Her şey üzerime doğru sürükleniyor gibi. Pek çok yetimi kaybetmiş, her tarafım sızı içindeymiş gibi bir his. Hayata bir yerlerinden tutunmakta bu kadar zorlanırken, bu kadar dalgın ve bu kadar isteksizken şimdi her şeyim elimden alınmış gibi. Oysa herkes hayatına devam ediyor; sokaktakiler yürüyor, iş yerimdekiler hırsları ve yeni idealleri ile yollarına devam ediyor, mahalleden geceleri bozacı geçmeye devam ediyor, herkes bunu yapabiliyor da bir ben çırılçıplak kalmışım gibi hissediyorum. Öyle bir yük ki, olanca ağırlığı ile altında eziliyor gibiyim. Elim bir kitaba uzanmıyor, başka bir ruha dokunmak istemiyor, sürekli tedirgin halim, bir teyakkuz halinde, uyku ile aram açık, müzik biraz şifa gibi sanki, sabahları bir fincan sade kahve ve ondan ötesi yok. Toparlanamıyorum, tam ayağa kalkacağım yeni bir endişe seli ile mücadele ediyorum. Hep gitmek isterdim lakin hayatta bu kadar yoğun bir gitme isteği duymamıştım hiç. Yuvaya geri dönmek gibi his, toprağıma yolculuk gibi, biraz çocukluğum biraz annem, biraz da tarçınlı kek kokusu gibi.
Nasıl tutunuyorsunuz? Çocuklarınız, eşiniz, sağ kalanlarınız, hayatta olanlarınız, ayakta olanlarınız... Yaşama nasıl değer biçiyorsunuz, yaşamı nasıl sahipleniyor, kucaklıyorsunuz? Benim çoktan ellerimden gitmiş gibi, yitip giden bir sürü insan ile birlikte. Ne korkunç, ne büyük bir elem. İç üşümesi, bir kırgınlık hali, kime, neye bilinmeyen.
Ben küçük bir çocukken mutlu olduğumu hatırlıyorum, her şeyi bu kadar dert etmediğimi. Koşturduğumu, dondurma yediğimi, bilyeli tahta arabam ile sokakları arşınladığımı, annemin mesaiden dönüşlerini beklediğimi, yaz tatillerinde gece yarılarına kadar mahallede bisiklet bindiğimi, makarna yapma denemelerimi, her ay başı odamı yeniden dizayn etme çabalarımı, ramazan'da pide kuyruğuna girişlerimi, pazara çıkıp satıcı teyzeden bir poşet gofret, bisküvi alışlarımı... Sanırım ben çocukluğumu çok özledim. Ellerimle bedenime sarılsam, çocukluk yuvama geri dönsem, uzaktan olsa bile çocuk kendime, onun yüzüne bakabilsem, gülüşüne dokunabilsem.
Yetişkin olmak ne büyük bir cehennem, oysa bundan 10-15 sene evvel kulaklıklarımı takar, çalışma masama oturur radyoculuk oynardım kendi kendime. Program sunar, müzik seçkileri yapardım. O ahşap evde, ananeden kalma sedirlerin ve sandıkların arasında. Taş avluda, bahçede, üst katta, sokağa bakan pencerenin dibinde. Öylesine özledim ki, bunları yazarken bile gözlerim doluyor. Bu hassas ruhu bedenimde taşırken gerçekten çok zorlanıyorum, çocukluğumun ahşap kokusunu arıyorum ama hiçbir yerde bulamıyorum. İçimde bir yerlerde çok kırgınım, herkese ve her şeye çok kırgınım.






