etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2019 Pazar

İş Günü

Yarın itibari ile çalışmaya başlıyorum. 9 Eylül'e kadar bir seminer dönemi geçirip ardından okulları açacağız. Bu sene yeni bir okulda işe başlayacağım için her şeye yabancı durumdayım. Okulu, yapıyı, öğretmenleri ve öğrencilerimi yeni yeni tanıyor olacağım. Oldukça eğitici bir seminer programı tasarlanmış. Yarın itibari ile yoğun bir iş dönemi beni bekliyor. 

Bu sene çalıştığım okulda çok sıkıntı yaşamıştım, her açıdan çok vasat bir okuldu. Tek tutunma kaynağım öğrencilerimdi. Bir ay kadar ağlayarak işe gittim, devam etmek çok zor geldi ama seneyi öğrencilerim için tamamlama kararı aldım ve pes etmeden bir yılımı tamamladım. Bu seneki okulum hayallerimdeki okul. İçerisinde olacağım için mutluluk duyuyorum. 

Bu yıl kendimi yenilemem ve geliştirmem gerektiğinin farkındayım. Yüksek lisans mezuniyetimin üzerinden iki yıl geçti. Doktora için hazırlık yapmak ile yapmamak arasında gidip geliyorum. Herhangi bir üniversitede bir araştırma görevlisi olmak gibi bir hayalim hiç olmadı, şu an için de yok. Mesleğimi çok seviyorum ve uzun yıllar kendi işimi yapmak istiyorum. Sınıf içerisinde olmak beni çok mutlu ediyor. Bu yüzden doktoranın kariyerim için ne derece gerekli olduğu hususunda kendimle mutabık değilim. Bunun üzerine biraz daha düşünmeyi planlıyorum. 

Alanımla ilgili bazı kitaplar not ettim, sene içerisindeki etkinliklerimde ve çalışma yapraklarımda kullanmak üzere bu hafta itibari ile onları alıp okumaya ve notlar çıkarmaya başlayacağım. Bunun dışında edebiyattan uzak kalmak istemiyorum. Taşınma işlerimiz ve askere gidip gelmemden dolayı verimli bir yaz geçiremedim. Yeniden Rus klasiklerine bir geri dönüş yapmak istiyorum. Fakat türlü okumalar yapmak isteyince muhakkak bir tür eksik kalıyor ve bunun dengesini kuramamak beni üzüyor. Bu konuda da şöyle bir yol geliştirdim: Hayatımda ilk kez çalıştığım okula epey uzak mesafedeyim. Anadolu yakasında oturuyorum ve okulum Avrupa yakasında. Sanıyorum gidiş dönüş hepsini hesaba katarsak günde yaklaşık üç saatim serviste geçecek. Ve ne yazık ki sabah beş gibi uyanmak durumunda kalacağım. Daha önce hep işime yakın yerlerde oturduğum için bu durum bende biraz kaygı yaratıyor. En azından edebi eserleri yol boyunca okuyabilirim diye düşündüm. Böylece dünyada en çok sevdiğim şey olan edebiyattan da mahrum kalmamış olurum. 

Okul, genelde İstanbul'un epey varlıklı kesiminin, tanınmış insanların oturduğu bir muhitte. Bu açıdan o civardaki ev kiraları da uçmuş durumda. Madem okula yürüme mesafesi bir yerde oturamıyorum o zaman uzaktan gidip gelmeyi deneyebilirim diye düşündüm. Umarım İstanbul trafiği ve bu uzun yol beni yormaz ve performansımı etkilemez. 

Bu yıla dair çeşitli planlarım var lakin onu da başka bir yazıya saklayayım diyorum. Yarından itibaren hiç batmayacak bir mutluluk güneşi doğar umarım. Güzel günlerimiz olsun. 

11 Mayıs 2018 Cuma

Baskı

Bu aralar moralim pek yerinde değil, hiçbir şey yapmıyorum desem yeri var. Saatlerce uyuyorum. Moralim yerinde olmadığı zaman tüm alışkanlıklarımı da aksatıyorum, hemen fiziksel bir belirti veriyor bende stres. Göz kapağımda yine şişmeler başladı. Damlaların sayısı arttı, aman aman bir durum yani. 

Çalıştığım okulda sorunlar giderek büyümeye başladı. İstifa etmiş olduğum halde üstelik bir ay sonra okullar kapanacak olmasına rağmen müdür yardımcımın baskısı ile karşı karşıyayım. Sebebini hiçbir şekilde kavrayamıyorum, son yaptığımız toplantıdan sonra aynı bölümde çalıştığım birkaç arkadaşımla konuşmama kararı aldım. Muhtemelen ortada benimle ilgili asılsız şeyler dönüyor. Öğrencilerle uğraşacağımıza nelerle uğraşıyoruz!

Bu haftanın başında beni çirkin bir üslupla azarlamaya kalktı kendisi, ben de üst mercilere hakkında şikayette bulundum. Hoşlarına gitmeyen birkaç gerçekten bahsedince yıllardır iyi iken kötü oluverdim. Resmen bir savaş halindeyim, neredeyse kimseyle konuşmuyorum, üç arkadaş kaldık birbirimizi anlayan ve destekleyen. Herkes herkes hakkında tonla şey konuşuyor, ne biçim bir düzen anlayamıyorum. 

Haftaya bir toplantım olacak şikayetimle ilgili. Çok önemli bir sonuç çıkacağını düşünmesem de çirkin söylemler karşısında susup oturmak istemiyorum. Okulun son ayı resmen bir savaş ortamında geçecek. 

Bazen düşünüyorum, keşke kendi işim olsaydı. Karışanım, edenim olmasaydı. Az çok kendi hesabımı bilir, kimseyle can sıkıcı diyaloglara girmek zorunda kalmazdım. Beş yıllık iş hayatımdaki yıpranma payımı düşünmek dahi istemiyorum. Bedenim de sinyal veriyor üstelik. 

Son bir aya girdik, ha gayret diyorum kendime. Su gibi gelsin geçsin, biraz nefes alayım.

14 Şubat 2018 Çarşamba

İş Yaşamı ve İnsanlarla Mücadele Üzerine

Çevrem, iş hayatında pek çok sıkıntı yaşayan hatta yaygın olarak yöneticileri ve çalışma arkadaşları tarafından mobinge uğrayan insanlarla dolu. Benim de yaşadığım bazı sıkıntılar var. Yaşanan sıkıntıların meslekten mesleğe çok da fark ettiğini düşünmüyorum. Öncelikle idarecilik görevini üstlenen insanlar ile aranızdaki mesafe, insani ilişkileri zorlaştırıyor. Koltuğu kaybetme derdi de idarecilerin başındaki en büyük bela sanıyorum ki. Şu ana kadar insani özelliklerini kaybetmemiş ve çalışanlarına tepeden bakmayan bir idareci ile tanışmadım. Onları iş dışında hiç ciddiye almıyorum, (işte de gerektiği kadar) iş dışında da onlarla bir arkadaşlık ilişkisi kurmuyorum. 

Gelelim işin çalışma arkadaşları kısmına. Kurumsal şirketler ya da benzeri yerler, her seferinde kurum politikalarından bahsederler. Fakat aynı işi yapan personellere dönüp baktığınızda her birinin birbirinden çok farklı olduğunu görürsünüz. Bu durumda da işe alım sürecinde kurumsal bir politikadan bahsedemeyiz. Ciddi bir politika olsaydı benzer kişisel özelliklere sahip insanlar seçilip uyumlu bir çalışma ortamı yaratılırdı. Çalışma arkadaşlarınızın bir kısmı genelde idareciler ile çok iyi geçinirler. Aralarında muazzam bir çıkar ilişkisi vardır. Bu tarz çalışanlar iş dışında da idarecilerle münasebette bulunmak konusunda oldukça ustadırlar. Amaçları ya bulundukları konumu sağlama almak ya da daha üst bir konuma ulaşabilmektir. Çalışma saatleri dışında da idarecilerin yanlarından ayrılmazlar, idarecilerinin sevgisi onlar için hayatidir, itaat ederler onlara sorgusuzca. Abartmıyorum, birebir yaşıyorum bu durumu. Bu tarz çalışanlar ile hiçbir şekilde iletişim kurmamanızı tavsiye ederim. Sonuçları pek de iyi olmuyor. Öğle ve akşam yemeklerini dahi birlikte yememeyi tercih edin, çay ve kahve saatlerinde, aralarda etraflarında olmayın. Zaten onları pek bulamazsınız, ottan boktan sebepler ile daima idarecilerin yanındadırlar. 

Bir diğer husus da whatsapp grupları. En nefret ettiğim uygulamaların başında geliyor, girdiğiniz iş yerinde bir sürü whatsapp grubuna dahil olmak zorunda kalıyorsunuz. İşten başka her şey dönüyor o gruplarda. Sevgili olanlar, çalışma arkadaşlarının ve idarecilerinin dedikodularını yapanlar, falanlar filanlar... Bu gruplarda sizi ilgilendiren konular dışında hiçbir şekilde yazmayın. Hatta yaptığınız iş buna müsaitse, mesainiz bittikten ve eve gittikten sonra telefonunuzu kapatın. Ben bir süredir böyle yapıyorum ve inanılmaz rahatım. 

Ait hissetmediğiniz bir ortamda çalışıyor olabilirsiniz, maddi kaygılarla işinizi bırakamıyor olabilirsiniz, ben de böyleydim. Çok iyi anlıyorum. En azından bir kısım insandan kendinizi uzak tuttuğunuzda daha korunaklı ve daha huzurlu bir iş yeri ortamı yaratabilirsiniz. Sanıyorum ki hangi sektörde ve hangi pozisyonda çalışırsanız çalışın birileri sizden daha fazla el üstünde tutulacak, birileri sizden daha fazla hırslı olacak, henüz olgunlaşamamış kocaman adamlar ve kadınlar ile tanışacaksınız. Aldırmayın, kendi duruşunuzu koruduğunuz sürece onlar ne yapıyorlarsa yapsınlar. Kesinlikle itaat etmeyin, o işi bileğinizin emeği ile aldınız. Gerektiği yerde itiraz edin, onlarla aynı fikirde olmak zorunda değilsiniz. Özgürlük alanınızdan taviz vermeyin. 

Velhasıl kelam iş yaşamı çok zor, hele ki şu öğretmen milleti daha da zor. Bazen çok bunalıyorum lakin öğrencilerimi düşündükçe biraz daha hafifliyorum. Umarım uzun süre mutlu olabileceğimiz işlerimiz olur, üretir üretir ve daha fazla üretir de daima huzurlu oluruz. 

7 Şubat 2018 Çarşamba

Genç Werther'in Acıları

"Giyiminden yoksul kesimden biri olduğunu tahmin ettim, meşguliyetiyle ilgilenirsem incinmez diye düşünerek ne aradığını sordum. 
Çiçek arıyorum diye yanıt verdi..."

Goethe 

19 Ocak 2018 Cuma

Suç ve Ceza

"Sokak şarkılarını sever misiniz?"

"Ben severim, -dedi.- Hele de soğuk, karanlık ve nemli güz akşamlarımda, hani gelip geçen herkesin yüzünün yeşile çalan bir sarılıkta ve hasta gibi göründüğü ıslak güz akşamlarında, laterna eşliğinde söylenen bu sokak şarkılarını çok severim. Ya da dingin, lapa lapa kar yağan rüzgarsız kış akşamlarında, hele bir de karların arasından sokak lambaları ışıldıyorsa, bu şarkılar çok daha doyumsuz olur... Biliyor musunuz?.."

Dostoyevski

20 Eylül 2016 Salı

Güne Dair Yüz Güldüren, Kalbi Güzelleştiren Minik Bir Hadise

Bu sabah okulumuza yeni gelen öğrencilerimiz için bir Kadıköy turu düzenledik. Yola çıkmadan önce ofisime geçip bazı belgelere göz atmam gerekiyordu. O sırada masama oturdum, hafif bir müzik açtım ve geziye gelecek olan öğrencilerimin listesine bir göz atayım dedim.

Temizlik görevlisi bir abla var, benim bulunduğum katta görevli. Oldukça hatırşinas, tatlı, hoş sohbet biri. Bir yandan temizlik yapıyor bir yandan da telefonunun kulaklığını takmış, annesi ile konuşuyordu. Birden sohbet bana döndü: "Anne bir hocamız var ki, öyle candan, öyle tatlı, öyle bir şirin, kimse eline su dökemez" dedi. Duyduklarım karşısında çok mutlu oldum, sonra benim içeride olduğumu gördü ve yanıma doğru geldi. Selamlaştık; "Hocam annem sana bir dua etmiş ki sorma, kılına zarar gelmez bundan sonra" dedi. İçim ürperdi, kısa bir süredir tanıdığım, annem yaşında bir kadın ve onun annesi. Benim için uzak memleketlerden dualar okuyor, zeval gelmesin diye. 

İletişim, güler yüz, insani tutum ve iyi niyet o kadar önemli ki. Bir insan daha kazanmış olmanın mutluluğu ile bugünkü Kadıköy gezimizi öğrenci kalabalığına rağmen gayet sorunsuz ve güzel geçirdik. Biraz hüzünlü, biraz kırgın olduğum şu dönemde kendi küçük, manası büyük, bu derin hadise beni çok mutlu etti. Teşekkürler temizlik görevlisi ablam, sonsuz kere teşekkürler.  

5 Ağustos 2016 Cuma

Lou Andreas-Salome: Feniçka

"Filoloji, tarih veya benzeri şeyler yerine tezinizi aşk üzerine yazsaydınız onu nasıl hayal ederdiniz çok merak ettim," dedi Max Werner.

"Aşkı nasıl mı hayal ederdim? Ah, çok basit. Son derece sade ve sağlıklı. Sanırım hiç de şeytani ve romantik sayılamayacak şeylerle karşılaştırırdım aşkı. Her gün açlığımızı giderdiğimiz kutsal, doyuran ekmekle; her gün evimizi açtığımız hayat veren temiz havayla. Sonuç olarak her şeyi borçlu olduğumuz, ama haklarında pek öyle tumturaklı laflar etmediğimiz en önemli, en doğal, en güzel şeylerle."

13 Nisan 2016 Çarşamba

Leyla Erbil: Mektup Aşkları II

"Aslında bir aşka, olup bittikten sonra, en sonundan baktığımda, geride aşk adıyla anılacak bir şey bulamıyorum; belki hoş bir duygucuk, kısa bir süre yaşanmış ama mutlaka sona ermiştir; geriye kalan buruk bir tebessüm, acılı bir anı, yitmiş bir aşk vehmi, görünmez olmuş! Oysa başlarken ne kadar inandırıcıdır her şey. İki insanın, bir örgü gibi, tülden, hafif bir dantel gibi sarınmışlıkları vardır aşkı. Etin ete, ısının ısıya geçişi; yitirdiği yarısını arayan insanoğlunun bulduğunu sandığı parçasına rastladığında geçirdiği bir baygınlıktır aşk. Sonu olmasa, sonu gelmese, vardır, evet vardır. Bir düşünce olarak, nakşedilmiş bir bilgi olarak genlerimize, vardır; yoktur demeye dilimizin varmadığı; kıyamadığımız için yok olmasına, el birliğiyle yalandan var ettiğimiz bir sözcük, olmasını hep istediğimiz ve isteyeceğimiz bir umuttur aşk, bu umudu çalmaya kimin gücü yeter yarının insanından?"

12 Nisan 2016 Salı

Leyla Erbil: Mektup Aşkları

"Dostluğa inanıyoruz. Birbirimiz için elimizden geleni yaparız. Bana öyle geliyor ki dostum, dünyada saadet denen bir şey yok, bizler boşuna çırpınıp duruyoruz. Zaten ruhumuzu bütün çıplaklığıyla kimseye gösteremediğimiz için daima yalnız kalmaya mahkumuz." 

***

"İnsan sevmelidir ama neyi sevmelidir? Kimi sevmelidir? Nasıl sevmelidir? Bunları sakın ruhsal bunalımlar sanma. Bilinçliyim. İç diye bir şey var. Kurtarılmayı bekleyen içler, kurtarılmayı bekleyen dışlar! Herkes, bütün evren bekliyor! Bizi. Bilici değilim." 

***

"Şurada bahçeli bir ev tutardık; küçük bir atölyesi olurdu, killerle, çanak çömleklerle uğraşırdık, sen şiir yazardın, ben piyano çalardım, ne kadar mutlu olurduk bir düşün!"

***

"Sevgilim
tanrı 
insanın
riyasıdır.

Sevgilim,
insan
tanrının
riyasıdır."

16 Temmuz 2015 Perşembe

Ev Taşımak Zor İş!

Annemi sonsuz kere tebrik ediyorum! Ben küçükken yalnız başına kaç tane ev taşıdı. İşim sebebi ile ev tutmak zorunda kaldığımı yazmıştım. Evet şirin, güzel bir dairemiz oldu. Eşyalı da üstelik. Fakat evin dertleri bitmiyor efendim. Sitede ödenmeyen doğalgaz borçları sebebi doğalgaz kesilmiş! Ocağımıza doğalgaz bağlatamadık. Emlakçı hemen bir elektrikli ocak aldı getirdi, neyse onu hallettik derken termosifon bozuk çıktı. Servisi aradım iki gündür gelmiyorlar, araya bayram da girdi. Yemin ediyorum sitenin havuzuna giriyorum banyo yapmak niyetine. 

Üstüne bir de bugün televizyonumuz bozuldu. Onu da geçtim daha internet bağlatmam gerekiyor eve, ikametler aldırılacak buraya. Annemin düzenli kontrolleri de cabası. 

23 yaşımda dünyanın tüm sorumluluklarını üstlenmiş gibiyim. Vallahi fenalık gelmedi değil, şu işler biran evvel bitse de rahatlasam!

1 Mayıs 2015 Cuma

Yeni Okul Yeni Bir İş: Öğretmenler Mücadelenizden Yılmayın

Öğretmenlikten mezun olduktan sonra, İstanbul'da hep çalışmayı isteyeceğim bir özel okulda iş hayatına başlamıştım. Kendimi hep şanslı hissetmişimdir bunun için ya da şans mı bilemiyorum, doğru zamanda doğru istekler ve mücadele etmek de bunda epey etkili. Meslek hayatımda ikinci yılımı aynı kurumda bitirmek üzereyim. Her şeyine çok alıştım okulumun, öğretmen ortamımız ve öğrencilerim ile birlikte hep bir aile sevgisi içerisindeydik. Çok emek harcadım, emeklerimin de karşılığını aldığımı düşünüyorum.

Bu sefer yuvadan uçuyorum, seneye çok sevimli ve içerisinde hep olmak istediğim bir okulda yola devam edeceğim. Çok kısa bir süre içerisinde olup bitti her şey. Ben de tam anlayamadan, görüşmeler derken hop oldu bitti bile. 

Umarım yeni okulum bana mutluluk getirir. Yavrularımı ve arkadaşlarımı çok özleyeceğim lakin netice itibari ile yine İstanbul'dayız. Meslek hayatıma başladığım güzel okulumu unutmam mümkün değil. Şimdi, okullar kapanmadan okulda son demlerimi yaşama ve okulumun keyfini iyice çıkartma zamanı. 

Tavsiyeleri ya da öğütleri çok sevmiyorum ama yeni mezun olmuş ya da ataması yapılmamış öğretmen arkadaşlarıma birkaç şey söylemek isterim, hiç haddime değil elbette ama yine de bunlardan bahsetmek gerek. Ataması çok az yapılan branşlardan birinden mezun olduğumda ben de sudan çıkmış balığa döndüm. Devlete atamam yapılmadı, kamu personeli sınavı çok zorlu bir süreçti emek harcadım ama olmadı. Lakin İstanbul'da bir özel okul arayışı içerisine girdim. Deneyimim yok, askerliğim yok demedim ve yılmadım. Hep istediğim birkaç kurum vardı. Olacağına inandım ve torpilim dahi olmadan emeklerimin karşılığını almayı başardım. Bu süreçte de kimseden destek görmedim. Demem o ki, lütfen mücadelenizden yılmayın. Gerçekten ne yapmak istediğinize karar verin ve emin adımlarla yola devam edin. Pek çok kapıdan geri çevrileceksiniz ama lütfen moralinizi bozmayın. Çok güzel bir meslek icra ediyoruz, eğitimci olmanın mutluluğunu hep taşıdım içimde. Lütfen ama lütfen mücadele edin ve sınırları zorlamaktan korkmayın.

20 Eylül 2013 Cuma

İş Halleri

Hemen hemen yirmi gün oldu işime başlayalı.Kampüste bana verilen odada internetim yok ne yazık ki.Yalnızca öğretmenler odamızda var,orada da rahat kullanamıyorum.O yüzden epeydir yazamadım.Sanırım şu vınn denilen aletlerden almam gerekecek bir tane.

Yeni bir ortama girdiğimde çok zor adapte olabilen biriyim.İtiraf etmem gerekir ki ilk bir hafta oturup ağladım.Yapamayacağımı düşündüm,ciddi ciddi eve dönüş kararları aldım.Fakat giderek alışmaya başladım.Öğrencilerimi çok sevdiğimi fark ettim.Öğretmen arkadaşlara ve ortama da giderek alışmaya başladım.Tek eksiğim annemin yanımda olmayışı.Onu da hafta sonları telafi ediyoruz artık.Üç haftadan sonra sonunda evdeyim.

Çok sevimli altıncı sınıf öğrencilerim var.Elbette beni çok uğraştıranlar var lakin geçen üç haftada pek bir problem yaşamadık.Mesela çok sevdiğim ikiz öğrencilerim var.Biri bir hippi aynı zamanda da anarşist.Diğeri ise bir sosyalist.Pek çok farklı özelliğe sahip olan öğrencilerin içinde ben de kendimi dinamik ve renkli hissediyorum.Her gördükleri yerde bana sarılmaları,saatlerce ettiğimiz sohbetler,onların hayatlarına dokunuşum..Benim için çok keyifli şeyler bunlar.

Bu arada bağırmaktan dolayı ses tellerimde ve boğazımda oluşan problemleri es geçiyorum,yazının güzelliği gölgelenmesin.

Umarım bir aksilik yaşamam ve güzel bir yıl geçiririm.Bu aralar hakikaten mutlu hissediyorum.Hiç olmadığım kadar.

27 Ağustos 2013 Salı

Yeni Bir İş

Umutsuzluğa kapıldığım,biraz da içime kapanmaya başladığım bir dönemde çok güzel bir haber ile kendime geldim.Neredeyse iki haftadır devam eden zorlu bir süreç sonunda,İstanbul'da güzel ve özel bir okula öğretmen olarak kabul edildiğim haberini aldım.Kendimi geliştirmek istediğim için gönlüm hep İstanbul'da kalmaktan yanaydı.Elbette arkadaşlarım,sevdiğim insanlar da orada.Nihayetinde önümüzdeki haftaya kadar belgelerimi toplayacağım ve sonra işbaşı. 

Güzel bir başlangıç olduğunu düşünüyorum hayatım için,umarım geleceğim daha da güzel olur.Sanırım bugün dünyanın en mutlu insanlarından biri de benim.

Kanatlarının altında bana da yer açtığın için teşekkürler İstanbul,elini bırakmayacağım bundan sonra.