beni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2015 Pazartesi

Nükleer Başlıklı Kız: Beni Hatırla



















Nükleer Başlıklı Kız, kısa yazılışı ile NBK ilk çıktıkları andan beri severek takip ettiğim bir grup. Sürekli söylerim, Billur Yapıcı'nın ses tonu beni oldukça rahatlatır. Birkaç gündür yeni teklileri Beni Hatırla'yı bekliyordum. Şarkı ve klip bugün yayına girdi. Beni Hatırla isimli şarkıyı Nazan Öncel'den severek dinlerdim, Nükleer Başlıklı Kız yorumu da oldukça güzel olmuş. Şimdi bolca "Beni Hatırla" deme ve eskileri anma zamanı!

12 Ağustos 2014 Salı

Beni Vur

oysa ben bu gece yüreğim elimde
sana bir sırrımı söyleyecektim
şu mermi içimi delmeseydi eğer
seni alıp götürecektim...

ahmet kaya / yusuf hayaloğlu

23 Nisan 2014 Çarşamba

Bekle Beni

bir de , dünyanın üzerime çöküşü vardı annem
bir anlığına bir sürü kara hayalet sardı ahşap kokulu evimizi
çaydanlığımız solmuş , dem atmaz olmuş , suyun içinde kaybolmuş

sen yokken
göğsümün üstüne bastıran acı ile kavga ettim , küfürler havada uçuştu
dilim damağım kurudu , hafifçe esen Mart'a küstüm
beklemekten usandı dostlar , hepsi köşelerine çekildi
o bildik hayatlarına devam , sarsılmaz sevgileri yok oldu gitti
gitmedim annem , mücadelemiz çetin
ortalık seyirse de delicesine atan bir göz gibi
bekleyeceğim seni
selamlayacak bizi yine mutfağımızdaki iki çay fincanı
asırlık metal tepsi , tahta raftaki kabartma tozu
yanındaki hınzır tarçın
bekleyeceğim seni
yeniden mutluluğa koşacağımız anları , yaşayamadıklarımızı

24 Nisan 2011 Pazar

Sıcakta Her Daim Terle Islanan Saç Kıçıma Yapışan Kıllardan Daha Az Rahatsız Eder Beni,Bu Bir Gerçek

Belki de asla olamayacağım hayallerimdeki gibi.Elli milim giderken aslında hayatın beni 25 milim geri attığını çok sonraları fark edeceğim.Bi elimde imkansızım bira,diğer elimde koyu yeşilin en aşüfte rengi marul ile beraber bir yolculuğa çıkacağım o zaman.En güzel yolculuk hangisidir sence ? Bence insanın tek başına yaptığı yolculuktur.Belki yolda rakı balık masasındaki bi dansöze aşık olunur ya da Çöldeki Kutup Ayısı’nda olduğu gibi biralar devrilir ardı ardına,yarışmalar yapılır.Belki de tekrar saçlarımı uzatırım o zaman,neden olmasın ki.Sıcakta her daim terle ıslanan saç,kıçıma yapışan kıllardan daha az rahatsız eder beni bu bi gerçek.

Acayip bir ritüel benimkisi.Dünya üzerinde bi yolculuğa çıkmak istiyorum tek başıma.Binbir kültürün binbir duasıyla geçmişe rahmet okumak geleceğim için adak adamak istiyorum.Önce Anadolu’dan başlamak istiyorum bu yolculuğuma.Sonra tüm dünya.Bütün iklimlerden sırasıyla geçerek,sıtkı sıyrılmış bi asaletin içinde kendime şampanya patlatmak istiyorum yolculuğumun sonunda.Tıpkı Hırvat kızlarının koca memeleri gibi,yolda tanıştığım ineklerin de koca memeleri olsun istiyorum.Dudaklarımdan içeri sütbeyaz sütü akıtırken,Küba’da belki,öğle sıcağının altında yanmak istiyorum.Düşlerimle birlikte.Rio’da bir karnavala çıplak dokunmak,İtalya’da Luca Spagetti ile tanışıp Liz Gilbert’in kitabından fırlamak istiyorum.Sonra belki İspanya’ya giderim,acılı bir şeyler yedikten sonra Portekiz’e ve Caracas’a uğrarım.Nasıl desem,bu yolculuk hem bana iyi gelir,hem de şuan yurdun açık camından içeriye sızan sıkkın rüzgara da.Kelimelerimin anlaşılması gibi bi amacım yok,tek istediğim o kelimeler tarafından yazılmak.Güç bende değil zaten,kimsede olmadığı gibi.

Cesaretim de yok zaten.Motosiklet Günlükleri’ndeki gibi bir yolculuğa çıkamam biliyorum.Devrim desen,kıçımı bile değdiremem devrimin ucuna.İçimdeki mihenk taşlarını etrafa fırlatmak istiyorum.

Ah Bre Mariçamu,Apostole efendi gibi düşüp bayılmak istiyorum.İzlediğim filmlerde yaşamak istiyorum.Roz’un yanına gideyim istiyorum Batman’a Hasankeyf’e.İnsanları insan oldukları için değerlendirsinler istiyorum.Kıçı ve burnu aynı simetrik düzeyde havada olanlar için çekici çağırmak ve onları yerin dibine sokmak istiyorum.Mümkünse kıçlarının bi kısmı toprağın üstünde kalsın,toprağın altında kendi gazlarından ölsünler istemem.

Kolumdaki siyah bilekliğe bakıyorum ve bana yeter yoruldum diyor.Kollarım ağrıdı inan ki.Şimdilik yazımı bitirip şu yurt köşesinde filmimi izlemeye devam edeyim.Kurabiyeli çikolata güzelmiş bu arada kapital Nestle.Filmin adı mı ? Julian Schnabel’in “Karanlıktan Önce”.Evet,yönetmenin adını yazarken dvd’den baktım ne olmuş ? Peh.

23 Nisan 2011 Cumartesi

Hayat Bazen O Kadar Duygusal Ki Beni Bile Ağlatıyor !

Neden yaşar insan ?

Solmuş bi çiçeğe yeniden hayat vermek için mi,yoksa kanadı kırılmış bir kuşun yaralarını sarmak için mi ? Annelerinden ve babalarından başka kim sahip çıkabilir çocuklara ? Mosmor açmış,tüm heybetiyle yetimlerin ve öksüzlerin koruyuculuğunu yapan Gülfatma çiçeği mi ?

Fısıltıları hep yakından işitmeyiz,bazen uzaklardan geldiğini bildiğimiz bir fısıltı da yüreğimizi yakabilir.Ocağın üzerindeki yeni demlenmiş çayı odaya götürürken bir Pazar kahvaltısında,birden duyuluverir o fısıltılar.Ağlamaklı olursun içten içe.İstanbullu bakkalın bile yüreği yetmez sizi korumaya.Ne kadar sevecen olsa da.

“Mommo,Kız Kardeşim” isimli filmi izledim.Uzun süredir almayı planlıyordum,merak ettiğim bi filmdi.Belki de bi öğrenci olarak parama kıyamamıştım almak için.Atalay Taşdiken’in yazıp yönettiği bi film.Evet,ağladım.Oda arkadaşlarım odaya gelmesinler diye dua ederken aynı anda göz yaşlarımı sildim.Son sahne var ya filmde,Ayşe’yi evlatlık veriyorlar.Abisi bisikletiyle arkalarından yetişmeye çalışıyor arabayla giden Ayşe’ye.Ayşe abi diye bağırıyor feryat figan.Soluğu kesiliyor bir anda,yutkunamıyor derinden.

Çocukluğuma gittim o an.Küçükken ben,annemle mutfağımızda kahve içiyorduk.Bi ritüel haline gelmişti annemin Pazar günleri kahvaltıdan sonra ikimize kahve yapması.Meğer acı olan kahve değilmiş o sabah benim için.Annemin ağzından dökülen kelimelermiş.İlk yudumumu aldıktan sonra ben,annem bana dönerek babamın bugün beni almaya geleceğini ve tüm Temmuz ayını onun yanında geçireceğimi söyledi.Ben de Ayşe gibi yutkunamadım o an.Ayağımda çok sevdiğim kot pantolonum,üzerimde en güzel gömleğim ve gömlek lastiğim.Gitmiycem anne dedim,istemiyorum.Annem,güzel bi dille gitmem gerektiğini anlattı.Yasal bi yükümlülükmüş bu,eğer annem beni babama vermezse bir aylığına;hapse girebilirmiş.Bana bir ayın çok kısa bir süre olduğunu ve hemen geçeceğini anlattı.Hem istersem her gün telefonla konuşabilirmişiz.İstanbul kocaman bi yermiş.Orada gezip eğlenebilirmişim.Kocaman bi de denizi varmış.Diyemedim o zamanlar,anne senin sevgin o denizden daha büyük ne olur bırakma beni,gitmeyeyim..

Ben daha kahvemi bitiremeden,kapı çalındı.Kapıda birkaç polis.Arabalarının içinden babam iniyor.Annemin elini bırakmıyorum ben.Annem ağlıyor bir yandan,bir yandan ben ağlıyorum.Polisler üzgün üzgün bakıyorlar yüzüme.Belki de acıyorlar halime.Benim bağırışlarıma tüm komşular çıkıyor sokağa.Ve beni annemden ayırıyor polisler.Polis arabasının arkasından annem için bağırıp ağlıyorum.Kurtar beni anne diye..

O gün bu gündür,polisleri ve babaları hiç sevmem.Bilir misiniz ki çocukların kalbi tertemizdir ?Belki o yüzden sessiz sakin bi dünyam var.Her şeyi kendi kendime yapmayı seviyorum,belki de o yüzden.İşte böyle zamanlarda sesleniyorum hep hayata.Diyorum ki hayat : “ Bazen o kadar duygusalsın ki,beni bile ağlatıyorsun .”

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Yazarken Sev Beni


Büyük bir denizin içinde boğulmak gibi,cankurtaran olmadan ıssız bir deniz bu ama.Önce çok iyi yüzme bilmeden içine girdiğiniz ki bir cesaret,sonra gerçekle yüzleştiğiniz ve ilerilere gittikçe kendinize yer bulduğunuz ve bir daha hiç çıkmak istemediğiniz bir deniz bu.Yazmak…Aslında bana aşık olacak kişinin de beni önce yazarken sevmesini istiyorum.Bunu aç demeyin bu cümleyi daha fazla açamam hem sihir sözcüklerde değil midir zaten…Müzik ve yazmak sanırım vazgeçilmez iki şey.Küçükken annemin yazdığı şiirlerle yarışmalara katıldığımı saymazsak tabii ki.Bir gün bana hocam sormuştu bu zümrüt bakışlı hoyrat zamanı sen nasıl türettin kopya değil umarım bu demişti.Sonra şiire küsmeye karar vermiştim.Ama temin ederim o şiiri ve bu cümleyi sınıfta kendim yazmıştım.Bir kez de hocam üstü kapalı sınıfta herkesin içinde,çalıntı şiirler ile karşıma gelmeyin demişti lafı benim bir yerlerime sokarcasına…Geri zekalı hiç sevmezdim zaten kendisini…


Aslında yazı yazarken bazen sıkılıyorum ama bazen de çok hoşuma gidiyor.Hele ki Paramore eşliğinde.Bu arada Paramore’un yeni albümü çıkıyor.İlk şarkıları “Ignorance” cahillik anlamında.Mutlaka dinleyin.Forever punk..Şu yazımı yazarken de dinlediğim yine bir Paramore şarkısı “When ıt rains”…


Buradan aşağıya dönün işte tamam yine devam ediyoruz.Trt-2’de bir program var belki izliyorsunuzdur.”Okudukça”…Oradaki yazarların kitaplıklarını görünce hayran kalıyorum.O kadar çok okumuşlukları var ki bu dünyadan boş beyinli olarak ayrılmayacaklar en azından…Daha az önce konuşuyorlardı kitaplar,yazmak ve müzik hakkında…Ben de yazmak hakkında bir şeyler karalamak istedim ama gene sapıttım yoldan şaştım,yazı gitti tersine…En son şimdi uyduracağım bir şiirler kapatayım bari.Hep siyah beyaz kalın.Bir kez daha şükür ediyorum sana Allah’ım.Beni o bütün gün sokaklarda gezen,ellerindeki telefonlarla ve yaptıkları ilginç saç şekilleriyle etrafındaki kızları araklayan,züppe misali,beni karşılarında görünce ürken çünkü onlar gibi yaşamamamı kabullenemeyen,kahveye gitmediğim için terslenen,sigara içmediğim için azıtan,saldırgan,telefonlarındaki pornoları her yerde izleme asaletsizliğine sahip olan ve ağızlarından küfür eksik olmayan o şahıslar gibi yaratmadığın ve iman dolu bir genç olarak dünyaya getirdiğin için…Sadece sana inanıyorum;)


Kapat perdelerini

Gözükmemelisin gün ışığına

Sen değilsin onlardan

Buradan bakmalısın hayata

Çek bir duble

At bir göbek

Sıradan bir kurtuluş değil seninki

Donsuz bir hayatın çarpık bakışları

Aklı şeyinde kıllı bir mahlukat sana saldıran

Koş ama sadece nefes almadığın zaman

Kimse duymasın ayak izlerini

Sen böyle güzelsin

Çiklet bir sakız;)


Paramore seviyorum sizi ya;)))