duygusal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
duygusal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2016 Cuma

Sema Kaygusuz: Barbarın Kahkahası

Melih ve İsmail için Eda'nın ağzından dökülen sözler silsilesi: 

"Hiç de abartı değil! Aşkı kemirerek de yan yana gelir insanlar. Onların ikisi de birbirinin kemirgeni olmuş bence. Gerçekten arkadaş olsalardı çoktan bitmişti ilişkileri. Arzuyu kabullenip aşkı yaşasalardı altı aya varmaz ayrılırlardı. İkisini de beceremedikleri için sonunda yabancı topraklara esir düşmüşler. Birbirlerini suçlamaktan başka dil kuramıyorlar."

Eda, Ufuk, Turgay, Nihan, Simin, Serpil, Ozan, Ferhan, Selçuk, Alikar... Motel sakinleri, gizemli bir çis mevzusu, çişten mütevellit motel sakinlerinin hissiyaslarını ve hassasiyetlerini dışa vurum güçleri, iç dökmeleri, karakterler arası geçişler, Alikar'ın dünyayı, dini, imanı, kendini - aslında hepsi gerçeğin keşfi- keşfi, benliğinin özgürlüğü, ağlamaklı iç sesi... 

Sema Kaygusuz'dan güzel bir roman, üzerine en çok düşündüğüm, dönüp dönüp tekrar okuduğum kısım Selçuk ve Alikar arasındaki konuşmalar oldu. Manalı, oldukça derin, sonunda karşımıza çıkan, suratımıza çarpan hüzün, Alikar'ın hüznü... Selçuk'un dünyalık sözleri ile biten bir garip hüzün... Gerçekliği keşfedip sonra bundan pişman olmak gibi bir duygu. Bir de İsmail ve Melih arasındaki ilişkinin belirsizliği, aralarında geçen diyaloglar insanı okurken diri tutan cinsten. Etkiledi. 

"Biz rüyalıyız Selçuk. Doğuştan rüyalı. O yüzden hiçbir zaman tam olarak insan olamayacağız. Rüyalarımızı hep eksik hatırlayacağız, hep yarım kalacağız."

6 Ocak 2016 Çarşamba

Kuzenimle Tanışma Hikayemiz

Geçen sefer yazdığım duygusal bir yazıda kuzenimden bahsetmiştim biraz. Kendisi yıllar sonra bana ulaştı. Halamın oğlu. Halamı hiç görmedim. Annemle babam evlenmeden Belçika'ya taşınmış zaten. Ailem dağılınca da beni görme zahmetine katlanmadı. 

İnternet aracılığı ile bana ulaştı geçtiğimiz günlerde. Doğru kişi olup olmadığımı öğrenebilmek için birkaç teyit aldı benden. Biraz duygusal bir andı. Çocukluğumda bir kere babam beni İstanbul'daki evine götürmüştü. Henüz beş altı yaşlarındaydım. Temmuz ayıydı. Öncesinden anneme telefon etmişti beni almak istediğine dair. Mahkemenin ona vermiş olduğu yasal izni kullanmak yani beni bir aylığına yanına almak istiyordu, yıllar sonra. Annem bana sorduğunda gitmek istemediğimi söyledim. Babam ısrar etti. Ertesi hafta kapımıza polislerle geldi. Annem beni vermediği takdirde yasal yaptırımlar söz konusuydu. Hiçbir şekilde gitmek istemiyordum. Polislerin zorla kolumdan tutup beni arabaya bindirdiklerini hatırlıyorum. Babam ön koltukta oturuyordu. Annem evimizin kapısında ağlıyordu, babama çok kızgındı. Bense polis arabasının arka camını yumrukluyor ve hıçkırarak ağlıyordum. Babam olduğunu söyleyen hiç tanımadığım bir adam beni zorla İstanbul'a, evine götürüyordu. 

İşte kuzenim de o yaz Belçika'dan tatile gelmişti. Birkaç gün birlikte babamın evinde kalmıştık. O, 12 yaşındaydı. Bugün tekrar sohbet ettik onunla. 30 yaşına girmiş. Belçika'da okumuş ve başarılı bir mimar olmuş. Aynı zamanda çok güzel fotoğraflar çekiyor. Bir dünya turuna çıkmak üzere. O yaz birlikteyken neler yaptığımızı hatırlıyor musun diye sordu bana. Hiç hatırlamıyorum, yaşım çok küçüktü. Anlattığına göre babamın evinin balkonuna bir çadır kurmuşuz. İçine tüm oyuncaklarımızı doldurup oyuna dalmışız. Bir anda bir yaz yağmuru ve küçük çaplı bir fırtına başlamış. Biz çadırın içinde bağırmaya başlamışız ve bütün komşular balkonlara çıkıp bizi kurtarmaya çalışmış. Çok güldük birlikte bu anıya.

Beni Belçika'ya davet etti, ben de onu Türkiye'ye davet ettim. Bu yıl muhakkak görüşmeye karar verdik. Çok güzel bir duyguymuş. İnsanın yıllar sonra bir akrabasını tanıması, geç de olsa giden yılları telafi etmeye çalışması. Bu gece bu yüzden yüzüm tebessüm dolu uyuyacağım. 

23 Nisan 2011 Cumartesi

Hayat Bazen O Kadar Duygusal Ki Beni Bile Ağlatıyor !

Neden yaşar insan ?

Solmuş bi çiçeğe yeniden hayat vermek için mi,yoksa kanadı kırılmış bir kuşun yaralarını sarmak için mi ? Annelerinden ve babalarından başka kim sahip çıkabilir çocuklara ? Mosmor açmış,tüm heybetiyle yetimlerin ve öksüzlerin koruyuculuğunu yapan Gülfatma çiçeği mi ?

Fısıltıları hep yakından işitmeyiz,bazen uzaklardan geldiğini bildiğimiz bir fısıltı da yüreğimizi yakabilir.Ocağın üzerindeki yeni demlenmiş çayı odaya götürürken bir Pazar kahvaltısında,birden duyuluverir o fısıltılar.Ağlamaklı olursun içten içe.İstanbullu bakkalın bile yüreği yetmez sizi korumaya.Ne kadar sevecen olsa da.

“Mommo,Kız Kardeşim” isimli filmi izledim.Uzun süredir almayı planlıyordum,merak ettiğim bi filmdi.Belki de bi öğrenci olarak parama kıyamamıştım almak için.Atalay Taşdiken’in yazıp yönettiği bi film.Evet,ağladım.Oda arkadaşlarım odaya gelmesinler diye dua ederken aynı anda göz yaşlarımı sildim.Son sahne var ya filmde,Ayşe’yi evlatlık veriyorlar.Abisi bisikletiyle arkalarından yetişmeye çalışıyor arabayla giden Ayşe’ye.Ayşe abi diye bağırıyor feryat figan.Soluğu kesiliyor bir anda,yutkunamıyor derinden.

Çocukluğuma gittim o an.Küçükken ben,annemle mutfağımızda kahve içiyorduk.Bi ritüel haline gelmişti annemin Pazar günleri kahvaltıdan sonra ikimize kahve yapması.Meğer acı olan kahve değilmiş o sabah benim için.Annemin ağzından dökülen kelimelermiş.İlk yudumumu aldıktan sonra ben,annem bana dönerek babamın bugün beni almaya geleceğini ve tüm Temmuz ayını onun yanında geçireceğimi söyledi.Ben de Ayşe gibi yutkunamadım o an.Ayağımda çok sevdiğim kot pantolonum,üzerimde en güzel gömleğim ve gömlek lastiğim.Gitmiycem anne dedim,istemiyorum.Annem,güzel bi dille gitmem gerektiğini anlattı.Yasal bi yükümlülükmüş bu,eğer annem beni babama vermezse bir aylığına;hapse girebilirmiş.Bana bir ayın çok kısa bir süre olduğunu ve hemen geçeceğini anlattı.Hem istersem her gün telefonla konuşabilirmişiz.İstanbul kocaman bi yermiş.Orada gezip eğlenebilirmişim.Kocaman bi de denizi varmış.Diyemedim o zamanlar,anne senin sevgin o denizden daha büyük ne olur bırakma beni,gitmeyeyim..

Ben daha kahvemi bitiremeden,kapı çalındı.Kapıda birkaç polis.Arabalarının içinden babam iniyor.Annemin elini bırakmıyorum ben.Annem ağlıyor bir yandan,bir yandan ben ağlıyorum.Polisler üzgün üzgün bakıyorlar yüzüme.Belki de acıyorlar halime.Benim bağırışlarıma tüm komşular çıkıyor sokağa.Ve beni annemden ayırıyor polisler.Polis arabasının arkasından annem için bağırıp ağlıyorum.Kurtar beni anne diye..

O gün bu gündür,polisleri ve babaları hiç sevmem.Bilir misiniz ki çocukların kalbi tertemizdir ?Belki o yüzden sessiz sakin bi dünyam var.Her şeyi kendi kendime yapmayı seviyorum,belki de o yüzden.İşte böyle zamanlarda sesleniyorum hep hayata.Diyorum ki hayat : “ Bazen o kadar duygusalsın ki,beni bile ağlatıyorsun .”