Annem belirli aralıklar ile fizik tedavi görüyor. İki yıl önce talihsiz bir beyin rahatsızlığı geçirmiştik. Geçirmişti demiyorum, geçirdik birlikte atlattık bu süreci. Beyin rahatsızlığının verdiği fiziki zarar çok büyüktü. Uzun süre konuşamadı ve yemek yiyemedi. Hareket edemedi, yürüyemedi. Onu çay kaşığı ile ellerimle beslediğim günleri hatırlıyorum. Yoğun bakımda verdiği yaşam mücadelesini. Tekrar konuşmayı öğrendiğimiz günleri, her gün saatlerce çalıştığımız zamanları. Yanındayken espriler patlatıp, odadan çıkınca hüngür hüngür ağladığım günleri.
İlk zamanlar onu tekerlekli sandalye ile dışarı çıkarıyordum. İnsanlar dönüp bakıyorlardı, bense başımı dik tutuyordum. Biliyordum düzelecekti. Sonsuz bir mücadele verdik, başardık. Başarıyoruz. Ona bir günlük tuttum aylar boyunca. Her gün. İlk kelimesini söylediği, parmağını oynattığı, adım attığı, yemek yemeye başladığı günleri. Hiç usanmadan her gün yazdım. O uyurken yanı başında sabahladım.
Şimdi tedavi için yine benden uzakta. Son iki haftamız kaldı kavuşmaya. Doktoru artık spor ayakkabıya geçmemiz gerektiğini söylemiş. Ben de hemen internetten güzel bir çift ayakkabı beğendim ve hastaneye yolladım. Üzerine de küçük bir not yazdım: "Bu ayakkabılar ile koşmadan sakın geri dönme, güzel annem." Ağlayarak okumuş notumu, bugün konuştuk. Koşacağım oğlum diyordu.
Yaşamı zorluklarla geçmiş insanlar daha derin oluyorlar. Daha hisli, hayata bakış açıları daha farklı. Yüzeysel yaşayamıyorlar. Gözlerinden bile anlayabiliyorsunuz hüzünlerini. Ben de onlardan biriyim sanırım. Başıma ne gelmiş olursa olsun dünyayı ve yaşamayı seviyorum. Döndüğüm her köşeden mutluluk çıkacak biliyorum. Vazgeçmek yok.
hikayemiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikayemiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Mart 2016 Cumartesi
6 Ocak 2016 Çarşamba
Kuzenimle Tanışma Hikayemiz
Geçen sefer yazdığım duygusal bir yazıda kuzenimden bahsetmiştim biraz. Kendisi yıllar sonra bana ulaştı. Halamın oğlu. Halamı hiç görmedim. Annemle babam evlenmeden Belçika'ya taşınmış zaten. Ailem dağılınca da beni görme zahmetine katlanmadı.
İnternet aracılığı ile bana ulaştı geçtiğimiz günlerde. Doğru kişi olup olmadığımı öğrenebilmek için birkaç teyit aldı benden. Biraz duygusal bir andı. Çocukluğumda bir kere babam beni İstanbul'daki evine götürmüştü. Henüz beş altı yaşlarındaydım. Temmuz ayıydı. Öncesinden anneme telefon etmişti beni almak istediğine dair. Mahkemenin ona vermiş olduğu yasal izni kullanmak yani beni bir aylığına yanına almak istiyordu, yıllar sonra. Annem bana sorduğunda gitmek istemediğimi söyledim. Babam ısrar etti. Ertesi hafta kapımıza polislerle geldi. Annem beni vermediği takdirde yasal yaptırımlar söz konusuydu. Hiçbir şekilde gitmek istemiyordum. Polislerin zorla kolumdan tutup beni arabaya bindirdiklerini hatırlıyorum. Babam ön koltukta oturuyordu. Annem evimizin kapısında ağlıyordu, babama çok kızgındı. Bense polis arabasının arka camını yumrukluyor ve hıçkırarak ağlıyordum. Babam olduğunu söyleyen hiç tanımadığım bir adam beni zorla İstanbul'a, evine götürüyordu.
İşte kuzenim de o yaz Belçika'dan tatile gelmişti. Birkaç gün birlikte babamın evinde kalmıştık. O, 12 yaşındaydı. Bugün tekrar sohbet ettik onunla. 30 yaşına girmiş. Belçika'da okumuş ve başarılı bir mimar olmuş. Aynı zamanda çok güzel fotoğraflar çekiyor. Bir dünya turuna çıkmak üzere. O yaz birlikteyken neler yaptığımızı hatırlıyor musun diye sordu bana. Hiç hatırlamıyorum, yaşım çok küçüktü. Anlattığına göre babamın evinin balkonuna bir çadır kurmuşuz. İçine tüm oyuncaklarımızı doldurup oyuna dalmışız. Bir anda bir yaz yağmuru ve küçük çaplı bir fırtına başlamış. Biz çadırın içinde bağırmaya başlamışız ve bütün komşular balkonlara çıkıp bizi kurtarmaya çalışmış. Çok güldük birlikte bu anıya.
Beni Belçika'ya davet etti, ben de onu Türkiye'ye davet ettim. Bu yıl muhakkak görüşmeye karar verdik. Çok güzel bir duyguymuş. İnsanın yıllar sonra bir akrabasını tanıması, geç de olsa giden yılları telafi etmeye çalışması. Bu gece bu yüzden yüzüm tebessüm dolu uyuyacağım.
İnternet aracılığı ile bana ulaştı geçtiğimiz günlerde. Doğru kişi olup olmadığımı öğrenebilmek için birkaç teyit aldı benden. Biraz duygusal bir andı. Çocukluğumda bir kere babam beni İstanbul'daki evine götürmüştü. Henüz beş altı yaşlarındaydım. Temmuz ayıydı. Öncesinden anneme telefon etmişti beni almak istediğine dair. Mahkemenin ona vermiş olduğu yasal izni kullanmak yani beni bir aylığına yanına almak istiyordu, yıllar sonra. Annem bana sorduğunda gitmek istemediğimi söyledim. Babam ısrar etti. Ertesi hafta kapımıza polislerle geldi. Annem beni vermediği takdirde yasal yaptırımlar söz konusuydu. Hiçbir şekilde gitmek istemiyordum. Polislerin zorla kolumdan tutup beni arabaya bindirdiklerini hatırlıyorum. Babam ön koltukta oturuyordu. Annem evimizin kapısında ağlıyordu, babama çok kızgındı. Bense polis arabasının arka camını yumrukluyor ve hıçkırarak ağlıyordum. Babam olduğunu söyleyen hiç tanımadığım bir adam beni zorla İstanbul'a, evine götürüyordu.
İşte kuzenim de o yaz Belçika'dan tatile gelmişti. Birkaç gün birlikte babamın evinde kalmıştık. O, 12 yaşındaydı. Bugün tekrar sohbet ettik onunla. 30 yaşına girmiş. Belçika'da okumuş ve başarılı bir mimar olmuş. Aynı zamanda çok güzel fotoğraflar çekiyor. Bir dünya turuna çıkmak üzere. O yaz birlikteyken neler yaptığımızı hatırlıyor musun diye sordu bana. Hiç hatırlamıyorum, yaşım çok küçüktü. Anlattığına göre babamın evinin balkonuna bir çadır kurmuşuz. İçine tüm oyuncaklarımızı doldurup oyuna dalmışız. Bir anda bir yaz yağmuru ve küçük çaplı bir fırtına başlamış. Biz çadırın içinde bağırmaya başlamışız ve bütün komşular balkonlara çıkıp bizi kurtarmaya çalışmış. Çok güldük birlikte bu anıya.
Beni Belçika'ya davet etti, ben de onu Türkiye'ye davet ettim. Bu yıl muhakkak görüşmeye karar verdik. Çok güzel bir duyguymuş. İnsanın yıllar sonra bir akrabasını tanıması, geç de olsa giden yılları telafi etmeye çalışması. Bu gece bu yüzden yüzüm tebessüm dolu uyuyacağım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)