşlara ve balıklara dair sarf etmiş olduğu sözler oldukça anlamlı. Beni derinden etkiledi. Tesadüf bu ya, bir gün çocuğum olursa ya da bir çocuk evlat edinebilirsem adını hep Azad koymayı istemişimdir. Şimdi ise, Azad ismini böylesine güzel bir yazar ve eseri ile taçlandırmak beni çok mutlu etti. Gün gelir de böyle bir durum gerçekleşir, evladım "Baba, benim ismim nereden geliyor?" diye sorarsa şayet, ona verebilecek bir cevabım aynı zamanda çok da anlamlı bir öyküm olacak.
"O zamanlar kuşçuluk çocuklar için bayağı karlı bir işti. O zamanlar insanlar, daha iyiydiler denemez, kim bilir, ama daha başkaydılar. Belki de kuşları daha çok seviyordular. Belki de yürekleri yufka, daha acımayla, daha sevgiyle doluydular. Belki de doğaya daha yakındılar, kim bilir... Şimdiki insanlara vız geliyor kafeslerde küçücük kuşların ölmesi. Kiliselere, havralara artık uğrayan kalmadı, pazardan pazara, o da birkaç kişi, ölümden ölüme, o da birkaç kişi."
8 Ağustos 2013 Perşembe
Da Vinci Şifresi
Tek yaz aktivitem kitap okumak diyebilirim.Yıllardır okumak istediğim ama bir türlü okuyamadığım bir kitap almıştım İstanbul'dan dönmeden.Anlaşılacağı üzere aldığım kitap "Da Vinci Şifresi." Bu konuda ilgimi çeken ilk hadise "Da Vinci's Demons" adlı dizi oldu.Yoksa bugüne kadar Leonardo'ya kişisel bir merakım yoktu.
Dizinin bölüm süresinin çok fazla olması,homoseksüel yönelimleri olan Leonardo'nun dizide oldukça heteroseksüel anlatılması olumsuz yönleri olsa da,güzel bir dizi olduğu kanaatindeyim.Belki de Bay Vinci'ye merakımı tetikleyen başlıca etmenler;cinsel yönelimi,kilise ile olan ilişkileri,kıvrak zekası,simya ile ilgilenmesi olabilir.
Pek polisiye seven biri değilimdir.Filmlerinden hiç hoşlanmam,bugüne kadar okuduğum ender polisiye kitaplar da Ahmet Ümit'ten Patasana ve Beyoğlu Rapsodisi,Agatha'dan da Doğu Ekspresinde Cinayet olmuştur.Lakin Da Vinci Şifresi'nin beni şaşkınlıklara sürükleyecek derecede başarılı bir kurgusu var.Dan Brown'ın ne kadar zeki bir yazar olduğunu anlamam için birkaç satır okumam yetti.Aynı zamanda bir romandan öte içinde doğa ile ilgili pek çok gizemli bilginin yer alması,Leonardo'yu daha yakından tanıyabilmemize imkan sağlayan niteliği de,onu farklı kılıyor.Kitap hızla akıp gidiyor,uykularım kaçıyor diyebilirim.Serüvene heyecanla devam ediyorum,tavsiye edilir.
Dizinin bölüm süresinin çok fazla olması,homoseksüel yönelimleri olan Leonardo'nun dizide oldukça heteroseksüel anlatılması olumsuz yönleri olsa da,güzel bir dizi olduğu kanaatindeyim.Belki de Bay Vinci'ye merakımı tetikleyen başlıca etmenler;cinsel yönelimi,kilise ile olan ilişkileri,kıvrak zekası,simya ile ilgilenmesi olabilir.
Pek polisiye seven biri değilimdir.Filmlerinden hiç hoşlanmam,bugüne kadar okuduğum ender polisiye kitaplar da Ahmet Ümit'ten Patasana ve Beyoğlu Rapsodisi,Agatha'dan da Doğu Ekspresinde Cinayet olmuştur.Lakin Da Vinci Şifresi'nin beni şaşkınlıklara sürükleyecek derecede başarılı bir kurgusu var.Dan Brown'ın ne kadar zeki bir yazar olduğunu anlamam için birkaç satır okumam yetti.Aynı zamanda bir romandan öte içinde doğa ile ilgili pek çok gizemli bilginin yer alması,Leonardo'yu daha yakından tanıyabilmemize imkan sağlayan niteliği de,onu farklı kılıyor.Kitap hızla akıp gidiyor,uykularım kaçıyor diyebilirim.Serüvene heyecanla devam ediyorum,tavsiye edilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


.jpg)