"Bütün fecaat, insanın, insanla karşılaşa karşılaşa, en sonunda kendisini tanımayacak hale gelmesi..."
Ahmet Hamdi Tanpınar'ı okumak için doğru zamanı bekledim. Farklı romanlar alırken gözlerim kitap raflarında hep ona takıldı. Zihnen uygun olmadığımı düşündüğüm dönemlerdi. Tanpınar'ı okumak kolay değil, onun Türk Edebiyatında çok özel bir yeri var. Sırf bu yerine ve değerli eserlerine saygısızlık etmemek adına hep doğru zamanı bekledim. Nihayet Huzur'u alıp okudum. Ardından "Mahur Beste" bitti. Şimdi ise sıra "Saatleri Ayarlama Enstitüsünde".
Huzur'un ön sözünde Mehmet Kaplan'ın kaleme almış olduğu "Tanpınar Hakkında Birkaç Söz" isimi bir yazı var. Kitabı okumaya başlamadan önce bu yazıyı muhakkak okuyun derim. Kitabı nasıl okumanız gerektiği konusunda sizi aydınlatacak, kitaba başlamadan önce Tanpınar hakkında ön bilgi sahibi olmanızı sağlayacaktır.
Genelde okuduğum eserler hakkında yazılar yazmayı çok seviyorum. Yıllardır blogumda okuduğum kitapların bir kısmından alıntı yapıyor ve kitapları nasıl bulduğumu paylaşıyorum. Lakin bu sefer Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında, hele ki "Huzur" hakkında; salt bir okur, amatör bir yazar, şair olarak yorum yapmamın doğru olmayacağını düşünüyorum. İşi edebiyat ehillerine bırakmak lazım gelir, kuşkusuz onlar Tanpınar'ı ve Huzur'u tüm yönleri ile tahlil etmişlerdir. Bu konuda nitelikli makaleler ve yazılar okumak mümkün.
Naçizane görüşlerim şudur ki; Mümtaz'ın iç dünyası beni derinden etkiledi. "Huzur" kavramının etrafında dönen bir arayış, dönemin politik dünyasının sosyal hayat üzerindeki etkileri, Mümtaz'ın Nuran'a duyduğun aşk, bu aşkın biçimi, hisler... Hepsi bir potada muazzam bir anlatım tekniği ve genel kültür birikimi ile aktarılıyor. İhsan ve Suat'ın hayatları da romanı tamamlıyor, olayları daha derinden anlamamızı sağlıyor. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın önünde saygıyla eğiliyorum, huzurla uyuyunuz efendim.
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Ağustos 2016 Pazar
19 Şubat 2016 Cuma
Baba
Geçen sefer bahsetmiştim. Baba tarafımdan kimse ile görüşmüyorum. Kuzenim yıllar sonra bana ulaştı. Belçika'dan. Bir iki ay önce. Geçtiğimiz gün bir itirafta bulundu. Benimle konuştuğunu babama söylemiş. 24 yaşındayım ve babamdan 24 yıldır haber almıyorum. 23 günlük bir bebekken sokağa atılmış olan ben, onu yalnızca birkaç kere gördüm. Üzerimde maddi ve manevi hiçbir emeği yok.
Merak ettim, beni tanıyor mu, hakkımda neler biliyor? Kuzenime çok pişman olduğunu söylemiş. Benimle gurur duyuyormuş. Aynı zamanda kalbinden rahatsızmış, pek iyi değilmiş. İkinci evliliğinden olan oğlu ile görüşüyormuş, ona az da olsa babalık yapıyormuş. Kuzenim, sizi bir araya getirmek isterim, onu görmek ister misin dedi? Buna cevap verebilmek için sabaha kadar uyuyamadım. Sokağa atılmış bir bebek ve genç annesi. 60 yaşına girmiş vicdansız bir baba. Bunu gerçekten hak ediyor mu diye sordum kendime?
Geçirdiğim babasız günlerin hiçbir telafisi yok. Annemin beni büyütmek için çektiği çilenin telafisi yok. Yaşattığı onca acının, bir aileyi mahvedişinin, hissettiklerimin telafisi yok. Beni görmeye hakkı olmadığına karar verdim. O benim için dışarıda gördüğüm herhangi birinden farksız. Şu zamana kadar beni görmek için hiçbir istekte bulunmadı. Bu saatten sonra da görüşmenin bir mantığı olmadığını düşünüyorum. Yeterince acı çekmişken, babam da olsa artık birilerinin beni üzmeye devam etmesine izin vermek istemiyorum.
Hep tek başımaydım hayatta, hep güçlü kaldım. Ona ihtiyaç duyduğum zamanlarda yoktu yanımda. Belki çok dramatik ve klişe gelecek ama başkalarının babaları ile olan ilişkisine gıpta ederdim. Onsuz kendime bu kadar güzel bir hayat çizmişken, bir anda her şeyi altüst etmesine izin vermek istemediğime karar verdim. Ve kuzenime görüşmek istemediğimi bildirdim.
Yılların telafisi yok, sen yoluna ben yoluma yaşlı adam. Sonsuza kadar hoşçakal.
Merak ettim, beni tanıyor mu, hakkımda neler biliyor? Kuzenime çok pişman olduğunu söylemiş. Benimle gurur duyuyormuş. Aynı zamanda kalbinden rahatsızmış, pek iyi değilmiş. İkinci evliliğinden olan oğlu ile görüşüyormuş, ona az da olsa babalık yapıyormuş. Kuzenim, sizi bir araya getirmek isterim, onu görmek ister misin dedi? Buna cevap verebilmek için sabaha kadar uyuyamadım. Sokağa atılmış bir bebek ve genç annesi. 60 yaşına girmiş vicdansız bir baba. Bunu gerçekten hak ediyor mu diye sordum kendime?
Geçirdiğim babasız günlerin hiçbir telafisi yok. Annemin beni büyütmek için çektiği çilenin telafisi yok. Yaşattığı onca acının, bir aileyi mahvedişinin, hissettiklerimin telafisi yok. Beni görmeye hakkı olmadığına karar verdim. O benim için dışarıda gördüğüm herhangi birinden farksız. Şu zamana kadar beni görmek için hiçbir istekte bulunmadı. Bu saatten sonra da görüşmenin bir mantığı olmadığını düşünüyorum. Yeterince acı çekmişken, babam da olsa artık birilerinin beni üzmeye devam etmesine izin vermek istemiyorum.
Hep tek başımaydım hayatta, hep güçlü kaldım. Ona ihtiyaç duyduğum zamanlarda yoktu yanımda. Belki çok dramatik ve klişe gelecek ama başkalarının babaları ile olan ilişkisine gıpta ederdim. Onsuz kendime bu kadar güzel bir hayat çizmişken, bir anda her şeyi altüst etmesine izin vermek istemediğime karar verdim. Ve kuzenime görüşmek istemediğimi bildirdim.
Yılların telafisi yok, sen yoluna ben yoluma yaşlı adam. Sonsuza kadar hoşçakal.
6 Ocak 2016 Çarşamba
Kuzenimle Tanışma Hikayemiz
Geçen sefer yazdığım duygusal bir yazıda kuzenimden bahsetmiştim biraz. Kendisi yıllar sonra bana ulaştı. Halamın oğlu. Halamı hiç görmedim. Annemle babam evlenmeden Belçika'ya taşınmış zaten. Ailem dağılınca da beni görme zahmetine katlanmadı.
İnternet aracılığı ile bana ulaştı geçtiğimiz günlerde. Doğru kişi olup olmadığımı öğrenebilmek için birkaç teyit aldı benden. Biraz duygusal bir andı. Çocukluğumda bir kere babam beni İstanbul'daki evine götürmüştü. Henüz beş altı yaşlarındaydım. Temmuz ayıydı. Öncesinden anneme telefon etmişti beni almak istediğine dair. Mahkemenin ona vermiş olduğu yasal izni kullanmak yani beni bir aylığına yanına almak istiyordu, yıllar sonra. Annem bana sorduğunda gitmek istemediğimi söyledim. Babam ısrar etti. Ertesi hafta kapımıza polislerle geldi. Annem beni vermediği takdirde yasal yaptırımlar söz konusuydu. Hiçbir şekilde gitmek istemiyordum. Polislerin zorla kolumdan tutup beni arabaya bindirdiklerini hatırlıyorum. Babam ön koltukta oturuyordu. Annem evimizin kapısında ağlıyordu, babama çok kızgındı. Bense polis arabasının arka camını yumrukluyor ve hıçkırarak ağlıyordum. Babam olduğunu söyleyen hiç tanımadığım bir adam beni zorla İstanbul'a, evine götürüyordu.
İşte kuzenim de o yaz Belçika'dan tatile gelmişti. Birkaç gün birlikte babamın evinde kalmıştık. O, 12 yaşındaydı. Bugün tekrar sohbet ettik onunla. 30 yaşına girmiş. Belçika'da okumuş ve başarılı bir mimar olmuş. Aynı zamanda çok güzel fotoğraflar çekiyor. Bir dünya turuna çıkmak üzere. O yaz birlikteyken neler yaptığımızı hatırlıyor musun diye sordu bana. Hiç hatırlamıyorum, yaşım çok küçüktü. Anlattığına göre babamın evinin balkonuna bir çadır kurmuşuz. İçine tüm oyuncaklarımızı doldurup oyuna dalmışız. Bir anda bir yaz yağmuru ve küçük çaplı bir fırtına başlamış. Biz çadırın içinde bağırmaya başlamışız ve bütün komşular balkonlara çıkıp bizi kurtarmaya çalışmış. Çok güldük birlikte bu anıya.
Beni Belçika'ya davet etti, ben de onu Türkiye'ye davet ettim. Bu yıl muhakkak görüşmeye karar verdik. Çok güzel bir duyguymuş. İnsanın yıllar sonra bir akrabasını tanıması, geç de olsa giden yılları telafi etmeye çalışması. Bu gece bu yüzden yüzüm tebessüm dolu uyuyacağım.
İnternet aracılığı ile bana ulaştı geçtiğimiz günlerde. Doğru kişi olup olmadığımı öğrenebilmek için birkaç teyit aldı benden. Biraz duygusal bir andı. Çocukluğumda bir kere babam beni İstanbul'daki evine götürmüştü. Henüz beş altı yaşlarındaydım. Temmuz ayıydı. Öncesinden anneme telefon etmişti beni almak istediğine dair. Mahkemenin ona vermiş olduğu yasal izni kullanmak yani beni bir aylığına yanına almak istiyordu, yıllar sonra. Annem bana sorduğunda gitmek istemediğimi söyledim. Babam ısrar etti. Ertesi hafta kapımıza polislerle geldi. Annem beni vermediği takdirde yasal yaptırımlar söz konusuydu. Hiçbir şekilde gitmek istemiyordum. Polislerin zorla kolumdan tutup beni arabaya bindirdiklerini hatırlıyorum. Babam ön koltukta oturuyordu. Annem evimizin kapısında ağlıyordu, babama çok kızgındı. Bense polis arabasının arka camını yumrukluyor ve hıçkırarak ağlıyordum. Babam olduğunu söyleyen hiç tanımadığım bir adam beni zorla İstanbul'a, evine götürüyordu.
İşte kuzenim de o yaz Belçika'dan tatile gelmişti. Birkaç gün birlikte babamın evinde kalmıştık. O, 12 yaşındaydı. Bugün tekrar sohbet ettik onunla. 30 yaşına girmiş. Belçika'da okumuş ve başarılı bir mimar olmuş. Aynı zamanda çok güzel fotoğraflar çekiyor. Bir dünya turuna çıkmak üzere. O yaz birlikteyken neler yaptığımızı hatırlıyor musun diye sordu bana. Hiç hatırlamıyorum, yaşım çok küçüktü. Anlattığına göre babamın evinin balkonuna bir çadır kurmuşuz. İçine tüm oyuncaklarımızı doldurup oyuna dalmışız. Bir anda bir yaz yağmuru ve küçük çaplı bir fırtına başlamış. Biz çadırın içinde bağırmaya başlamışız ve bütün komşular balkonlara çıkıp bizi kurtarmaya çalışmış. Çok güldük birlikte bu anıya.
Beni Belçika'ya davet etti, ben de onu Türkiye'ye davet ettim. Bu yıl muhakkak görüşmeye karar verdik. Çok güzel bir duyguymuş. İnsanın yıllar sonra bir akrabasını tanıması, geç de olsa giden yılları telafi etmeye çalışması. Bu gece bu yüzden yüzüm tebessüm dolu uyuyacağım.
29 Aralık 2015 Salı
Benim Hikayem: Hiç Tanımadığım Babam, Kardeşim, Kuzenim ve Bir Sürü İnsan
Annem ile babam ben henüz 23 günlük bir bebekken boşanıyorlar. Mahkeme velayetimi anneme veriyor. Annem beni alıp memleketine dönüyor ve babam İstanbul'da hayatına devam ediyor. Bugüne kadar babamı birkaç kere gördüm. Maddi ve manevi hiçbir desteği yoktur hayatımda. Anne tarafından yakın akraba niyetine yalnızca iki teyzem var. Biri kofti zaten.
Babam ben ilkokul yıllarındayken ikinci evliliğini yapıyor. Bir erkek çocuğu oluyor. Onu da tesadüf eseri nüfus kayıt örneği almaya gittiğimizde öğreniyoruz. Bir erkek kardeşim olduğu yazıyor kağıtta. Öğreniyoruz ki evlendiği kadının da ikinci evililiğiymiş. İlk evliliğinden bir kızı varmış ve onu da yanında getirmiş. Çok geçmeden boşandıklarını da öğreniyoruz.
Aradan yıllar geçiyor, ben mezun oluyorum ve öğretmenliğe başlıyorum. Annem çok ağır bir rahatsızlığa yakalanıyor. Beyin damarı pıhtı atıyor, felç geçiriyor. Aylarca konuşamıyor, beslenemiyor ve yürüyemiyor. Ona sil baştan tıpkı bir çocuk gibi alfabe öğretiyorum; konuşmayı yeniden öğreniyor. Ona gözüm gibi bakıyorum, hemen hemen iki senede anca toparlanmaya başlıyor. Bu safhada beş yıllık ilişkim karşı tarafın isteği ile aniden bitiyor. Annemin hastalığı ve benimle ilgili hiç ummadığım şeyler söylüyor ve gidiyor. Beni bu kadar çaresizken yapayalnız bırakıyor. Şaşkınlıkla izliyorum olup biteni.
Birkaç gün önce Belçika'dan bir mesaj alıyorum. Biri kuzenim olduğunu söylüyor. Halamın oğlu oluyormuş kendisi. 30 yaşındaymış. Halam kim onu bile bilmiyorum. Biz kuzen oluyoruz diyor, duygulanıyor.
Bu gece de öğreniyorum ki babamın ikinci evliliğini yaptığı kadın üçüncü evliliğini de yapmış ve bir kızı daha olmuş. Bir kadının üç ayrı adamdan üç ayrı çocuğu.
Böyle karışık bir geçmişin içinde kimi zaman düşünüyorum. Kardeşime ulaşsam mı diyorum. Annelerimiz bir değil ama ne bileyim işte, insan farklı hissediyor. Bir kardeş, neden kötü olsun ki. Annem hayatını kaybetseydi yapayalnız kalacaktım. Bazen düşünüyorum, nasıl yorulmuyorsun oğlum diyorum kendime? Nasıl bu kadar dirayetlisin?
Bilmiyorum, yine de mücadele etmeye devam ediyorum. Mutlu olma hakkımın elimden alınmasına asla izin vermiyorum. Vermeyeceğim.
Babam ben ilkokul yıllarındayken ikinci evliliğini yapıyor. Bir erkek çocuğu oluyor. Onu da tesadüf eseri nüfus kayıt örneği almaya gittiğimizde öğreniyoruz. Bir erkek kardeşim olduğu yazıyor kağıtta. Öğreniyoruz ki evlendiği kadının da ikinci evililiğiymiş. İlk evliliğinden bir kızı varmış ve onu da yanında getirmiş. Çok geçmeden boşandıklarını da öğreniyoruz.
Aradan yıllar geçiyor, ben mezun oluyorum ve öğretmenliğe başlıyorum. Annem çok ağır bir rahatsızlığa yakalanıyor. Beyin damarı pıhtı atıyor, felç geçiriyor. Aylarca konuşamıyor, beslenemiyor ve yürüyemiyor. Ona sil baştan tıpkı bir çocuk gibi alfabe öğretiyorum; konuşmayı yeniden öğreniyor. Ona gözüm gibi bakıyorum, hemen hemen iki senede anca toparlanmaya başlıyor. Bu safhada beş yıllık ilişkim karşı tarafın isteği ile aniden bitiyor. Annemin hastalığı ve benimle ilgili hiç ummadığım şeyler söylüyor ve gidiyor. Beni bu kadar çaresizken yapayalnız bırakıyor. Şaşkınlıkla izliyorum olup biteni.
Birkaç gün önce Belçika'dan bir mesaj alıyorum. Biri kuzenim olduğunu söylüyor. Halamın oğlu oluyormuş kendisi. 30 yaşındaymış. Halam kim onu bile bilmiyorum. Biz kuzen oluyoruz diyor, duygulanıyor.
Bu gece de öğreniyorum ki babamın ikinci evliliğini yaptığı kadın üçüncü evliliğini de yapmış ve bir kızı daha olmuş. Bir kadının üç ayrı adamdan üç ayrı çocuğu.
Böyle karışık bir geçmişin içinde kimi zaman düşünüyorum. Kardeşime ulaşsam mı diyorum. Annelerimiz bir değil ama ne bileyim işte, insan farklı hissediyor. Bir kardeş, neden kötü olsun ki. Annem hayatını kaybetseydi yapayalnız kalacaktım. Bazen düşünüyorum, nasıl yorulmuyorsun oğlum diyorum kendime? Nasıl bu kadar dirayetlisin?
Bilmiyorum, yine de mücadele etmeye devam ediyorum. Mutlu olma hakkımın elimden alınmasına asla izin vermiyorum. Vermeyeceğim.
10 Ekim 2014 Cuma
Aile
İnandıkça güzelleşiyor,renkleniyor her şey.Geçmişte yaşanan tüm ailevi küslüklere,üzüntülere rağmen yeniden birleştik.Yine belki bir yerde yaşananları unutamıyor insan.Ama kötü günlerde ailenizin yanınızda olması kadar güç veren başka bir şey yokmuş.Anladım,çok yakın zamana kadar bilmezdim.
Hayatın başımıza açtığı tüm dertlerin üstesinden tek başıma gelebileceğimi sanırdım.Ta ki ölümden dönmenin ne demek olduğunu anlayana kadar.Sevdiğinizi kaybedecek olma ihtimalinin üzerinize bir kara bulut gibi çöreklenmesine kadar...
Bayramı teyzemlerle birlikte geçirdik.Annem,iki teyzem,eniştem ve kuzenim.Hayatımda ilk kez bir aile olmanın mutluluğunu yaşadım.Bayram sohbetleri,akşamları kaçırılmayan diziler ve ardı ardına demlenen çaylar,tellenen kahveler ve sigaralar.
Aile çok güçlü bir kurum.Kısaca bayram tatili iyi geldi,daha iyi hissetmeye başladım.
Hayatın başımıza açtığı tüm dertlerin üstesinden tek başıma gelebileceğimi sanırdım.Ta ki ölümden dönmenin ne demek olduğunu anlayana kadar.Sevdiğinizi kaybedecek olma ihtimalinin üzerinize bir kara bulut gibi çöreklenmesine kadar...
Bayramı teyzemlerle birlikte geçirdik.Annem,iki teyzem,eniştem ve kuzenim.Hayatımda ilk kez bir aile olmanın mutluluğunu yaşadım.Bayram sohbetleri,akşamları kaçırılmayan diziler ve ardı ardına demlenen çaylar,tellenen kahveler ve sigaralar.
Aile çok güçlü bir kurum.Kısaca bayram tatili iyi geldi,daha iyi hissetmeye başladım.
15 Eylül 2010 Çarşamba
Annem Ve Ben : İki Kişilik Çekirdekçik Aile
Bi kaç gündür çiğbörek yiyiyoruz annemle.Şimdi annem çalışmayı bırakınca evde türlü türlü şeyler deniyoruz.Önce beraber çiğbörek yapmaya karar verdik.Annem açtı ben de kızartmasına yardım ettim.Ama çiğbörekler devasa boyutta olunca kalanını küçük yapmaya karar verdik.Annemin elinin ölçüsü yok gerçekten.Böyle bildiğiniz servis tabağı büyüklüğünde çiğbörekçikler.Ama biz onları yedik,ikimizin elinden çıktı.Annem ne yapsa yerim ben.
Sonra annemle alışverişe gidiyoruz.Ben tabiyki sepeti dolduruyorum olur olmadık şeylerle.Sonra anneme diyorum ki "Anne be,beni doğurmasaymışsın oh ne güzel maaşınla istediğin her şeyi alır,istediğin gibi yaşardın".O da her zaman sus bakalım,sen benim her şeyimsin,sen olmasan hayatın bi anlamı da olmazdı der.Bir tanem benim.
Annem evde olunca sabah akşam misafir geliyor bize.Aslında benim sinirli bi yapım vardır.Bazen anneme parlarım fakat sonra da çok üzülür,erkeğim falan demem oturur ağlar ve gider annemden özür dileyip sarılırım.Dizine yatarım.Sonra biz film izleriz beraber.Annem el işi yapar ve filmin en mühim sahnelerinde bakar.Çok gülerim.Ne anladık o zaman filmden dimi ama ?
Şimdilerde annemle internet ve bilgisayar kullanımı üzerine çalışıyoruz.Becerikli kadındır annem,zamanında gitmediği kurs yok.Dikiş,nakışı saymıyorum bile bilgisayardan daktiloya kadar hepsi yani.Hatta daktilo kurslarına beraber giderdik.O zamanlar başka bi şehirde oturuyorduk.Sakarya'da.Bi gün hiç unutmuyorum.Sakaryayı neredeyse yazın sel basacaktı biz ise kurs yolunda mahsur kalmıştık.Ne kadar gülüp eğlenmiştik o zaman.Kursa gidince annemin hocası bana temiz kıyafet vermişti.Elime de her seferinde boş bi daktilo verirdi ben de istediğimi yazardım orada.Şimdi ban laptopu götürünce evdeki internet ve benim masaüstü anneme kaldı.Msn açtık hemen,onu yaladık yuttuk.Sonra annemin şiirlerini yazması ve kaydetmesi için bi dosya açtık.Limewire çalıştık istediği müzikleri indirsin diye.Face hesabı istemiyoruz çünkü annem sevmiyor öyle şeyleri.Google'ı ana sayfamız yaptık ve annemin ilk arattığı şeyler dantel örnekleri ve tavuk yemekleri oldu.Ha bi de Radikal'in sitesine göz attık.En son masaüstü için yeni bi resim seçtik.Ardından da müzik dosyasını açıp müzik dinlemeyi öğrendik.Bilgisayarı açma kapama tamam zaten.İş kaldı pratik yapmaya.
Masamın sandalyesini kırdım ben.Sadece bi bacağını ama hala idare ediyor.Tamamen kırılana kadar kullanırım ben ama.
Şimdi ben gidiyorum ya üniversiteye uzaklara.Annemi çok özlüyorum.Çünkü ondan başka kimsem yok benim şu içine sıçtığımız dünyada.Bazen diyorum ki babam da bizle olsaydı keşke.Ailecek,üçümüz yaşasaydık bu mutlu anları.Beraber maçlara falan gitseydik ne bileyim.Sakarya nehrinde balık tutsaydık.Akşam baba oğul elimizde bi hediye anneme sürpriz yapsaydık.İftarlarda üçümüz akşamları neşeli,kahkahalı yemekler yeseydik.Beraber minik tatillere çıksaydık.Annemin duyduğu kadar babam da gurur duysaydı keşke benle.Ama o beni tanımamayı ve yolunu ayırmayı seçti.Seçimlere saygı duyarım.Olsun ama.Ben böyle de çok mutluyum.Çok değerli bi varlığa,anneme sahibim.Ve bunun tadını çıkarıyorum.Ve de her zaman şükür ediyorum annemle olduğum için.
Güzelsin hayat,hele bugün çok güzel göründün gözüme.Yüzümüzden gülücükleri eksik etme.Hoş etsen de sorun değil,biz yine iki kişilik bi çekirdek aile.Mutlu olmasını biliriz elbette :)
Sonra annemle alışverişe gidiyoruz.Ben tabiyki sepeti dolduruyorum olur olmadık şeylerle.Sonra anneme diyorum ki "Anne be,beni doğurmasaymışsın oh ne güzel maaşınla istediğin her şeyi alır,istediğin gibi yaşardın".O da her zaman sus bakalım,sen benim her şeyimsin,sen olmasan hayatın bi anlamı da olmazdı der.Bir tanem benim.
Annem evde olunca sabah akşam misafir geliyor bize.Aslında benim sinirli bi yapım vardır.Bazen anneme parlarım fakat sonra da çok üzülür,erkeğim falan demem oturur ağlar ve gider annemden özür dileyip sarılırım.Dizine yatarım.Sonra biz film izleriz beraber.Annem el işi yapar ve filmin en mühim sahnelerinde bakar.Çok gülerim.Ne anladık o zaman filmden dimi ama ?
Şimdilerde annemle internet ve bilgisayar kullanımı üzerine çalışıyoruz.Becerikli kadındır annem,zamanında gitmediği kurs yok.Dikiş,nakışı saymıyorum bile bilgisayardan daktiloya kadar hepsi yani.Hatta daktilo kurslarına beraber giderdik.O zamanlar başka bi şehirde oturuyorduk.Sakarya'da.Bi gün hiç unutmuyorum.Sakaryayı neredeyse yazın sel basacaktı biz ise kurs yolunda mahsur kalmıştık.Ne kadar gülüp eğlenmiştik o zaman.Kursa gidince annemin hocası bana temiz kıyafet vermişti.Elime de her seferinde boş bi daktilo verirdi ben de istediğimi yazardım orada.Şimdi ban laptopu götürünce evdeki internet ve benim masaüstü anneme kaldı.Msn açtık hemen,onu yaladık yuttuk.Sonra annemin şiirlerini yazması ve kaydetmesi için bi dosya açtık.Limewire çalıştık istediği müzikleri indirsin diye.Face hesabı istemiyoruz çünkü annem sevmiyor öyle şeyleri.Google'ı ana sayfamız yaptık ve annemin ilk arattığı şeyler dantel örnekleri ve tavuk yemekleri oldu.Ha bi de Radikal'in sitesine göz attık.En son masaüstü için yeni bi resim seçtik.Ardından da müzik dosyasını açıp müzik dinlemeyi öğrendik.Bilgisayarı açma kapama tamam zaten.İş kaldı pratik yapmaya.
Masamın sandalyesini kırdım ben.Sadece bi bacağını ama hala idare ediyor.Tamamen kırılana kadar kullanırım ben ama.
Şimdi ben gidiyorum ya üniversiteye uzaklara.Annemi çok özlüyorum.Çünkü ondan başka kimsem yok benim şu içine sıçtığımız dünyada.Bazen diyorum ki babam da bizle olsaydı keşke.Ailecek,üçümüz yaşasaydık bu mutlu anları.Beraber maçlara falan gitseydik ne bileyim.Sakarya nehrinde balık tutsaydık.Akşam baba oğul elimizde bi hediye anneme sürpriz yapsaydık.İftarlarda üçümüz akşamları neşeli,kahkahalı yemekler yeseydik.Beraber minik tatillere çıksaydık.Annemin duyduğu kadar babam da gurur duysaydı keşke benle.Ama o beni tanımamayı ve yolunu ayırmayı seçti.Seçimlere saygı duyarım.Olsun ama.Ben böyle de çok mutluyum.Çok değerli bi varlığa,anneme sahibim.Ve bunun tadını çıkarıyorum.Ve de her zaman şükür ediyorum annemle olduğum için.
Güzelsin hayat,hele bugün çok güzel göründün gözüme.Yüzümüzden gülücükleri eksik etme.Hoş etsen de sorun değil,biz yine iki kişilik bi çekirdek aile.Mutlu olmasını biliriz elbette :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
