ev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2019 Salı

Ev

Nihayet okulumdan ayrıldım, biraz erken bir ayrılık oldu. Güzel de oldu, üzerimden büyük bir yük kalktı. Malumunuz yeni okul karşı tarafta, bir süredir karşı tarafta okula yakın ev bakıyorum ama kiralar çok pahalı. İstanbul'da resmen bir emlak terörü var. İnanılır gibi değil. Okulun bizim yakaya, muhite servisleri var. Bir saat on beş dakika civarı sürüyor gitmesi. Ne yapalım ne edelim diye düşündük. Temmuz'un üçüncü haftası askere gideceğim için ev işini vakit kaybetmeden halletmemiz gerekiyor. Hiç bilmediğimiz karşı tarafa gitme durumu benim gözümü korkuttu. İş yerine yakın olmak çok büyük bir avantaj sağlıyor lakin hem bu dar vakitte hem de bu sıcaklarda karşıya ev bakmaya gidemeyeceğim. Bu sebeple yine oturduğumuz semtte temiz bir daireye çıkmaya karar verdik. Bugün tüm günümüz ev bakarak geçti lakin istediğimiz gibi bir ev bulamadık, ev bulmak da ne zor işmiş yahu. 

Yarın birkaç daireye daha bakacağız. Umarım içlerinden birini beğenir hemen taşınırız. Malumunuz bu sene rutubetli çıkan dairemizde çok sorun yaşadık, ne eşya alabildik ne düzen kurabildik. Rutubetten ayakkabılarımız, kıyafetlerimiz bile yeşillendi. 

İş yerine yakın bir muhite taşınmama kararı ile hata mı ettim bilemiyorum, epey erken uyanıp dönüşte trafik çekmek zorunda kalacağım sanırım. Lakin hiç bilmediğim bir semte pat diye taşınmak istemiyorum. Buralara alıştık sayılır, ev bulup temizliğini yapması, yerleşmesi de kolay olacak. 

Şimdilik böyle bir koşturmaca içerisindeyiz, güzel bir daire rast gele. 

11 Ağustos 2018 Cumartesi

Yeni Ev

Yeni evde altı gecemiz geçti bile. İnternetimin nakil işlemi az evvel gerçekleşti, esasen günlerdir internete giremiyor oluşuma da çok sevindim. Hayatımız teknolojiye ne kadar bağlı, ne üzücü. Kullandığımız telefon hatları yeni daireden çekmediği için başka bir hatta geçiş yapmak zorunda kaldık. İstanbul'da hala altyapının bu kadar kötü olması ne kadar ilginç. İstanbul'un göbeği diyebileceğimiz bir yerden telefon şebekesi çekmiyor.

Altı gündür yer yatağında yatıyoruz. Bir naylonun üzerine yorganlarımızı serdik. Geldiğimiz gibi birkaç eşya aldık lakin ancak gelebildiler, koltuklar ise hala gelmedi. Çok ani bir taşınma oldu, üstelik hiç eşyamız yokken. Memleketteki evde eşyalarımız vardı. Oraya gidebilecek vaktimiz yoktu ne yazık ki. Annem de artık o benim yaşımdaki eşyalarla değil de yeni eşyalarla otursun istedim. Zaten Pazartesi günü çalışmaya başlayacağım. Neler olup bittiğini hala anlayabilmiş değilim, su idaresinde su açtırma işlemi yaparken hüngür hüngür ağladım. Eski ev, alışkanlıklar, eski iş derken eskilerden kopmam hiç kolay olmadı. Maziyi sevdiğimden yeni ile amansız sürgit bir kavgam var. Eşya almak falan, ne boş işler.

Biraz da yeni evden bahsedeyim. Düz giriş bir daireye yerleştik, bahçe içinde. Bahçeye domates ekmiş apartmanda oturanlar. Bir aile apartmanı, temiz insanlara benziyorlar, çok çocuklu bir yer. Ev caddeye yakın, kalabalık bir yerde. Üst tarafları ormanlık, orman havasını ve kokusunu hissediyorsunuz. Sevdim mi sevmedim mi bilemiyorum, çok uzun zaman geçirmem gerekiyor alışmak için. Hem İstanbul'dan gidemeyişime hayıflanıyorum hem de hayatın benim için nasıl ilerleyeceğinin bilinmezliği ile tereddüt yaşıyorum. Hissettiklerim nasıl tarif edilir onu da bilmiyorum. Zaten şu süreçte çok fazla bilinmez ile haşır neşir oldum. Bu altı gün zarfında zaman zaman moralim bozuldu. Eşyasız, perdesiz bir ev, yerde uyumak, yeni baştan bir ev ve hayat kurmak. Başkası olsa çok mutlu olurdu belki de, belki de ben her şeyi çok fazla dramatize ediyorum. Hayata tutunma çabama kırılıyorum, güceniyorum. 

Daha çok işimiz var bu evde, koltuklar bir an evvel gelse de şöyle sırtımızı dayayıp uzansak. Sanırım son zamanlardaki en büyük dileğim bu. Bu savaş nereye kadar böyle devam edecek bilemiyorum lakin bir şeyi çok iyi biliyorum, hayat tamamen anlamsız bir koşturmacadan, güzel değerlerin yitiminden, çok büyük bir delilikten ibaret. Nereye kadar dayanabileceğim? İşte orası oldukça meçhul. 

21 Eylül 2017 Perşembe

Eski Ev

Memleketteki komşularımızından birinin kızı vardı. Naz kız. Minik arkadaşım derdim ona. Her sabah kahvaltısını yapar yapmaz bizim kapının önüne gelir "sarışınnn teyzeeee, abiii" diye bağırırdı. Annem hastalanınca bir çıktık evden, üç senedir gidemedik. Sonrasında annem İstanbul'a yanıma taşındı zaten.

Birkaç gün önce annemi memlekete götürdüm. Ben kalamadım, akşam treni ile geri döndüm. Hem evi ziyaret etmek istedi annem hem de eşini dostunu görmek. Evi temizleyip düzenlemişler. Eşyaların üzerlerini örtmüşler. 

Dün telefonum çaldı, arayan annemdi. "Oğlum Naz seninle konuşmak istiyor" dedi. Naz ile sanki hiç ayrılmamışız gibi konuştuk. Altıncı sınıfa başlamış, kocaman olmuş. Hayvanları çok severdi küçükken, sokakta bulduğu kedi köpek hepsini eve getirip saklar beslerdi. Annesi ve babannesini çılgına çevirirdi. Hem yaramaz hem de çok akıllı bir kızdı. Bir aralık bana telefonda dedi ki, "abi, evinizin kokusu bile değişmemiş, sarışın teyzem de hala sarışın."

Çok duygulandım. İnsanın çocukluğunun geçtiği yer ile bağını koparması mümkün değil sanırım. Gündelik ilişkilerimizi, sosyal hayatımızı ve insanlarla olan her münasebetimizi çocukluk anıları oluşturuyor. Uzun uzun sohbet ettik telefonda.

Komşular annemi ziyaret gelmiş. Kahvaltı hazırlamışlar birlikte. Herkes bir işin ucundan tutmuş. Ne yazık ki İstanbul'da bu değerlere sahip değiliz. Gerçek hislerimiz büyük şehirlerin kaosu içinde silinip gidiyor. Sinirli, zamanla yarışan, merhamet duygusunu kaybetmiş insanlara dönüşüyoruz birer birer. Kendini koruyanlar yok mu peki? Elbet var, onlara da rastlamak epey zor. Bir yerlerde olduklarını bilmek bile ufak da olsa umut veriyor bazı bazı bana. Sürgit yaşıyoruz işte. 

Yazıya bir şarkı ile veda edip gideyim. Aşkın Nur Yengi'nin seslendirdiği "Baba Evi" adlı şarkı bu yazıya en çok yaraşan şarkı olacak sanırım. Ne güzel diziydi öyle değil mi? Artık ne böyle diziler ne de böyle hikayeler kaldı. Benimki bir baba evi değil, anne evi. Olsun varsın, onu da baba bellemişim zaten bu vakte kadar. Sağlıcakla. 

13 Mayıs 2017 Cumartesi

Bleak House



Yazılarımda İngiliz dramalarına ve klasiklerine olan merakımdan bahsediyorum sıklıkla. Bu sefer yine bir İngiliz draması olan 2005 yapımı Bleak House adlı yabancı diziden söz edeceğim. 

Bleak House, Charles Dickens'ın aynı adlı eserinden uyarlanan bir yapım. Toplam 15 bölümden oluşan dizi, seyircisini 19. yüzyıl İngilteresine doğru enfes bir yolculuğa çıkarıyor. Kendinizi dönemin taşra ve kent yaşamı arasında mekik dokurken buluyorsunuz. Oyunculuklar, kostümler ve müzikler... Hepsi muazzam bir bütünlük içinde seyirciye sunuluyor. 

Uzun zamandır ülkeyi kasıp kavuran bir dava, davanın mirasçıları ve bu uğurda yıkılıp giden hayatlar... Dizi sizi bir yandan İngiliz hukukunun çıkmazları ile yüzleştirirken diğer yandan İngiliz kırsallarındaki toplumsal yaşamı da gözler önüne seriyor. Adeta İngiliz tarihi, dönemin tüm ihtişamı ve yıkıntıları ile birlikte dans ediyor. Bunların yanında aşk da var elbette. Eski insanların yaşadıkları aşklara her zaman saygı duymuşumdur. O dönemlerde insanlar arasındaki sevgi bağı, doğadan henüz tam anlamıyla kopmamış olmanın verdiği bütünlük ve mutluluk, hepsi bana çok güzel ve değerli geliyor. 

Bir sürü duyguyu içinde barındıran, yitirilen hayatlara rağmen oldukça umut verici sonlanan bir yapım Bleak House. Şapka çıkartmaktan öte söyleyecek bir sözüm yok. Beni müthiş bir yolculuğa çıkardığınız için minnettarım. 

12 Nisan 2017 Çarşamba

Cesare Pavese: Tepedeki Ev

"Not: Şu anda bu kadar ferahlasam da sanma ki mutsuz anlar olmadı, olmuyor. Ama sana hangileri olduğunu söylesem anlamazsın. Bir kez daha inandım ki her şey bir savaşta olduğu gibi: Anlatması olanaksız." 

Pavese'yi ilk olarak Tezer Özlü sayesinde tanıdım. Pek çok kişinin de Tezer Özlü sayesinde tanıdığına inanıyorum. İki güzel kalem. İki duygu, iki dram. 

Tepedeki Ev, bir adamın yaşamını anlatıyor. Bir öğretmen, İtalya kırsallarında bir tepede. Savaş yılları, savaşın İtalyan yarımadasında bıraktığı izler, radyo yayınları, bir tepenin ardında buluşup sohbet eden insanlar, faşistler, muktedirler ve tüm bu savaş döngüsü içinde yaşam mücadelesine devam eden insanoğlu. 

Romanın bir yerinde Cate ile Corradino arasında şu diyalog geçiyor, Corradino şöyle söylüyor: 

"Birlikte aylar, yıllar tüketilir, sonra olanlar olur. Bir randevu kaçırılır, bir ev değiştirilir ve her gün görüştüğün birinin artık kim olduğunu bile bilemezsin."

Öyle değil mi sahiden, Pavese'den alıntıladığım şu yukarıdaki cümle günümüz insan ilişkilerini, samimiyeti ve vefayı olduğu gibi özetlemiyor mu? 

İster savaş yıllarında olun ister günümüz dünyasının büyük kentlerine sıkışmış olun. Özümüzü ve doğamızı giderek kaybediyoruz. Birileri diğerleri ile aramıza bir şeyler sıkıştırıyor, katı bir mizaç, zalim bir yüz olup çıkıyoruz. Oysa Pavese'nin anlattığı savaş yıllarında bile insanlar kırların kıymetini biliyor, yeşil tepelerin, yaşamın öneminin, bir araya gelip şarkılar söylemenin, savaşa inat dans etmenin... Evet umutlu bir yazar değil Pavese. Oldukça karamsar lakin bir o kadar gerçek. Corradino'nun duygularının kıpırdadığı anlar var kitapta. İşte okurken onları yakalayın ve keşfedin derim. Derinden. 

26 Aralık 2016 Pazartesi

Sevim Burak: Yanık Saraylar

"Yanık Saraylar" adlı öyküsünden;

"Siz, Baron Bahar, hayatın dehşetini hiç düşünmüyorsunuz:
Her şeyiniz var
Otomobiliniz
Yatınız
7 Cüceli eviniz
Bonolarınız
Çocuklarınız
Bense, ölümden korkmayacak kadar yalnızım."

***

"Büyük Kuş" adlı öyküsünden;

"Bilinmez ki
Ona kavuşacak mı?
Aradığını bulacak mı?
Belki birbirlerinden uzakta
Biri
Yatağın kenarında upuzun
Gözleri kapalı
Yatıyordur
Öbürkününse
Kanatları yavaş yavaş toprağın üstüne inmeye başlamıştır.
Haberleri yoktur
İkisinin de...
Kaygan yapışkan bir tümseğin -ağzı açık. bir mezarın kenarında oturmuş ölüyorlardır.

28 Mayıs 2016 Cumartesi

Ve Ev












Melis Danişmend'in yeni albümü "Ve Ev" üzerine çok fazla yazdım. Okuyanlara bıkkınlık gelsin istemem lakin Melis'i anlatmaya doyamıyorum. Çok samimi, çok huzurlu ve dingin bir enerjisi var. Evet, hem müziğinin hem de kendisinin oldukça dingin bir enerjisi var. Yalnızca Melis Danişmend'e özgü olan bir şeyler var. Öyle heyecan dolu ve mutlu idim ki, sabırsızlıkla albüme kavuşmayı bekliyordum. 

Melis Danişmend de her röportajında belirtir. Müziğe salt dijital ortamlar üzerinden erişilebiliyor olması beni de rahatsız ediyor. Albümün, kartonetin bıraktığı etki çok daha yüce. Eskinin verdiği his daha farklı. Albümün çıktığını duyar duymaz Kadıköy'e koştum. Şu an ellerimin arasında. Huzur içerisinde dinliyorum. Hakikaten "Bazı günler unutulmaz." Bugün de unutulmazlarım arasında kalacak. 

26 Mart 2016 Cumartesi

Bazı Günler Unutulmaz

Ayaklarım değiyor suya
Yaz mı geldi, bu bir hayal mi
Bilmem boş ver

Bir öykü var kucağımda
Ama uyuttum
Uyanmaz artık asla

Bazı günler unutulmaz
Kokusu vardır, rengi hatta
İnan bana

Bazı günler hatırlanır
Tek taraflı
Bir taraf söner gider daima

Veda zamanı, veda 
Ağlama, ağlama sadece el salla
Yok olanlar, unutuldu, unutulsun
Geriye dönüp bakma
Kendine bunu yapma

Ayaklarım değiyor suya
Yaz mı geldi, bu bir hayal mi

Melis Danişmend

12 Mart 2016 Cumartesi

Ve Ev



















Uzun süreli bekleyişimden sonra huzura erdim. Melis Danişmend'in yeni albümü Ve Ev çıktı. Henüz albüm şeklinde mağazalardan alamıyoruz ama yakın zamanda albüm satışı da başlayacak bildiğim kadarı ile. Şu an için dijital platformlardan edinmeniz mümkün. 

Melis Danişmend benim hem hüzünlü hem de umut dolu sığınağım. Kendisini çok seviyorum, müziğini çok seviyorum, naifliğini çok seviyorum. Onu dinlerken; yatıştırıcı sesinin ardındaki hüznü anlayabiliyorum. Hissedebiliyorum, her sözü dokunuyor bana. Müziği ahenkle karışık, hüznün son durağı gibi. Onca hüzünden sonra bir anda mutluluğa geçebiliyorsunuz. Bir tünel gibi, arası karanlık ama sonu umut dolu. 

Ve Ev'i edinip baştan sona dinledim, çok çok beğendim. İlk iki solo albümün yeri ayrıdır bende. Ama Ve Ev bir başka güzel, bir başka dolu olmuş. En çok beğendiğim şarkılardan biri Sinan Kaynakçı'nın imzasını taşıyan "Ondan Öyle" oldu. Şöyle diyor şarkının sözlerinde;

İnsanları tanımadığım içinmiş
Onlar yüzünden tüm korkular
Umutları birer birer tükenmiş
Ondan öyle davranıyorlar...

Albümün mağazalarda satışa çıkmasını heyecanla bekliyorum. Ayaklarımı kıçıma vura vura koşup alacağım. Mis gibi gecelerimde, mum ışığı eşliğinde dinleyeceğim her zaman yaptığım gibi. Var ol Melis. 

19 Aralık 2015 Cumartesi

Melis Danişmend: Bugünler Parlak?

Melis Danişmend'in yeni albümü Ve Ev'in tanıtım konseri dün Salon İKSV'de gerçekleştirildi. Uzun zamandır beklediğim bir albümdü. Melis Danişmend sevgim öyle böyle değil! Tarifi mümkünsüz, anlatsam ya da birine ondan bahsetsem sanki tüm sırça objeler kırılacak, naifliği yok olacak. 


Melis'in yeni albümünün ilk single çalışması Bugünler Parlak? yayında. Bugünler sahiden parlak mı hepimiz için? Sonuna kocaman bir soru işareti kokuyor Melis Danişmend. Var ol!

bugün eski defterleri kapattım ve attım
bugün bardağıma birazcık damlalar kattım
bugün yapraklardan süzülen yaş değil yağmur
bugün benim günüm...

16 Temmuz 2015 Perşembe

Ev Taşımak Zor İş!

Annemi sonsuz kere tebrik ediyorum! Ben küçükken yalnız başına kaç tane ev taşıdı. İşim sebebi ile ev tutmak zorunda kaldığımı yazmıştım. Evet şirin, güzel bir dairemiz oldu. Eşyalı da üstelik. Fakat evin dertleri bitmiyor efendim. Sitede ödenmeyen doğalgaz borçları sebebi doğalgaz kesilmiş! Ocağımıza doğalgaz bağlatamadık. Emlakçı hemen bir elektrikli ocak aldı getirdi, neyse onu hallettik derken termosifon bozuk çıktı. Servisi aradım iki gündür gelmiyorlar, araya bayram da girdi. Yemin ediyorum sitenin havuzuna giriyorum banyo yapmak niyetine. 

Üstüne bir de bugün televizyonumuz bozuldu. Onu da geçtim daha internet bağlatmam gerekiyor eve, ikametler aldırılacak buraya. Annemin düzenli kontrolleri de cabası. 

23 yaşımda dünyanın tüm sorumluluklarını üstlenmiş gibiyim. Vallahi fenalık gelmedi değil, şu işler biran evvel bitse de rahatlasam!

18 Ekim 2013 Cuma

Ev

Bizim mahallede evler hep sobalıdır.Ben de o şanslı olanlardanım,sobamızın yanında sıcak sohbetler edebildiğimiz bir evimiz var.Minik de bir hikayesi var bizim evimizin.

Osmanlı devletinin ilk kurulduğu yerlerden birinde oturuyoruz,ufak bir ilçe.Vakti zamanında Rumlar yaşarmış bizim muhitlerde.Siyasilerin kavgası sebebiyle göçe zorlanan Rum halkı,ne yazık ki tüm eşyaları ve anıları ile birlikte bizim burayı terk etmek zorunda kalmış.

Yıllar sonra ananem ile dedem evlenip,bizim şu an oturduğumuz mahalleye taşınmışlar.Tam da karşılarındaki büyük evde yaşlı bir kadın otururmuş.Levize babaanne..Levize babaannenin kocası vefat etmiş,tek oğlu da hayırsız çıkmış Almanya'ya göç etmiş.Ananem,bu yaşlı kadını ziyaret eder ona yardım edermiş.Kadın da iyiliklerinden dolayı ölmeden önce evini ananeme vermiş,tapulamış.Evimizin de ustası Niko adında bir Rummuş.

İşte koca bir nesil,ananem ve dedem bu evde yaşayıp göç ettiler.Şimdi ise annem ve ben yaşıyoruz.Annemin de çocukluğunun geçtiği bu ahşap,bahçeli ev bizim için çok değerli.

Bazen Levize babaannenin bizimle birlikte kahvaltı sofrasına oturup çay içtiğini hayal ediyorum.Yine dedem ve ananem sofrada bize eşlik ediyorlar.Kim bilir ne sohbetler edildi,sobanın yanı başında kimler kimler ısındı.Hepsi ayrı bir anı hepsi ayrı bir mazi.

Maziye meyil edince gülüşlerimiz,neşemiz
Ruhumuzun sıcaklığı sarınca kömür kokulu odaları
Bir şarkı iner ahşap merdivenlerden aşağı
Huzur,huşu içinde geçer ömrümüz işte o vakit
Baş verir tüm anılar,indiriveririz gökten hüznü
Yağmuru ve sağanağı

Eh,idare eder sanırım uydurmasyon mısralarım.Daima huzurlu olalım,her defasında huzurla uyanalım.Hep huzur soluyalım efendim.

5 Şubat 2012 Pazar

Öyle Bir His


Küçük bir dünya istedim kendime hep,küçük hayatlar istedim.İklim değişikliğinden korktuğum gibi hayatımın değişmesinden de korktum hep.Zor zamanlar,zahmet etmek ve hürmet etmek kelimeleri arasında kalmış bir kadın ama yine de sizinle,nefesinizle.

Tesadüf bir yana öyle bir his ki bu,yani bu küçük yerde bizim evde yaşamak,bazen bana bir nimet gibi geliyor.Tıpkı kandil gecesi dua etmek gibi.Ya da yoga yapmak gibi de olabilir,bilemiyorum hiç yoga yapmadım.

Ama yine de bir şeyler var derinimde,içimde.Bu dünyadan değil gibi,deli gibi,içime işler gibi,beni deler gibi.

Neyi beklediğim konusundan bir fikrim yok,sadece yaşamamız gerekeni yaşayabiliyor muyuz bize gerekli iken,bu konuda emin değilim.Hep bir dinginlik halinde ve sistematik olarak bir şeyleri bekleme derdindeyim.Hayatı nasıl bu kadar sakince seyrediyorum bilmiyorum,evrende hiç bir hareket benim yüzümden olmuyor.Doğa beni seviyor çünkü yaradılışı en hafif mahlukatlardan biriyim.

Halbuki Reha Erdem'in dingin filmi "a ay"da olduğu gibi,çok mu seviyorum sahiden bizim evi.

Öyle bir his işte.
Melis Danişmend'in de dediği gibi,kalbimi yaktı.


3 Ekim 2011 Pazartesi

Kandilli ve Yedi Numara

Sonunda ziyaretimi gerçekleştirdim.Bunun için öylesine umut doluydum ki küçüklüğümden beri,bir gün İstanbul'a gelip o evi ziyaret edecektim.Geçtiğimiz Cuma günü Kandilli'ye gittik.Kandilli İskelesinden yukarıya doğru emin adımlarla çıkarken,bir yandan da o şirin sessizliği,yeşilin ve denizin verdiği inanılmaz dinginliği bedenimde hissetmekten dolayı müthiş bir keyif duyuyordum.Aynı zamanda yağmurlu günlerde gezmek gibisi yoktur.

Yokuştan çıkarken,sağa sola bakınırken karşıma çıkıverdi aniden.Bina satılıkmış.Giriş katındaki kırık camdan "koçların" kaldıkları yeşil badanalı oda rahatlıkla görülmekte.Meryem'in onlara köfte yoğurup getirdiği sonra da mangal yapıp yedikleri ve mutfaktan bir kapı ile açılan bahçeye ise hemen sol yandan ulaşabiliyorsunuz.Bahçeden bakınca Cansu ile Ayten'in odası
görülüyor,pembe badanalı,perdeler ise yerli yerinde.

Evin içini gezmeyi de öyle çok isterdim ki.Lakin o eve dokunmak ailem olarak kabul ettiğim dizi oyuncularının ahşaba sinmiş kokularını duyumsamak bile yetti bana.Evin önünde oturup kahvaltı yaptık.Vahit Emminin bakkal dükkanının içine iyice seyirttik.İmkanım olsa bu güzel evi satın almak isterdim.Her gün dizi oyuncularının hayali ile o evde uyanmak,bana ömür boyu mutluluk verebilirdi.


Zeliha Yenge bana kışın yünden bir yelek örer,Vahit Emmi ise beni korur,gözetirdi.Cansu ile ev halkına şakalar yapar,Rüya ile çok sevdiğim eski Türk filmlerini izlerdim.Armağan ile hayata dair güzel sohbetler eder,Ayten ile bol bol alışverişe giderdim.Kim bilir belki de Adviye Hulusi ile bile tanışabilirdim.

Gitmek isteyenler için tam adresi de verebilirim.Kandilli iskelesinden yukarıya uzanan yokuştan hiç sapmadan çıktığınızda ev karşınızda,Derman Sokak'ta.

Uzun süredir böyle mutlu olmamıştım,teşekkürler güzel Kandilli,teşekkürler Yedi Numara.