ahmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2018 Perşembe

Günaşığı


Bugün oldukça yağmurlu bir İstanbul sabahında, Kadıköy sokaklarında gezerken Ahmet Ali Arslan'ın yeni albümü "Günaşığı"na rastladım. Ne güzel bir mutluluk oldu benim için, eve gelir gelmez önce albüm kartonetine uzun uzun baktım. Sonra bir türk kahvesi elbette, cama düşen yağmur damlalarını izleyerek doya doya dinledim.
Bitti, baştan dünledim. "Rüya bitti, biz uyandık."
Gönlüne sağlık Ahmet Ali.

27 Haziran 2017 Salı

Heinrich Böll: Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru


Yaklaşık iki aydır kitaplığımda olan ve okuma fırsatı bulamadığım "Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru" adlı romanı okuyup bitirdim. Konu ve anlatım itibari ile akıcı, merak uyandırıcı bir eser. Ahmet Cemal'in çevirisi ve Can Yayınlarının basımı ile dilimize kazandırılmış. 

Heinrich Böll, 1917 Köln doğumlu. Kendisi İkinci Dünya Savaşının bizzat içerisinde yer aldığından ötürü, eserlerinde savaşın yıkımlarını görmek mümkün. 1972 yılında Nobel Edebiyat ödülüne de layık görülmüş Alman asıllı yazar. 

Katharina Blum kısa bir roman. Ortada bir cinayet, bir kaçak ve bir de soruşturma var. Buraya kadar her şey sıradan gelebilir lakin seyir böyle devam etmiyor. Böll, eserinde dönemin ahlak anlayışını da oldukça gerçekçi bir şekilde sorguluyor. Basının bir kadının hayatını nasıl mahvedebildiğini ve toplumun kadına, kadınlığa bakış açısını da çok iyi dile getiriyor. Aslında benzer durumlara ülke olarak ne yazık ki aşinayız. Günümüz ilişkileri, sosyal medya kullanımı ve basının insan onurunu çiğneyen karalama kampanyaları ile bir kadının hayatı mahvedilebiliyor. Çok tanıdık ve de çok üzücü. Böll eserini yıllar önce kaleme almış lakin günümüzde hiçbir değişme yok, bu açıdan bence oldukça güncel bir roman. 

Yargının, emniyet kuvvetlerinin insana bakış açısı, toplumsal düzen çatısı altında topluma sunulan birtakım onur kırıcı değerler, insanlık dışı muameleler. 

Eseri bir çırpıda okumanız çok mümkün, özellikle soruşturma süreci etkileyici. Katharina Blum tamamiyle dönem toplumuna tutulmuş bir ayna işlevi görüyor. Toplumsal kurumları da başarılı bir şekilde irdeliyor. İyi okumalar dilerim. 

9 Ekim 2016 Pazar

Ahmet Hamdi Tanpınar: Yaz Yağmuru


"Yüzü hiç tanımadığı, görmediği cinsten bir saadet içindeydi. Sanki birden tek bir çiçek oluvermişti. Ve bu saadet bazı akşam saatlerinde görülen aydınlıklara benziyordu. Eşyayı başka şekilde içimize sindiren yaşadığımız anı bir uçurtma, bir türkü gibi havalandıran bir şeydi bu. Sevinç denen şeyin asıl manası bu olmalıydı: Maddesini böyle eriten, yok eden hiç olmazsa kendi aydınlığında onu inkar eden bir hal."

Bir yüze dair yapılabilecek saadet tanımlarının en güzeli kuşkusuz Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Yaz Yağmuru adlı hikayesinde geçen bu sözler. Maddenin kayboluşu, kişinin kendi aydınlığını keşfi ve aydınlığı ile suretini bir araya getiren değerli bir vaziyet. Bir çiçek oluvermek, tek bir çiçek oluvermek. Öylesine kıymetli, muazzam bir durum. İyi ki Ahmet Hamdi'yi okuyoruz, savruluyoruz, kendimize geliyoruz.


5 Ekim 2016 Çarşamba

Ahmet Hamdi Tanpınar: Erzurumlu Tahsin

Ahmet Hamdi Tanpınar ile ilk kez bu yaz tanıştım. Eserlerinin isimlerine ve en önemlisi şahsına yakından tanık olmak ile birlikte, kendisini okuyabilecek zihni ve psikolojik düzeye ulaşabilmek adına beklemem gerektiğini düşünürdüm. Bazı kitapların ve bazı yazarların okunmak için zamanlarının olduğunu düşünüyorum. Örneğin Hasan Ali Toptaş'ı, kış vakti bir bozkır zamanında, ancak ocakta yeni demlenmiş bir çayın arkadaşlık edebileceği, evin en küçük penceresinin perdesinin aralandığı zamanlarda okuyorum. 

Ahmet Hamdi Tanpınar yolculuğum ise nispeten serin bir yaz akşamında, İstanbul'un tenha bir semtine bağlı sakin bir dairenin balkonunda başladı. Huzur, Mahur Beste ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü peşi sıra geldi. 

Kendimi zihnen daha dinç hissettiğim şu günlerde fırsatı kaçırmayıp Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hikayelerini okumaya başladım. Erzurumlu Tahsin adlı öyküsü beni oldukça etkiledi. Erzurumlu Tahsin'in dünya görüşü, var oluş mücadelesine karşı vermiş olduğu üstünlük, dinginlik ve bilgelik beni şaşkına çevirdi adeta. Hatta, Mehmet Eroğlu'nun İletişim Yayınlarından çıkan "Belleğin Kış Uykusu" adlı romanındaki "Palyaço" isimli karakteri ile Erzurumlu Tahsin karakteri arasında dünya görüşleri açısından organik bir bağ keşfettim. 

Hikayeden, sevdiğim bazı bölümler paylaşmak istiyorum: 

"Sana tekrar söylüyorum. Her şey, hepsi ölümdür. Her şey ondan gelir ve oraya döner... Biz, bütün bu gördüğün şeyler -eliyle etrafı gösterirken, ayağıyla otları eziyordu- her şey, hepimiz, büyük ve muazzam bir kadavranın üzerinde gezinen kurtlarız... Anlıyor musun? Kadavra kurtları..."

***

"Vehim, dedi... Hayat, ölümün şerefine yazılmış kasideden başka bir şey değildir. Güneş bir mezarlıktır ve toprak... ve biz.."

***

"Muvaffak mı, dedi, nerede, ne vakit? Nasıl?.. Hangi muvaffakiyet... Sırtında bir bit gibi yaşadığın devin müsamahasından bir an dışarı çıkabildin mi? Hayat mütemadiyen ölümün zaferini teganni ediyor. Sen küçücük başını sallayıp geçmeğe çalışıyorsun!.."

21 Ağustos 2016 Pazar

Ahmet Hamdi Tanpınar: Huzur

"Bütün fecaat, insanın, insanla karşılaşa karşılaşa, en sonunda kendisini tanımayacak hale gelmesi..."

Ahmet Hamdi Tanpınar'ı okumak için doğru zamanı bekledim. Farklı romanlar alırken gözlerim kitap raflarında hep ona takıldı. Zihnen uygun olmadığımı düşündüğüm dönemlerdi. Tanpınar'ı okumak kolay değil, onun Türk Edebiyatında çok özel bir yeri var. Sırf bu yerine ve değerli eserlerine saygısızlık etmemek adına hep doğru zamanı bekledim. Nihayet Huzur'u alıp okudum. Ardından "Mahur Beste" bitti. Şimdi ise sıra "Saatleri Ayarlama Enstitüsünde". 

Huzur'un ön sözünde Mehmet Kaplan'ın kaleme almış olduğu "Tanpınar Hakkında Birkaç Söz" isimi bir yazı var. Kitabı okumaya başlamadan önce bu yazıyı muhakkak okuyun derim. Kitabı nasıl okumanız gerektiği konusunda sizi aydınlatacak, kitaba başlamadan önce Tanpınar hakkında ön bilgi sahibi olmanızı sağlayacaktır. 

Genelde okuduğum eserler hakkında yazılar yazmayı çok seviyorum. Yıllardır blogumda okuduğum kitapların bir kısmından alıntı yapıyor ve kitapları nasıl bulduğumu paylaşıyorum. Lakin bu sefer Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında, hele ki "Huzur" hakkında; salt bir okur, amatör bir yazar, şair olarak yorum yapmamın doğru olmayacağını düşünüyorum. İşi edebiyat ehillerine bırakmak lazım gelir, kuşkusuz onlar Tanpınar'ı ve Huzur'u tüm yönleri ile tahlil etmişlerdir. Bu konuda nitelikli makaleler ve yazılar okumak mümkün. 

Naçizane görüşlerim şudur ki; Mümtaz'ın iç dünyası beni derinden etkiledi. "Huzur" kavramının etrafında dönen bir arayış, dönemin politik dünyasının sosyal hayat üzerindeki etkileri, Mümtaz'ın Nuran'a duyduğun aşk, bu aşkın biçimi, hisler... Hepsi bir potada muazzam bir anlatım tekniği ve genel kültür birikimi ile aktarılıyor. İhsan ve Suat'ın hayatları da romanı tamamlıyor, olayları daha derinden anlamamızı sağlıyor. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın önünde saygıyla eğiliyorum, huzurla uyuyunuz efendim. 

12 Nisan 2016 Salı

Leyla Erbil: Mektup Aşkları

"Dostluğa inanıyoruz. Birbirimiz için elimizden geleni yaparız. Bana öyle geliyor ki dostum, dünyada saadet denen bir şey yok, bizler boşuna çırpınıp duruyoruz. Zaten ruhumuzu bütün çıplaklığıyla kimseye gösteremediğimiz için daima yalnız kalmaya mahkumuz." 

***

"İnsan sevmelidir ama neyi sevmelidir? Kimi sevmelidir? Nasıl sevmelidir? Bunları sakın ruhsal bunalımlar sanma. Bilinçliyim. İç diye bir şey var. Kurtarılmayı bekleyen içler, kurtarılmayı bekleyen dışlar! Herkes, bütün evren bekliyor! Bizi. Bilici değilim." 

***

"Şurada bahçeli bir ev tutardık; küçük bir atölyesi olurdu, killerle, çanak çömleklerle uğraşırdık, sen şiir yazardın, ben piyano çalardım, ne kadar mutlu olurduk bir düşün!"

***

"Sevgilim
tanrı 
insanın
riyasıdır.

Sevgilim,
insan
tanrının
riyasıdır."

11 Ocak 2016 Pazartesi

Ahmet Ümit: Elveda Güzel Vatanım

Şehsuvar Sami'nin Ester'e olan büyük aşkının sözcüklere dökülmüş hali: 

"Ama Paris... Anlasana, aşkımızı yaşayabileceğimiz tek yer Paris. Burası ölmekte olan bir imparatorluk ama Paris yepyeni bir dünya. Yepyeni başlangıçlar, yepyeni umutlar..."

***

"Sonra yan yana otururken buluyordum ikimizi. Sanırım Odeon Müzikholü'ndeydik. Lüksemburg Kontu operetini izliyorduk birlikte... Aklımı başımdan alan o kokun, küçük kulaklarını örten bukle bukle kızıl saçların, gözlerinin rengini siyahtan laciverde dönüştüren o gülümsemen..."

***

"Hoşçakal Ester dedim güya fiyakalı bir tavırla. Umarım mesut olursun."

***

Karşılık vermedin, muhtemelen arkamdan bile bakmadın, o tarumar olmuş bahçede, balıkları çoktan ölmüş o taş havuzun başında, hafızama nakşolan solgun bir resim gibi öylece kalakaldın..."

25 Eylül 2014 Perşembe

Kaybetmeye Alıştıkça Daha Çok Özgürleşiyor İnsan

"Kaybetmeye alıştıkça daha çok özgürleşiyor insan."

İşte böyle diyor Angeliki,Ahmet Ümit'in son kitabı Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'nde.Kısa ve net.Bir anda ne kadar doğru olduğunu düşündüm cümlenin.İnsan sevdiklerini,elindeki her şeyi kaybetmeye başladıkça dünyanın faniliğini daha derinden algılıyor.Günlük yaşamından sıyrılıp buz dağının görünmeyen kısmına yüzmek için efor sarf ediyor.Yapmayı planladığınız tüm her şey bir anda yok oluyor canlı zihninizden.Yerini düşünmemek alıyor.Bu sebeple çok anlamlı geldi bana bu cümle.Ne de olsa sonunda kaybedecek bir şeyiniz kalmıyor.Özgürlük dediğimiz şey bu.Kaybedecek bir şeyinizin kalmaması.

12 Ağustos 2014 Salı

Beni Vur

oysa ben bu gece yüreğim elimde
sana bir sırrımı söyleyecektim
şu mermi içimi delmeseydi eğer
seni alıp götürecektim...

ahmet kaya / yusuf hayaloğlu