gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2023 Perşembe

Serin Bir Gün, Minik Bir Gezi ve Kitaplar

Dünkü olağanüstü İstanbul sıcağından sonra bugün hava epey serinledi. Ben de bu fırsatı değerlendirip dışarı çıkmaya karar verdim. Kahvaltıdan sonra hazırlanıp birkaç yayınevi gezmeye gittim. En sevdiğim aktivitelerden biridir. Belirli aralıklar ile yayınevlerini geziyorum ve yeni eserleri inceliyorum. Malum artık basılı bir kitaba ulaşmak fiyatlarından dolayı çok zor. Kitap alışverişlerimi ya internet üzerinden indirimli şekilde yapıyorum ya da yayınevlerinin bizzat kendi yerlerine gidiyorum. Yalnızca kendi yayınlarını sattıkları için epey indirimli alabiliyorum kitapları. Bugün önce İletişim Yayınlarına hemen ardından İş Kültür Yayınlarına uğradım ve gezimi Yapı Kredi Yayınlarında sonlandırdım. Önümüzdeki sene hazırlamayı düşündüğüm bazı çalışmalar var, onlar için kaynak kitaplar aldım. Hemen listemi de iliştireyim şuraya. Belki kitap arayışında olanlar için bir fikir verebilir: 

  • Çocuk Düşmanlığı, Çocuklara Karşı Ön Yargı ile Yüzleşme, Elisabeth Young-Bruehl, İletişim Yayınları (Bu kitabı çalıştığım okulun toplum hizmetleri biriminde görmüştüm ve inceleme fırsatım olmuştu. Çocuklar ile ilgili pek çok meseleyi ele alan kitap var zaten ama çocuk özgürleşmesini politik ve toplumsal zeminde inceleyen çok çalışma yok. Yakın zamanda okumayı planlıyorum). 
  • Mutlu Yurttaş İmalatı, Mutluluk Endüstrisi Hayatımızı Nasıl Kontrol Ediyor?, Eva Illouz ve Edgar Cabanas, İletişim Yayınları (Yeni çıkan bir kitap, mutluluk baskısının nasıl kocaman bir endüstriye dönüştüğünü anlatıyorlar bize. Son yıllarda türeyen yaşam koçları ve mutluluk uzmanlarından tutun da, kişisel gelişim zırvalığına kadar mutlu yurttaş imalatına dair ayrıntılı ve eleştirel bir çalışma. Sanırım hemen okumaya başlayacağım). 
  • Cehenneme Övgü, Gündüz Vassaf, İletişim Yayınları (Yıllar önce okuduğum ve gündelik hayatın totalitarizmini bu kadar açık ve sahici şekilde anlattığı için çok beğendiğim bir kitaptı. Nasıl olduysa bir şekilde kütüphanemden çıkmış. Hafızamı tazelemek için yeniden alıp okumak istedim). 
  • Talat Parman'ın 3 kitabını aldım Yapı Kredi Yayınlarından. Ergenlik ve Ötesi, Ergenlik Tutkusu ve Ergenliğin Yüzleri. (Ergenlik üzerine çalışmalar yapan Parman'ın aynı zamanda psikanaliz üzerine de derinlemesine çalışmaları var. Eğitim verdiğim yaş grubu ergenler olunca bu alandaki kitaplar ilgimi çekiyor. 2023 bitmeden okumayı planlıyorum hepsini). 
  • Pal Sokağı Çocukları, Ferench Molnar, Yapı Kredi Yayınları (Bildiğim ama yıllardır bir türlü okumaya fırsat bulamadığım kitaplardan biriydi. Geçenlerde Deniz Yüce Başarır'ın "Ben Okurum" isimli podcast serisinde rastladım ve bu yaz alıp nihayet okumak istedim). Diğer kitaplar çocuk kitapları sayılır, onlarla listeyi uzatmak istemediğim için burada noktalayacağım. 
3 yıl önce bir Kindle almıştım kendime. İlk yıl çok severek kullansam da tam bir somut kitapsever olarak kullanmayı bırakıp masamın üzerinde bir köşeye kaldırmıştım. Bugün yeniden şarj edip açtım, içinde güzel kitaplarım vardı okunmayı bekleyen. Yakında tatile çıkacağımız için, yolculuk sırasında çok pratik olacağını düşündüm. İçimde minik bir heyecan oluştu, Kindle'ı uykudan uyandırmış olduk. Bundan sonra daha efektif bir şekilde kullanmaya devam edeceğim. Çünkü gerçekten hakkını veren çok güzel bir teknoloji olduğunu düşünüyorum. 

Kahvem bitmek üzere, yine balkondan ama bu sefer serin bir akşamdan yazıyorum. Bu yazıya eşlik eden, çok sevdiğim Of Monsters and Men'e de selamlar olsun. My Head is an Animal isimli albümlerini tekrar dinlemek mutlu etti beni uzun süre sonra. Sağlıcakla kalın.

19 Mayıs 2023 Cuma

İskoçya İzlenimleri

Geçtiğimiz hafta İskoçya'ya bir okul gezisi düzenledik. Ben de sorumlu öğretmenlerden biri idim. Bir bilim gezisiydi, sanıyorum okullar arasında da klasikleşmiş bir program. Batı Avrupa'ya ve bu kadar kuzeye ilk gidişimdi. Konakladığımız otel Edinburgh'da çok merkezi bir noktadaydı. Edinburgh Orta Çağ'dan kalmış gibi bir şehir, müthiş bir mimarisi var ve belli ki bu mimariyi çok iyi korumuşlar. Gezi programımız epey dolu idi, ben de bu vesile ile pek çok yeri görme şansı elde ettim. Sorumlu olduğum öğrencilerimi yatırdıktan sonra her gece yürüyüşe çıktım. Ellerim ceplerimde, kulağımda hafif bir müzik uzun uzun sokaklar boyunca yürüdüm. Gün içindeki yorgunluktan sonra hem tek başıma olmak hem de sessizce yabancı bir ülkenin sokaklarında keşfe çıkmak beni çok mutlu etti. Kendimi olabildiğine özgür hissettim. 

Ziyaret ettiğimiz şehirler arasında Glasgow ve Falkirk de vardı. Glasgow da Edinburgh'dan bazı izlenimler taşısa da bana daha Batılı daha modern mimarili bir şehir gibi geldi. Zaten tarihten beri bir sanayi şehri olarak bilinir. Edinburgh ise bütünüyle tarih kokan bir şehir. Glasgow'da çocuklar aktivitede iken serbest zamanım oldu. Kendime bir kahve alıp kanal boyunca epey yürüdüm. İstanbul'da hiç yürümediğim kadar yürüdüm sanırım gezi boyunca. İster istemez yaşadığımız ülke ile karşılaştırdım. Burada, yaşadığım muhitte yürüyebileceğimiz doğru düzgün alanlar bile yok. Her şey benim için çok hızlı, gürültülü ve kaotik. Fakat başka bir yaşamın da olduğunu gördüm. Bu içimi biraz burktu açıkçası. Gezdiğim şehirlerdeki yavaşlık, her şeyin olağan akışı ve ritmi ile ilerliyor olması, kimsenin koşturmuyor olması, trafiğin olmaması ve insanların bakışlarına takılmaksızın keyifle dolaşılabiliyor olması müthiş geldi bana. Ne yazık ki biz bunlara aşina değiliz. 

Bazı ülkeler bazı şehirler vardır, kendinizi oralara ait hissedersiniz, sanki yuvaya geri dönmüş gibisinizdir. Ayrılmak zor gelir, uzaklara gitseniz de her daim burnunuzda tüter. Bu birkaç günlük gezi bende böyle bir his bıraktı. Orada yaşıyor olduğumu düşündüm, hiç gerçekleşmeyecek hayaller kurdum. Kendimi çocukluğumdan beri  bir yere ait hissedemem. İstanbul'da doğmuş, hemen ardından ailesinin memleketine geri dönmüş bir bebek. İlk çocukluk yıllarını bambaşka bir ilde geçirmiş, derken ilkokul bitmeden yeniden memleketine geri dönmüş. Ardından üniversite için İstanbul'a gelmiş ve iki, üç senede bir İstanbul içinde semt semt ev ev gezmiş... Tam olarak nedeni bu olmayabilir ama sanki köklerimi arıyor ve bulamıyor gibiyim. İnsanın kendini yaşadığı yere ait hissedememesi çok ağır bir his. Nedense bu kısa gezide kendimi oralı gibi hissettim, sanki hep aradığım tek başınalık, başkasının sorumluluğunu taşımıyor olma hissi ve özgürlük birleşmiş ve beni kucaklamış gibiydi. Nefes alabildiğimi hissettim, çok uzun zaman sonra mutlu da olabildiğimi gördüm. Her güzel şey gibi bu da son buldu tabii, İstanbul'a dönüş, bunalımlar, ağır iş yükü, içe dönüş. Belki bir gün yeniden aynı duyguları yaşayabilir, belki hayatımı kendim için şekillendirebilirim. Belki bir gün yeniden daha mutlu olabilirim. Kim bilir. 

24 Mart 2018 Cumartesi

Bir Fotoğraf
















İlk kez kendi çektiğim bir fotoğrafı paylaşıyorum. Yaklaşık bir senedir fotoğraf çekiyorum. Çok büyük bir istek ve heyecanla almıştım makinemi. Arkadaşlarımdan bazıları da fotoğraf çekiyorlar, bu süreçte bana destek oldular. Arada sırf bunun için buluşup sabahtan akşama fotoğraf çekiyoruz. Keyif alıyorum. 

Bununla ilgili bir eğitim almadım, temel şeyleri dahi bilmiyorum. Arkadaşların gösterdiği kadar işte, eğitim almak da istemiyorum. Kendime ait bir hobi, hakkında bir sürü şey bilmeme gerek kalmayan bir uğraş olarak kalsın istiyorum. Sadece benim için, benim objektifim. 

Fotoğraflarımı paylaşabileceğim bir sosyal medya hesabım yok. Bu nedenle paylaşmıyorum onları. Belki bir değişiklik yapar da arada burada paylaşırım. Teknik olarak bir bilgim olmadığı için haliyle fotoğraf üzerinde de bir oynama yapamıyorum. En güzeli böyle doğal halleri sanırım. 

Yine bir Eminönü dönüşü, yine bir vapur. 
Kaç canımız var, kaçı yerinde hala meçhul.
Bir hububat torbası, bir tütün çıkmazı sokağı dibimde.
Beyaz kuşların turuncuya dönüşümü, içimde tuhaf bir his ama güzel.
Ötesinden berisine uzanan bir yolculuk, kısa süre içinde iskele.
Olsun zaman, canım yansın, kimi zaman günlük güneşlik. 
İçinde İstanbul, içimde delişmen bir haller. 
Konaklamak için aranan yerler, laf olsun diye söylenmeler.
Belki görür belki işitirsin. 
Değişirsin.

16 Ocak 2018 Salı

Nahid Sırrı Örik: İstanbul Yazıları


Türk edebiyatının en çok takdir ettiğim, metinlerini okumaktan haz aldığım ve buna mukabil muvaffak olduğum kalemlerinden biri Nahid Sırrı Örik'tir. Hakkını bir türlü tam olarak teslim edemediğimiz için derin bir üzüntü duymaktayım.  

Buraya, daha önceki yazılarımda Nahid Sırrı hakkında anekdotlar düşmüştüm. Pek çoğumuz gibi benim de kendisi ile tanışmam, Zeki Demirkubuz'un "Kıskanmak" adlı filmi ile oldu. Metnin Nahid Sırrı Örik'e ait olduğunu öğrenince kendisine olan ilgim günden güne artmaya başladı. Eserlerini okumaya, ardından kitaplığımın güzide bir köşesini kendisine ayırmaya başladım. "Sultan Hamid Düşerken" isimli metni de sinemaya uyarlanmıştı. Bir dönem özel televizyon kanallarının birinde, "Eve Düşen Yıldırım" adlı öyküsünün diziye uyarlandığını gördüm. Bunun dışında televizyon ve sinemaya uyarlanan bir eseri mevcut değil sanıyorum. 

Nahid Sırrı yalnızca roman ve öykü dallarında çalışmış bir kalem değil, hatıra-gezi yazısı türlerinde metinleri de mevcut. Uzunca bir süre Tanin Gazetesinde çeşitli yazılar kaleme almış. Türk Tarih Kurumu, 2011 yılında Nahid Sırrı'nın Tanin Gazetesi başta olmak üzere çeşitli mecralarda kaleme aldığı İstanbul yazılarını bir kitap haline getirmiş. Büyük bir merak ve şevk ile okudum eseri. 

1930'lu ve 1940'lı yıllardaki İstanbul'un çehresini anlatan yazar, İstanbul'u bir seyyah gözü ile aktarıyor. Hem kendi anıları hem de İstanbul'a dair çeşitli gözlemleri ve projeleri var Nahid Sırrı'nın. Bir yazıda karşımıza Sait Faik, başka bir yazıda Cemil Topuzlu, Lütfi Kırdar çıkıveriyor. Eski İstanbul'a ait ne varsa, Nahid Sırrı hepsini renkli ve eleştirel bir pencereden izleyerek aktarıyor. 

Eserin giriş kısmında Bahriye Çeri tarafından kaleme alınan bir yazı var. Onu mutlaka okuyun derim. 

Eski İstanbul'u hep yabancı seyyahların izleklerinden okuduk, bildik. Edmondo de Amicis, Pierre Loti ve Lamartine gibi. Bu coğrafyanın yazarlarının gözlemleri, hatıraları ve değerlendirmeleri bir o kadar değerli diye düşünüyorum. Kesinlikle es geçmemeliyiz. 

6 Şubat 2017 Pazartesi

İstanbul'da Nereleri Gezebilirim? / Ufak Bir Gezi Rehberi

Malum okullar açıldı, iki haftalık bir dinlenmenin ardından biz de işimizin başına geçtik. Tatilde güzel bir Batı Karadeniz turu yaptığımdan ve yeni yeni adım attığım fotoğrafçılık uğraşı ile yakından haşır neşir olma imkanı bulduğumdan söz etmiştim. Teknik açıdan henüz çok iyi fotoğraflar yakalayamasam da, güzel karelerin çıktığını söyleyebilirim.

Bunun dışında İstanbul içerisinde de sürekli gezdim. Tatilin ilk hafta sonu Sarıyer'de bulunan Garipçe Köyüne gittim. Önce meşhur Garipçe kahvaltısı yaptım, gerçekten mükellef bir kahvaltıydı. Ki uzun uzun yapılan kahvaltıları da çok severim. Karnımı doyurduktan sonra Garipçe'yi keşfe dalıp fotoğrafladım. Aynı gün Rumeli Kavağı ve Fenerini ziyaret ettim. Çay içip insanlarla sohbet edebileceğiniz çok güzel yerler var gerçekten. Ardından otobüs ile Sarıyer'e indim. İki yıl Sarıyer'de bir okulda çalıştığım için orasını bir başka seviyorum. Mesleğe ilk adım attığım yerdi, bunaldığım zamanlarda sahile iner balıkçı teknelerini seyreder, çay içerdim. Sarıyer sokaklarında dolanır, öğle yemeği niyetine börek yer, bir kasaba havası almışım gibi rahatlardım. 

Görüşemediğim arkadaşlarımla görüştüm, fotoğrafçı arkadaşlarımla bir araya geldim. Onlarla birlikte Tarihi Yarımadayı yeniden keşfe çıktık. Ayasofya her seferinde beni büyülemeyi başarıyor gerçekten. Fener Balat sokaklarını gezdik, Patrikhaneyi ziyaret ettim bir de mum yaktım orada. O bölgedeki küçük ayazmaları ziyaret ettik, Eyüp'te halkın arasına karıştık ve Pierre Loti'de günü batırdık. 

Sonra ben makinemi alıp Kuzguncuk sokaklarında geçirdim bir günümü. Nail Kitabevinde soluklanıp, ara mahallelerdeki kafelerden birinde kahvaltı yaptım, Kuzguncuk fırınlarının ay çöreklerini çok seviyorum muhakkak tavsiye ederim. Başka bir gün de meşhur Vefa Bozacısına uğradım.  

Almam gereken kitaplar vardı, İletişim Yayınevini ziyaret ettim ve kitaplarımı aldım. 
Çantamda sürekli bulundurmak üzere, Murat Belge'nin "İstanbul Gezi Rehberi "adlı kitabını aldım. Geziye çıkmadan önce açıp gideceğim yerlerin tarihini okuyorum, hem öğretici hem de çok keyifli. Kesinlikle İstanbul'da rehbersiz gezenlerin ceplerinde, çantalarında kaliteli bir gezi rehberi/İstanbul tarihi bulundurmaları gerektiğini düşünüyorum. Geziniz daha doyurucu ve akılda kalıcı oluyor. 

Bir daha ne zaman bu kadar geniş geniş gezebilirim emin değilim lakin tüm tatillerimi iyi değerlendirmek ile ilgili kendime bir söz verdim. Bakalım bundan sonraki ilk rota neresi olacak, tatillerin hiç bitmemesi, bitenlerin de yerlerini çabucak yenilerini bırakmaları dileklerimle. 

30 Ocak 2017 Pazartesi

Batı Karadeniz Turu

Bir süredir yoktum, çantamı alıp köşe bucak Batı Karadeniz turuna çıktım. Şimdiye kadar çıkmadığım içinse hayıflandım. 

İlk durak noktamız Bolu Abant Gölü oldu. Oldukça kar vardı ve gerçekten çok soğuktu, göl de donmuş durumdaydı. Çok zor şartlar altında olsa da birkaç güzel fotoğraf yakalayabildim. Hemen girişte de minik bir tabiat müzesi var, ücretsiz gezilebilmekte. Karın içinde mis gibi semaver çayımızı içtikten sonra Safranbolu'ya doğru yola çıktık. İlk durağımız Hıdırlık Tepesi oldu, şehre çok hakim bir yer. Oradan da güzel fotoğraflar yakaladım. Ardından Eski Safranbolu'yu gezdik. Yemeniciler Arastası'nı çok beğendim. Yine Hükümet Konağı ve Leyla Hanım Konağı gezilebilecek yerler arasında. Safranbolu'nun meşhur lokumlarından tattık ve sıcacık bir safran çayı içtik. Ardından ben kendimi Safranbolu sokaklarına ve eski evler arasına attım. Cinci Hamamı da dahil güzel fotoğraf kareleri yakaladım. Hava koşullarından dolayı Cam Terası ziyaret edemedik, artık başka bir geziye diyelim. 

Safranbolu'da Kardelen Konaklarında kaldım. Eski bir konak, tamamen aslına uygun olarak dizayn edilmiş. İçeri girdiğiniz andan itibaren Osmanlı Konaklarının havasını soluyorsunuz. Otel içinde ayakkabı ile gezilmiyor, kapıda çıkarıyorsunuz. Odalar da çok güzel, sedirler, eski beyaz dantela perdeler, kandillikler. Her şey çok ince ve çok güzel düşünülmüş. 

Ertesi gün Yörük Köyü'ne doğru yol aldık. Köyün eski çamaşırhanesini ziyaret ettik. Meşhur Filiz Teyzemiz bize espriler eşliğinde köyün tarihini anlattı. Aynı zamanda Leyla Gencer'in ailesinin yaşadığı konağı da ziyaret ettik. Konağın önünde kendisinin bir büstü de yer alıyor. Sipahioğlu Konağını dolaştık, eskiye ait ne varsa görebileceğiniz çok hoş bir konak. 
Yine burada da bir sürü fotoğraf çektim. Özellikle kedileri ve köpekleri insan dostu bu güzel köyün. 

Yolculuğumuza Amasra ile devam ettik. Sormagir Kalesini gördük, yemeklerimizi yedik ve bu deniz kenarı küçük beldeye gerçekten hayran kaldık. Barış Akarsu'yu da şarkıları eşliğinde yad ettik. 

Ve son durağımız Devrek oldu. Bastoncular çarşısında, baston yapımına tanık olduk. Meşhur Devrek simitlerimizi de yedikten sonra İstanbul'a döndük.

Çok güzel dostluklar edindiğim, muazzam bir turdu. Sömestr tatilini böyle güzel değerlendirebildiğim için çok şanslıyım. Bundan sonra tatillerimde asla evde oturmayacağım. Gezilip, fotoğraflanacak, biriktirilecek anılar var. Gezebileceğimiz nice tatillere. 

19 Ocak 2017 Perşembe

Yarıyıl Tatili Planları

Avantajlı bir şekilde bir gün erken yarıyıl tatiline girmiş bulunmaktayım, yarın bildiğimiz üzere karne günü, güzel bir tatil bizi bekliyor. Öğretmenler de yoruldu, öğrenciler de. Ben de bugünü plan yapmak üzere değerlendireceğim, yarından itibaren planlarımı gerçekleştirmek üzere yollara düşeceğim. 

Aslında bu yarıyıl tatilinde Kars yolculuğu yapmak niyetindeydim, aklımın bir köşesinde bu düşünce hala bana yeşil ışık yakıyor. Lakin Kars'ın havasını da göz önünde bulundurduğumda bahar tatilinde bu yolculuğu ve geziyi yapmak daha doğru geldi bana. Hal böyle olunca kısa bir Batı Karadeniz turu cazip gelmeye başladı gözüme. Sanırım haftaya bir Batı Karadeniz turu yapacağım. Hazır fotoğraf makinemi de yeni almışken benim için güzel bir deneyim olacak. Karadeniz'i hiç görmedim, artık tüm tatillerimi ülkenin çeşitli bölgelerini gezip fotoğraflayarak geçireceğim. 

Bir de İstanbul'da ziyaret etmediğim çok fazla tarihi yapı ve müze olduğunu fark ettim. Hepsine hakim olmak mümkün değil belki lakin olası. Güzel bir liste çıkardım, müze listem epey kabarık olsa da, gezebildiğim kadarını gezmeyi ve fotoğraflamayı düşünüyorum.

Elbette edebiyatsız ve tarihsiz asla olmaz. Batı Roma İmparatorluğu ve Hıristiyanlık okumalarımı bitirdim. Tatilde biraz Bizans'a yoğunlaşmak istiyorum. Bunun yanında aklımda güzel iki roman var, umarım onları da tatile sığdırabilirim. 

Bu tatil dinlenmek ve gezip görmek için çok büyük fırsat, ikinci dönem tezime yoğunlaşmak zorundayım. Çünkü Haziran ayına kadar bitsin istiyorum. Yaza büyük bir zihin rahatlığı ile girmek çok iyi olacak benim için, zira tezim iki yıldır aklımı epey meşgul ediyor. 

Şimdilik program böyle, genel çerçeveye bakınca güzel görünüyor umarım tembellik etmeyip hepsini iki haftaya sığdırabilirim. Tüm öğrencilere ve öğretmenlere ve tabii ki velilere güzel tatiller dilerim. 

22 Ağustos 2016 Pazartesi

Seyahat Planları: Doğu Ekspresi İle Kars'a Yolculuk

Çok uzun süredir ülkeyi dolaşmak ile ilgili çeşitli hayallerim var. Üniversiteyi bitirelim, bir de üzerine yüksek lisans yapalım, güzel bir işimiz olsun, iyi kötü kazanalım, mücadele edelim derken 25 yaşıma girmeme az bir zaman kaldı. Okurken de epey gezdim lakin ülkemizin dört bir yanını gezme imkanı bulamadım. Artık hayallerimi gerçekleştirmek istiyorum. En büyük hayalim ise Kars. 

Öğretmen olduktan sonra bir kez kamu sınavına girdim. Eğer tercih hakkım olsaydı kesinlikle Kars yazacaktım. Öncelikle Orhan Pamuk'un "Kar" adlı romanının benim için önemi büyük. Çok sevdiğim, çevirip çevirip okuduğum ve hayallere daldığım bir roman. Bunun dışında en sevdiğim yönetmen olan Reha Erdem'in "Kosmos" isimli filminin de benim hayatımın ve hayallerimin arasında önemli bir yeri var. Bir başka güzel film ise Zeki Demirkubuz imzalı olan "Kıskanmak". Hepsinin ortak noktası Kars. 

Bir de Ani var tabii. Çok sevdiğim Ermeni caz piyanisti Tigran Hamasyan, geçtiğimiz yıl Ani'de bir konser vermişti. Enfes bir etkinlikti, her ne kadar uzaktan takip etmek zorunda kalsam da, çok etkilendiğimi itiraf etmeliyim. Yine de telafi edip, Aya İrini Kilisesi'nde vermiş olduğu konseri dinleme imkanı buldum. Bu sefer Tigran Hamasyan müzikleri eşliğinde Kars'a gidecek ve Ani'yi ziyaret edecek olmam bir mucize gibi geliyor bana, çok heyecanlıyım gerçekten. 

Küçüklüğümden beri karlı, zorlu coğrafyalara büyük bir ilgim var. Kar, soğuk, Rus mimarisinin izleri, zamanın durduğu kentlerdeki yaşam, uzaklık... Bunlar içimde hep gitme isteği barındırdı. Hala da öyle. 

Bu kış esaslı bir plan dahilinde, Ankara'dan kalkan Doğu Ekspresi ile Kars'a gitmeyi düşünüyorum. Çalıştığım okulun bizlere güzel bir hediyesi olan birkaç günlük Kasım tatilinde büyük bir aksilik çıkmaz ise Kars'a yol alacağım.

Sosyal medyada Doğu Ekspresi ile Kars'a yolculuk yapan gezginlerin videoları, yazıları ve fotoğrafları mevcut. Hepsini teker teker inceliyorum. 

Tek başıma çıkacağım bu yolculukta kendimi daha fazla dinleyeceğim, bir sürü fotoğraf çekecek ve elbette ki fazlası ile yazacağım. Umarım bir aksilik çıkmaz ve Kasım ayında hayallerimi gerçekleştirebilirim. Çok bir şey kaldı sayılmaz, Kasım'a kadar Kars okumaları yapmaya ve hazırlıkları hızlandırmaya devam! Hayallerimizin birer birer gerçek olması dileğimle. 

2 Ağustos 2016 Salı

Gündüz Vassaf: Ne Yapabilirim? Geleceğe Kartposttallar

"Arkadaşlık anlayışımız değişmeyi bekliyor. 
Tek tük arkadaşlarım var.
Eskisi gibi görüşmüyor, araşmıyoruz.
'Sakla samanı gelir zamanı' bencilliğimizden mi tutuyoruz birbirimizi?
Olmasalar, yalnız hisseder miyim?
Yalnız hissedersem daha çok sarılır mıyım kitaba, kelimeye, o anda ne ilgimi çekiyorsa ona?
Yeni farkına varıyorum arkadaşsızlığın özgürlük olduğunun.
Bencillik değil özgürlük."

Hiç şaşmaz, hislerinizi dile getiren bir katibin, yazarın satırları ile anında karşı karşıya kalıverirsiniz. Yalnız olmadığınızı anlarsınız, sevinirsiniz. Yazının, edebiyatın ve kelamın gücüne bir kez daha inanırsınız. İçe dönüklüğünüz, arkadaşsızlığınız ile gurur duyarsınız.

Gündüz Vassaf yeni kitabı "Ne Yapabilirim? Geleceğe Kartposttallar"da ülkem insanına pek çok çıkış noktası sunuyor. Dünya durumunun vehameti ve umut açlığımız arasında bir yerlerde sivriliyor yazıları, pek çok anektot pek çok analiz ve bol bol umut aşılıyor Gündüz Vassaf. Yine iyi geldi, yine iyi hissettirdi. Açmaz zamanların şaşmaz yazarı Gündüz Vassaf. Kalemine sağlık. 

28 Temmuz 2016 Perşembe

Yeni Planlar

Ülke durumları, yazın vermiş olduğu rehavet derken epey bunaldım şu sıralar. Tatilin ardından eve döndüğümden beri rutin işlerin peşinde koşturuyorum. Hiç de bitmiyorlar. Sanırım fazlaca da harcama yaptım şu sıra, biraz toparlanmamda fayda var. 

Bugün ilk kez evde porselen desenleme çalıştım. Kediler çiziyorum artık, pek şirin kediler. Bir yandan da anneme öğretiyorum çünkü porselen desenleme beni gerçekten dinlendiren bir el sanatı, uğraş. Ona da iyi gelecektir.

Önümüzdeki dönem iş dışında çok yoğun bir program hazırlığı içerisindeyim. Hepsini aynı anda gerçekleştirmem mümkün olmayabilir lakin yine de listeye almaktan çekinmedim. Öncelikle yüksek lisansta son seneme giriyorum. Bu sene tezimi yazıp, uygulamamı yapıp tamamlamam gerek. Epey ihmal ettim, okulların açılması ile birlikte ağırlık vereceğim kendilerine. 

Ardından artık dil eğitimimi ciddiye almam gerektiğini düşünüyorum. Bu sene dil kursuna gitmek de planlarım arasında. Bunun dışında tekrar üniversite okumak istiyorum, ikinci üniversite kapsamında felsefe eğitimi almak niyetim. 

Bir diğeri ise kendime profesyonel bir fotoğraf makinesi alacağım. Telefonum ile amatör fotoğraflar çekiyorum ama artık yeterli olmuyor. Bir de üzerine temel fotoğrafçılık eğitimi alabilirsem ya da kendim öğrenmeye çabalarsam çok güzel olacak. Kışın Kars'a kültürel bir gezi yapmayı planlıyorum yataklı trenler ile. Fotoğraf makinesi benim için gerçekten güzel olacak. 

Ve sonuncusu bir türlü başlayamadığım spor serüvenime artık cidden başlamak istiyorum. Bu dönem bitmeden bir spor salonuna yazıldım ve tabii ki ilk gidişten sonra bir daha gitmedim! Bu sefer iddialıyım, sene boyunca düzenli spor yapacağım. 

Hayattan senelik beklentilerim bu kadar. Umarım hepsini gerçekleştirebilirim. Bitti.

22 Mart 2015 Pazar

Şehrin İtirazı: Gezi Direnişi Öncesi İstanbul Filmlerinde İsyan Eşiği



















Feride Çiçekoğlu'nun son kitabı. Eskişehir-İstanbul tren yolculuğum sırasında bana yol arkadaşı olan, oldukça güzel bir inceleme kitabı. 

Çiçekoğlu, 1871 Paris Komünü'nü, 1968 Fransa'sını dönemin filmleri ile birlikte ele alıyor. Betonlaşan şehirlerin, kapitalist mantıkla hareket eden kentsel dönüşüm projelerinin yarattığı yıkımın sinemadaki izlerini keşif sürecinin hikayesi bu. 

Paris ve Roma ekseninde devam eden kitap, Gezi Direnişi öncesinde İstanbul filmlerinin incelenmesi ile son buluyor. Çiçekoğlu'nun kitapta analizini yaptığı pek çok filmi izlemiş olmamdan ötürü kitap beni içine çekti. Özellikle bir Reha Erdem hayranı olarak, kitap kapağında filmin en güzel sahnelerinden bir karenin kullanılması da çok hoşuma gitti. İzlediğim filmlere Çiçekoğlu'nun analizi ile bakmak da ayrı bir rota çizdi zihin dünyam için.

Çok nitelikli bir kitap olduğunun tekrar ve tekrar altını çizme ihtiyacını duyuyorum. Gezi Direnişini, amacını, yarattığı etkiyi, İstanbul filmleri ile özdeşleştirip anlatmak gerçekten büyük bir emeğin ürünü olsa gerek. Sinemaya da bakış açımızı değiştireceğini düşündüğüm, Metis Yayınlarından çıkması da ayrı güzel olan bu kitabı kitaplığınızda bulundurmalısınız derim.