okul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2018 Cumartesi

Okul II

Önceki yazımda eğitim sistemi ve okullu toplum üzerine birkaç kelam etmiştim. Kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Bir de madalyonun görünmeyen yüzüne bakalım birlikte. 

Özel okullarda erken kayıt dönemi vardır. Aralık ayında başlar, bir sene sonrasının kayıtları alınmaya başlanır. Öğretmenleri, velileri aramaya zorlarlar bu süreçte. Öğretmenler tüm işlerini güçlerini bir kenara bırakıp velilerini okula davet ederler. Veliye akademik bilgi aktarımı yapılır sözde ama kocaman bir yalandır. Amaç veliyi okula çekmek ve erken kayıt için velinin aklına girmektir. Eğer sizin sınıfınızdan çok kayıt olmazsa durumunuz tehlikededir, müdür psikolojik baskı uygular. En çok kayıt alan öğretmenlere küçük altın takılır. Şaka değil! Herkesin içinde takılır. Eğitim öğretim ödeneğini ödemeyen ve cebe indiren okul sizi küçük altınla uyutur, yerseniz! Tüm işi akademik yetkinlik ve performans olan öğretmen veliye kayıt ve ücret bilgisi verirken yerin dibine girer, yüzü kızarır, kendini kampanyalı buzdolabı satar gibi hisseder. Tüm motivasyonunuz kırılır, şakşakçı öğretmenler kıyasıya birbiri ile rekabet eder. Amaçları en yüksek kayıt oranına sahip olmak ve seneye de sözleşme imzalamaktır. Küçük altınla kendilerini pek mutlu hissederler, akılları buna yeter. Evlenecektir ve ütü parası çıkmıştır, çok kayıt aldı diye mükemmel eğitimci olur bir anda. Yerseniz!

Müdür ikide bir toplantı yapar. Geç saatlerde çıkarır sizi toplantıdan, abuk subuk şeylerden bahseder ve size bağırıp durur. Yetersiz olduğunuzu, zayıf olduğunuzu söyler tüm öğretmenlerin içinde. Çünkü kendisi dünyanın en mühim insanıdır. Atomu parçalamış ve pi sayısı gününde kurabiye yapmıştır. Okulun rehber öğretmeni ise felsefe mezunudur, velilere psikolojik danışman diye yutturulur. Genelde hep yeni mezun öğretmen alınır fakat velilere en genç öğretmenin bile en az beş yıllık deneyimi olduğu söylenir. Öğretmen de bu yalanı söylemek zorunda kalır. İdareciler genelde İngilizce bilmez haliyle eğitim ile ilgili yabancı kaynaklara erişimleri yoktur ama sorsanız beş dil falan bilirler. Okula alınacak yabancı dil öğretmenleri ile mülakat yapamazlar. 

Bir sürü proje, etkinlik yaparsınız ama kimse teşekkür etmez. En çok kayıt alan öğretmene ise her yerde teşekkür edilir, yanaklarına öpücükler kondurulur. Siz de ben burada ne arıyorum diye düşünüp durursunuz. 

Yaptığınız her bir etkinlikte sürekli çocukların videolarını ve fotoğraflarını çekmenizi isterler. Bunları sosyal medyada paylaşmaya zorlarlar sizi. Patronların hesaplarını da ekleyip yağ çekmenizi ve reklam yapmanızı dikte ederler (Hiçbir şekilde sosyal medya kullanmıyorum, kullanmayacağım da). Öyle hale gelirsiniz ki ders esnasında yaptığınız etkinliğin keyfine varamazsınız fotoğraf ve video çekmekten. 

Sizinle asla "siz" diye konuşmazlar. İsminizi dahi söylemezler ve sen diye hitap ederler. Veli olumsuz bir geri bildirim verirse yalan yanlış, direkt sizi azarlarlar. Çünkü siz önemli değilsinizdir, öğretmenin biri gider bir gelir. Ama veli kocaman bir velinimettir, müşteridir. Para kapısıdır. Patronlarınız çıkıp habire "biz ticari bir okul değiliz" deyip durur. Ama her sene başka şube açarlar, neredeyse öğretmeni asgari ücretle çalıştırırlar. Ticaret paçalarından akar. Yerseniz! 

Etrafınızdaki tüm öğretmenlerin sisteme ayak uydurduğunu ve korktuğunu görürsünüz. Sizi de etkilemeye çalışırlar, enerjiniz tamamen düşer. Her gün bu işi bırakmaktan bahsederler lakin müdür toplantı yaptığında onu yerlere göklere sığdıramazlar. Ulan, zaten aldığınız maaş ülkede az çok herkesin alabildiği bir maaş, bari karakterli olun deyip durursunuz içinizden. Aptal aptal gülümsersiniz her toplantı günü. 

Sizi sürekli sistemin dışına itmeye çalışırlar. Deneyimleriniz, mezun olduğunuz okullar, kariyeriniz idarecilerden daha iyidir lakin onların baskısı altında ezilirsiniz. Çünkü sizin oralara gelmeniz mümkün değildir, çünkü emeğiniz beş para etmez. Ancak tanıdıklarınız paranıza değer katar. Bir cacık anlamazsınız, en sonunda duyarsızlaşırsınız. Kendinizi en çok ders anlatırken, sınıf içerisinde mutlu hissedersiniz. Bir oraya karışamazlar, sizin sınıf içerisinde ne yaptığınızı bilmezler bilmek de istemezler. 

Çocuklara gün içerisinde dağıtılan beslenmelerden size vermezler. Ama siz sınıfınızın başında oturur ve çocukların beslenmelerini bitirmelerini beklersiniz. Çocuklar, "öğretmenim siz neden yemiyorsunuz" diye sorarlar haliyle, kızarıp cevap veremezsiniz. 

Ülke böyle arkadaşlar, özel okul sistemi aha da iki yazıda anlattığım gibi. Nereye gidip ne yapacaksınız! Nasıl bir ülke olduğumuzun analizini şu iki yazı ile çok rahat yapabilirsiniz. Sonra bu çocuklar büyüyor ve bu çocuklar hiçbir şey öğrenemiyor. Hiçbir şey öğrenmeden yaşamaya ve mesleklerini icra etmeye başlıyorlar. Eğitimli kitlenin de hali ortada. 

Sonra iyi kötü çalış, bu ülke için bir şey üreteme hep tüket. Evlen, ev ve araba al, çocuk yap sonra sigortalarını, primlerini bilmem neyini tamamla sonra da emekli ol. Ölmeden yiyebilirsen! 

19 Aralık 2018 Çarşamba

Okul

Okullu bir toplum yapısına sahibiz. Okulla birlikte kapitalizmi içselleştiren ve bunun sonucunda eğitimi ve bilgiyi meta haline getiren bir toplumuz. Eğitimin kalitesi ve niteliği bu coğrafyada hiç düzelmedi, düzelmeyecek de. Bunu bir öğretmen olarak söylüyorum. 

Bazı sabahlar ayaklarım geri geri gidiyor, işime gitmek istemiyorum. Bunun moral ya da motivasyonla veyahut tembellikle hiçbir alakası yok. Bilakis, sorumluluk sahibi ve çalışkan, üretken bir öğretmen olduğumu düşünüyorum. Peki bunun anlamı ne? 

Öğrenciler günümüz okullarında hiçbir şey kazanamıyor. Bunun sebebi ise klasik okullu toplumların günümüz çocuklarının çağını yakalayamaması. Okullu topluma inancımı tümden yitirdim. Beton binalarda, toprağı, ağacı olmayan yığınların içlerinde çocuklar günde dokuz ders saati geçiriyor. Anne ve babalar sabah işlerine gidip para kazanacaklar. Peki çocuklarına ne olacak? Bebek diyebileceğimiz çocuklar anne ve babalarının işe gittikleri saatlerde okula gidecek, çünkü okulda onlara bakan bu arada onlara bir şeyler de öğreten birileri var (öğretimin içi çok boş) aynı zamanda okul güvenli. Ders saatleri anne ve babaların işten çıkış saatlerine kadar uzatılmalı, çocuk saatlerce o tahta sıralarda oturmalı. Sonra anne ve baba çocuğunu almalı. Bu sistem çok net böyle işliyor. Veli özel okula para veriyor, personel ve öğretmen o para ile kazancını sağlıyor. Sonra bu personel ve öğretmen evlenip çocuk sahibi olunca çocuğunu bu okullara gönderiyor. Yani kazan kazan sistemi, kapitalist bir döngü. Üzülerek söylüyorum ki bugün çocuklarınızı gönderip milyarlarca para döktüğünüz özel okulların hepsi ticari. Sizin çocuğunuzu düşünen kimse yok, düşük ücretlerle çalışan öğretmenler kendilerini zor düşünüyorlar. İş kaygısı, devlete atanmak için verilen mücadele, aileyi geçindirme zorunluluğu derken sizin çocuğunuzu düşünecek vakti ve hali kalmıyor öğretmenin.

Bir diğeri ise öğretmen değer görmüyor, özel okullar hangi öğretmen en düşük maaşla çalışacaksa o öğretmeni işe alıyor. Yaptığınız yüksek lisansın ya da deneyimin birkaç üst düzey okul hariç hiçbir önemi yok. İsterseniz uzaya çıkmış bir öğretmen olun. Öğretmenlerin sosyal hakları yok (özel okulların çoğu eğitim öğretim ödeneğini bile ödemiyor) dinlenme süreleri çok kısıtlı ve haftanın altı günü çalışıyorlar. Kalan vaktinde öğretmenin kendini geliştirebileceği, bilgi ve kültür birikimini artırabileceği imkanlar yok. Haftada bir sabah uykusu uyuyabilen öğretmen, üzerine maddi imkansızlıklar eklendikçe kitaba bile verecek parayı ve zamanı zor buluyor. Kendini geliştiremeyen ve güncel tutamayan öğretmen çocuklarınıza hiçbir şey öğretemez. 

Thomas Bernhard, dünyadaki en aşağılık mesleklerden birinin öğretmenlik olduğunu söyler. Her gün çocukların hayallerini çalan, onlara başarılı olamazlar ve diploma alamazlarsa bir hiç olduklarını hatırlatan bir sistemin ürünü olarak bakar öğretmenlere. Haksız da sayılmaz, çünkü çocuğun başarısı çok görecelidir. Akademik başarısı olmayan çocuk aptal değildir, siz gönderdiğiniz özel okullarda çocuklarınıza bireysel öğretim yapıldığını ve onlarla özel olarak ilgilenildiğini düşünürsünüz ama durum hiç de öyle değildir. İçi boş ve niteliksiz bir eğitim veriliyor, eğitimi baştan ayağa formal değil informal olarak görüyorum. Her kafadan bir ses çıkıyor, niteliksiz idareciler tanıdık vasıtasıyla öğretmen ve idareci alımı yapıyor. Bir bakmışsınız özel okul patronunun tanıdığı bilmem kim iki üç yıllık deneyimle başınıza müdür yardımcısı olmuş. Eğitimin patronu mu olur? Akademik süreçten daha ziyade öğretmen evrak işi yapar, hiç bitmeyen saçma sapan prosedür ile uğraşırken öğretmen yeni öğretim metotları geliştiremez ve uygulayamaz. Haftanın iki üç günü nöbet tutar, tüm gününü ayakta geçirmekten hiçbir iş yapamaz hale gelir. 

Bir çocuğum olsa asla özel okula göndermezdim. Bazen bu işi bırakmayı düşünüyorum çünkü hiçbir şekilde değer görmüyorum. Sıradan, düz herhangi bir iş yapsam da benzer bir maaş alacağım. O zaman niçin bu kadar mücadele ediyorum diyorum. Fakat başkaca bildiğim bir iş yok, haliyle işsiz kalmaktan korkuyorum. Nihayetinde yaşıyorum ve ne yazık ki yaşamak için çalışmak zorundayım. 

Bir diğer sorun ise ülkede herkesin rahatlıkla öğretmen olabilmesi. Açık öğretim fakültesinde edebiyat ve tarih okuyup üzerine de paranızla formasyon alırsanız çok rahat öğretmen olabilirsiniz. Peki açık öğretim bitiren ve öğretmen olan bir kişinin niteliğini kim sorguluyor? Bu öğretmenler çocuğunuza ne kadar nitelikli bir eğitim verebilir? Öğretmenlerin çok büyük bir kısmı üstün yeteneklere ve üstün bir zekaya, bilgi birikimine sahip değil. Formasyon dediğimiz pedagojik bilginin adı bile geçmiyor okullarda. Ülkenin parlak zihinleri öğretmenliği meslek olarak tercih etmiyor ki. Şimdiki aklım olsa ben de tercih etmezdim, bir de üzerine marifet gibi yüksek lisans yaptım bu alanda. 

Daha söylenecek o kadar çok şey var ki, başka bir yazıda da eğitimin felsefi boyutunu ele almak ve tartışmak istiyorum. Ve son olarak şunu söylemek istiyorum ki kendimi bu meslekten emekli olmuş bir şekilde hayal edemiyorum. Her geçen gün yorgunluk her geçen gün bıkkınlık ve umutsuzluk.

2 Mart 2018 Cuma

İtiraz Edebilmeyi Öğrenmek

Son bir haftadır çalıştığım okulda gerilimli bir hava var. Elbette bu gerilimin sebeplerinden biri de benim. Üç yıldır herkesi ve eğitim ortamının işleyişini anlayışla karşılamaya çalışıyorum. Ciddi bir emek veriyorum kendimce, uykusuz kaldığım pek çok gün oluyor. Bunun yanında bugüne değin hiçbir çalışma arkadaşımı kırıp incitmişliğim yok. Fakat işleyiş ile ilgili kendi fikirlerimi söylemeye başladığımdan beri tepki çekiyorum. İnsanların sevgileri itaatiniz ile doğru orantılı olarak değişiyor. Yani itiraz etmeden çalışmaya devam ederseniz sizden iyisi yok, biraz sesiniz çıkmaya başladığında ise gerilim yaratmakla suçlanıyorsunuz. Oysa kendi fikirlerimi söyleyebilmek, çalıştığım ortam adına en doğal hakkım. İş yerlerinde idareciler tarafından çalışanlara daha fazla özgürlük alanı verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Esasen bu, birilerinin vermek zorunda olduğu bir şey de olmamalı. Doğal olarak bu özgürlük alanı olmalı zaten. Yoksa başarıdan ve üretimden bahsedemiyoruz ne yazık ki. 

Bir "eğitimci" olarak söylemek istediğim bazı şeyler var, itiraz edebilmeyi öğrenmek konusunda. Eğitimci tanımını bilerek tırnak içine aldım, ne yazık ki günümüzde herkes eğitimci, herkes bir şekilde öğretmen oluyor. Bunların dışında tek tip bir eğitim anlayışından bahsetmek oldukça yersiz. Her çocuğun özel, kendine özgü olduğunu düşündüğümüzde ülke olarak ne yazık ki uzun yıllardır tek tip eğitim ile başarılı olamıyoruz. Çocukların öğretmenlerinin fikirlerini, bilgilerinin hepsini doğrudan kabul etmesi hatalı. Çocuklarımızda ve genel olarak insanlarımızda itiraz edebilme yetisi yok. Bunun altında bazı kaygıların yattığını düşünüyorum. Örneğin, iş kaygınız varsa itiraz edemiyorsunuz. Not kaygınız varsa itiraz edemiyorsunuz. Ve buna benzer pek çok kaygı örnek verilebilir.  

İtiraz etmekten kastım her şeye itiraz etmek değil. İtirazın bir gerekçesi olmalı, çocuklar özgürce, uygun ortam ve koşullarda yine uygun üsluplarda fikirlerini beyan edebilmeliler. Aynı şekilde yetişkinler de öyle. Önemli olan ortak bir noktada da buluşmak değil. Kimse ile, çocuklar ile de ortak bir noktada buluşmak zorunda değiliz. Yalnızca birbirimizden farklı fikirlerimizin olduğunu kanıksamalıyız. İletişim de burada başlamıyor mu zaten? 

Eğitim sisteminde yapılandırmacı yaklaşımdan bolca bahsederiz. Tezimi yazarken de bahsetmiştim. Bunun yanında eleştirel düşünce de bizim olmazsa olmazımızdır. Lakin bunların hepsi müfredatlara sıkışıp kalmış enstantaneler. 

Her "şu şöyledir" diyenin dediğini onaylamak ve yapmak durumunda değiliz. İtiraz ettiğiniz takdirde kendi fikirlerinizi beyan etmiş oluyorsunuz. Üstelik benim eğitim anlayışım, eğitime bakış açım herkes gibi olmayabilir. 

Anne babalar çocuklarını yetiştirirken, öğretmenler de çocukları eğitirken "itiraz edebilme" kısmına dikkat etmeliler kanımca. Yıllar yıllar geçmiş olduğu halde üretebildiğimiz, geleceğimiz olarak baktığımız nesil yani bizler ortadayız. O zaman bir yerlerde yanlış bir şeyler var öyle değil mi? 

5 Eylül 2017 Salı

Yeni Bir Sene

Uzun bir yaz tatili ve bayram tatili derken biz öğretmenlerin seneyi açma vakti geldi. Bugün çalışmaya başlıyoruz. Herkes için iyi bir yıl olur umarım. 

Bu sene benim için çok verimli geçti. Pek çok yeri gezdim. Baştan sona bir Güneydoğu Anadolu turu yaptım. Sırada Doğu Anadolu var. Didim'in de pek çok tarihi ve yazlık yerini gördüm. Bir de Trakya Bölgesi turu yaptım. İlk kez bir yazı bu kadar dolu dolu geçirdim. 

Sevdiğim birkaç yazarın külliyatlarını bitirdim. Epey okudum, aynı zamanda pek çok öykü yazabildim. Yaz sıcaklarını hiç sevmem buna rağmen epey keyif ve verim alabildim. Geniş çaplı bir öykü yarışmasına katıldım, bir de dergilere öykülerimi göndermeye başladım. Sanki ufaktan bir maceraya atılıyor gibiyim. Güzel bir ilerleme olur umarım. 

Bu seneye dair çeşitli planlarım var. Kendimi yormadan duramıyorum. Yüksek lisans eğitimim bitti malum. Bu sene de dil eğitimine yoğunlaşmak niyetindeyim. Yine alan okumalarıma ve çok sevdiğim edebiyat ile ilgili bir şeyler yapmaya devam edeceğim. 

Sene sonunda bazı riskler almak zorunda kalabilirim. Tam net ifade etmeyeceğim lakin ilk kez kendimi bu kadar sakin ve güvenli hissediyorum. Hayatımda yapacağım değişiklikler beni çok tedirgin eder genelde. Çok zor alışır ve adapte olurum her şeye. Fakat bu sefer üzerimde bir dinginlik ve kendine güven var. 25 yaşın son demlerini yaşıyorum, belki de ondandır. İnsan yaş aldıkça sadeleşiyor sanırım. Daha az renk, daha az insan ve daha az gürültü. 

Güzel bir yıl olsun hepimiz için. 

3 Temmuz 2016 Pazar

Bu Yaz

Bir eğitim öğretim sezonunu daha kapattık. Meslek hayatımda üçüncü yılımı da geride bırakmış oldum böylece. Bir klişe olsa da, zaman ne kadar çabuk geçiyor demeden edemeyeceğim. Sonsuz anı, sonsuz sevgi, sonsuz acı, sonsuz umut hepsi bir arada bir sürü iz bırakarak gelip geçiveriyor. İnsanlar giriyor hayatlarımıza, sonra hepsi birer birer çekip gidiyor. Sanırım bir çeşit yaşam kanunu. Tecrübe, olgunlaşma derken bir bakmışsınız ki, hala kocaman varlık sebebiniz ile birlikte kocaman koltuklarınızda oturuyorsunuz. 

Porselen desenleme kursuma da dün itibari ile veda ettim. Bitti. Ortaya üç tane eser çıkardım lakin sonuncusu fırının azizliğine uğradı. Kurtarabildiğimiz kadar kurtardık. Diğer ikisi oldukça güzel oldu. Biri çerçevelenmek üzere bir sanatçının tozlu raflarında bekliyor. Diğeri ise evimi süslüyor. Çok zevkli bir hobi oldu benim için. Belki seneye de devam eder, yeni tasarımlar çıkarabilirim ortaya. 

Çok kısa sürede tanıdığım lakin çok sevdiğim yakın bir dostum hayallerine kavuştu. Çok şirin bir üniversitede pek şirin bir araştırma görevlisi oldu. Onun da kutlamasını yaptık ve yaz tatiline adım attık. 

Bu yıl annem ile birlikte tatile çıkıyoruz. Rotamız Antalya/Kemer. Ardından beni çok güzel bir kamp bekliyor Ağustos ayında. Ermeni öğretmen/öğrenciler ile Türk öğretmen/öğrencilerden oluşan bir eğitim kampı. Büyükada'da olacağım. Şimdiden onun da heyecanı içerisindeyim. Mümkün olduğu kadar güzel işler yapmaya çabalıyorum. Bir varoluş kaygısı içerisindeyim, sürekli yeni ve doyurucu şeyler arıyorum. Bilgiye ve tecrübeye açlığımın hiç dinmemesini diliyorum. Hoş geldin yaz tatili. 

17 Ağustos 2015 Pazartesi

Yeni Okul Yeni Heyecan

İki gün sonra yeni okulumda göreve başlıyorum. Daha doğrusu, okula bu yıl gelen öğretmenler için bir barbekü partisi hazırlanmış. Önce orada bulunucağım. Ardından ise oryantasyon programım başlıyor. Üçüncü öğretmenlik yılımdayım lakin her yıl okullar açılmaya başlayınca içim kıpırdıyor, bir de bu yıl yeni bir okulda görev yapacak olmanın heyecanı var. Umarım yeni eğitim ve öğretim dönemi bana sağlık ve başarı getirir. Geliyorum yavrucanlarım. 

10 Haziran 2015 Çarşamba

Okul Bitiyor

Sene sonuna geliyoruz. Kocaman bir eğitim ve öğretim yılını da tamamlamak üzereyiz. Yavrucanları bir bir memleketlerine uğurluyoruz. Benim hayatımda ise epey köklü değişiklikler oldu. İki yıldır çalıştığım okuldan ayrılıyorum. Yeni bir okul ve yeni öğrenciler beni bekliyor. 

Yeni okulum için yeni bir eve çıkmam gerekiyor. Bu sefer annemi de yanıma getireceğim memleketten. İki yıl ayrı gayrı durduk, bir dünya üzücü olay yaşadık. Artık birlikte olmanın vakti geldi. Yeni okuluma yakın güzel de bir ev buldum küçüğünden. Eğer aksilik çıkmaz ise bir iki güne evi tutacağım. Eşyalı bir ev olsun istedik, memleketteki evimizden eşya getirmek epey yorucu olacaktı çünkü. Evi tuttuktan sonra da eşyalarımı götürüp yavaş yavaş yerleşirim artık. 

Şimdilik böyle sevgili dümbük. Okul bitiyor, yeni ev telaşı ve yeni iş telaşı hepsi bir arada. Bir yandan da tez konuma karar verip önerimi teslim etmem gerekiyor. Bir de ufak bir ameliyatlık durumum var. Hayat peşimi hiç bırakmıyor. 

Sabaha karşı yavrularımı hava limanından memleketlerine de gönderdim mi bir oh çekeceğim, hatta kendime en pahalı kahvelerden birini ısmarlayacağım. Yeni bir gün, hadi rast gele. 

1 Mayıs 2015 Cuma

Yeni Okul Yeni Bir İş: Öğretmenler Mücadelenizden Yılmayın

Öğretmenlikten mezun olduktan sonra, İstanbul'da hep çalışmayı isteyeceğim bir özel okulda iş hayatına başlamıştım. Kendimi hep şanslı hissetmişimdir bunun için ya da şans mı bilemiyorum, doğru zamanda doğru istekler ve mücadele etmek de bunda epey etkili. Meslek hayatımda ikinci yılımı aynı kurumda bitirmek üzereyim. Her şeyine çok alıştım okulumun, öğretmen ortamımız ve öğrencilerim ile birlikte hep bir aile sevgisi içerisindeydik. Çok emek harcadım, emeklerimin de karşılığını aldığımı düşünüyorum.

Bu sefer yuvadan uçuyorum, seneye çok sevimli ve içerisinde hep olmak istediğim bir okulda yola devam edeceğim. Çok kısa bir süre içerisinde olup bitti her şey. Ben de tam anlayamadan, görüşmeler derken hop oldu bitti bile. 

Umarım yeni okulum bana mutluluk getirir. Yavrularımı ve arkadaşlarımı çok özleyeceğim lakin netice itibari ile yine İstanbul'dayız. Meslek hayatıma başladığım güzel okulumu unutmam mümkün değil. Şimdi, okullar kapanmadan okulda son demlerimi yaşama ve okulumun keyfini iyice çıkartma zamanı. 

Tavsiyeleri ya da öğütleri çok sevmiyorum ama yeni mezun olmuş ya da ataması yapılmamış öğretmen arkadaşlarıma birkaç şey söylemek isterim, hiç haddime değil elbette ama yine de bunlardan bahsetmek gerek. Ataması çok az yapılan branşlardan birinden mezun olduğumda ben de sudan çıkmış balığa döndüm. Devlete atamam yapılmadı, kamu personeli sınavı çok zorlu bir süreçti emek harcadım ama olmadı. Lakin İstanbul'da bir özel okul arayışı içerisine girdim. Deneyimim yok, askerliğim yok demedim ve yılmadım. Hep istediğim birkaç kurum vardı. Olacağına inandım ve torpilim dahi olmadan emeklerimin karşılığını almayı başardım. Bu süreçte de kimseden destek görmedim. Demem o ki, lütfen mücadelenizden yılmayın. Gerçekten ne yapmak istediğinize karar verin ve emin adımlarla yola devam edin. Pek çok kapıdan geri çevrileceksiniz ama lütfen moralinizi bozmayın. Çok güzel bir meslek icra ediyoruz, eğitimci olmanın mutluluğunu hep taşıdım içimde. Lütfen ama lütfen mücadele edin ve sınırları zorlamaktan korkmayın.

29 Ekim 2014 Çarşamba

Yatılı Okul Maceraları ve Tombişlerim

Yatılı okulda öğretmenlik deneyimi bir başka.Çocukların sosyal hayatlarında hatta her anlarında yanında oluyorsunuz.Bu sabah tatilimi çocuklara ayırdım.Saat yedide kalkıp kahvaltı yaptık birlikte.Ardından okulun spor kompleksine gittik.Bir tur koştuktan sonra futbol maçı yapmaya karar verdik.Takım kuruldu ve başladık oynamaya.10-9'luk skor ile yenildik.(Lakin üç tane gol attım bunu söylemem lazım :)

Ardından hepsine kola ısmarladım.Çocuklarım 11 yaşındalar henüz.Hepsini çok seviyorum.Onlar da beni severler,bir huyum hariç.Sabah kahvaltılarında yanaklarını sıkıp tombişlerimmmmm diye bağırdığım zaman çok sinir oluyorlar. 

Bütün hayatımı çocuklar ile geçirebilirim.Hatta aklımda bir çocuk kitabı projesi var.Yatılı okul maceraları üzerine.Bütün vaktim çocuklarla geçtiğine göre bu projeyi yakın zamanda hayata geçirsem çok iyi olacak.Tabii ki,kitabın adını Yatakhanemdeki Tombişler koymayacağım ! :)