şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2019 Pazar

Pazar Kahvaltısı

Ben küçükken annemle bir tek pazar kahvaltılarını birlikte yapabiliyorduk. İlkokula gittiğim dönemde o benden önce uyanıp işe gitmiş oluyordu. Pazar sabahları benim için büyük bir neşe kaynağıydı. Oturduğumuz apartmanın bahçe katı bizimdi. Mutfağımız kocaman bir bahçeye açılıyordu. İçinde türlü türlü sebzeler, birkaç tane kocaman ağaç...

İki kişilik bir çaydanlığımız vardı, minicik bir şey. Annem onunla kendine çay demler, kahvaltı boyunca da bir sürü çay içerdi. Bense kakaolu sütümü yudumlardım. Minik radyomuz da Trt Fm ayarlıydı. Biz kahvaltı yaparken türk sanat müziğinden eserler çalardı. 

Bugün de yine bir pazar kahvaltısı günü. Pazar sabahlarını seviyorum, iş güç düşünmediğim, oturup uzun uzun kahvaltı yaptığım bir zaman dilimi. Hele bir de dışarıda güneş varsa, kuşlar cıvıldıyorsa. Artık pazar kahvaltılarımıza siyah beyaz bir film eşlik ediyor. Açıyoruz, eski İstanbul'u izleye izleye, mazide gönül gezdirerek vakit geçiriyoruz. 

Hiç büyük hayallerim olmadı; zengin olmak, mal mülk sahibi olmak, şu mevkide, bu yerde olmak gibi. Ya kitaplar mutlu etti beni ya da bir tatil vakti dışarı çıktığımda gözümü kamaştıran güneş. 

Cemal Süreya da demiş ya: 

Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı

Sabah-ı şerifleriniz hayırlı olsun efendim. 

16 Ağustos 2017 Çarşamba

Başın Sonu

bazen yolun sonu gibi bazen de başı
bir şeyler bitmiş gibi ya da yeni başlıyor gibi
yaz gelmiş gibi kışın içindeyiz gibi
hem üşüyüp hem terlemek gibi
bazen diyorum niye bunca çaba
eziyet, göz yaşı, umut, keder, neşe
insan nasıl barındırıyor hepsini içinde
insan olmak bu demek mi
zor
geleceği görememek
geçmişte yaşamak
insanlardan, diğerlerinden arınmak
hep suda yüzmek
boğulmamak
bir yağmur yağsa çözer mi derdimizi
ya da ne bileyim kırmızı bir sardunya
delilik 
baş ile son arasında
tıkılıp kalmış insanoğlu.

22 Ocak 2017 Pazar

Lale Müldür: Kuzey Defterleri

Kuzey Defterleri'nın ilk baskısı, 1992 yılında Metis Yayınları tarafından yapılmış. Yapı Kredi Yayınlarının bu ay kitabın yeni baskısını yaptığını görünce aldım. Uzun bir metro yolculuğunda okudum, oldukça derin satırlar, Lale Müldür'ü tanımak beni çok mutlu etti. 

Yüreğime dokunan bazı dizeler oldu. Bunlardan birkaçını paylaşmak istiyorum. Belki de satırlar arasında en çok kendimi bulduğum cümleler bunlar, kuzeyde bir yerde eprimiş bir koltuğun üzerinde okuyormuş gibi okudum. Perde aralık, kuzey denizinin esintisi pencereyi yokluyor gibi, sarı bir masa lambası kitabı belli belirsiz aydınlatıyor gibi...

"Kişinin kendisinin dışında inanabileceği bir şey yoktur çünkü."

"Ertesi gün ve ondan sonraki bütün günler. buradayım. hava açıyor. mutluluk. romanlardaki gibi. sessizlik. mavi menekşe civası. geçen eylülden beri. onun yerinde olsam söylerdim. yatakta kıpırdayan bir gövde. yatakta kıpırdayan bir gövdenin aniden döndüğünde hatırladığı bir şey. gece dönüşlerinde yaşamak. cam buğulandı. ertesi gün ve ondan sonraki bütün günler. hiçbir şey demedim. unutmak kendini. etrafa bakmak... var olan eskidendir ve olacak olan eskiden olmuştur, ve insan geçmiş olanı yine arıyor."

"çocukluğun saydam derisini üzerinden atamayanlar som bir metalin damarlarını takip ederek belki bedeli oldukça ağır bir güzelliği taşımak zorunda kalıyorlar."

12 Kasım 2016 Cumartesi

Yalçın Tosun: Kendini Tutan Su


ama kalsınlar sonra
sokağın ayazına birlikte karışalım

ilk kez sarhoş olsunlar
biri aşktan söylerken
en delişmen olanı eflatun oğlanların
sigaramı yaksın

şu karşı kaldırımda çıplak ayak koşalım

Yalçın Tosun

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Yaşanmamış Hayata Kısa Süreli Bir Manifesto

bin bir anı dolu defterinizi bir kenara bırakın.
mükellef yaşamlarınızın ucube gösterişlerinden arının.
gözyaşı gülümsemesini suretiniz ile bütünleştirin.
belleğinizi yitirin kısa bir süreliğine.
dünyaya uzanmanın, ıslak kumlara temas etmenin keyfini yaşayın.
fikri mücadelenizden evvel aydınlık ile karanlık arası zeminlere basın.
korkmayın.
tolstoy'ın karlı coğrafyalarına uzanın, bozkırın gizemine adım atın.
dörtyüz katlı dörtyüz duvarlı dört yüzsüz binalarınızdan, betonlarınızdan arının.
kendi yüzünüz olun.
kavuklarını keşfe çıkın sincapların, karıncaları takip edin.
kelamlarınızın şeffaflıklarını hiçe saymayın, saydamlaşın.
sırt üstü uzanın zihninizin denizlerine.
cürmünüzün kaldığı yerden yaktığı hesaplarınızı kapatın.
kafka'nın köy hekimi ile sohbete dalın.
kirpiklerinizde gemiler yüzdürün.
sığınacak bir limanınız değil, sohbet edecek bir mürettebatınız olsun.
mürettebat olun, kürek mahkumu olun, düşünün, arzulayın.
son mecmuasını karıştırın zamanın, sayfalarca kelimenin hüznüne dalın çıkın.
bir şeyler var orada, yaşamı sizin için daha zor hale getiren lakin sizi bilgeleştiren.
selama durun, selam olun. 

18 Mayıs 2016 Çarşamba

Hüsnü Arkan & Rubato: Kırık Hava

Bir dağ yıkılıyor ah içerimizde
Bir çiçek büyütmüşüz, saksıya sığmaz
Ne sevmekten korkmak
Ne zulümden korkmak
Bize yakışmaz...

8 Mayıs 2016 Pazar

.

benimle bir kadeh daha iç
biraz daha gülümse benimle.

18 Nisan 2016 Pazartesi

Perçemli Sokak

İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimini çok seviyorum. Bir kampanya ile birlikte aldım, çok da güzel oldu. Ofis masamın baş ucuna yerleştirdim. Her gün okumaya gayret ediyorum. Takvime göre bugünün şiiri Oktay Rıfat'tan "Perçemli Sokak."

Beyaz mendiller vardı havada
Çalgılı gemiler balkonlarda açık saçık
Bir kız vardı yok gibi öyle güzel
Ne yerde ne gökte belki tuzda
Acısında ekmeğin dilim dilim buğusunda

Kendine göre evlerin damı çatanası
Bacaların şakırtısında akşam akşam
Saksılar sedirler tahtaların güvercini
Otursa kısa çoraplarını çekmese dilenmese
Beş çocuk anası el

Eciş büçüş maydanoz bahçeleri
Düğümlü balıkları bekleyişin
Uzun etme iki gözüm biraz da bize uğra
Bu lambanın karpuzu benim işte 
Benim işte bu testi
Benim işte bu soysuz sevdaların musluğu

Oktay Rıfat

17 Nisan 2016 Pazar

Kutub-u Şikeste

Yağmur başladı sen dedim camlara koşdum
Doğursan zulmümden çıldıracakdı deniz
Biz aynı hırkayı giyecekdik Muhyiddin ağlayacakdı
Muhyiddin ağlayacakdı biz aynı hırkayı sırayla giyecekdik biz...

Ah Muhsin Ünlü

2 Nisan 2016 Cumartesi

Kedi Ciğeri

biliyorum
o gemiye asla binemeyeceksin
trenleri de kaçırmışsın
uzay yolu desen hak getire senin için

biliyorum
gerçek olamayacaksın hiç
titretecek seni durgun sular
batacaksın sevabından, günahların yücelecek

toz olacak çıkacak ruhunun diğerleri
lime lime olacak her bir yerin
dışa vuracak mahrem yerlerin
mındar olacaksın kedi ciğerleri gibi

biliyorum
adem elman yerinden fırlayacak
cürmün kadar yer yakacaksın
asılacaksın ipsiz boyunlar gibi

biliyorum
yine taşacaksın olduğun yerden
derinlerin dipleri boylayacak
zulmün fıtratına dört mum yakacak
pürtelaş, tüm sevdiklerin ardına bakmadan kaçacak

26 Mart 2016 Cumartesi

Bazı Günler Unutulmaz

Ayaklarım değiyor suya
Yaz mı geldi, bu bir hayal mi
Bilmem boş ver

Bir öykü var kucağımda
Ama uyuttum
Uyanmaz artık asla

Bazı günler unutulmaz
Kokusu vardır, rengi hatta
İnan bana

Bazı günler hatırlanır
Tek taraflı
Bir taraf söner gider daima

Veda zamanı, veda 
Ağlama, ağlama sadece el salla
Yok olanlar, unutuldu, unutulsun
Geriye dönüp bakma
Kendine bunu yapma

Ayaklarım değiyor suya
Yaz mı geldi, bu bir hayal mi

Melis Danişmend

31 Aralık 2015 Perşembe

Taş Parçaları

Ne sanıyorsun?
Ne sanıyorsun?
Benim olan artık
Senin de kaderin:

Dağbaşı, 
Oradaki yaralı ıssızlık. 

Birhan Keskin

16 Eylül 2015 Çarşamba

.

Ağır gözkapaklarım,
Yorgun gece içinde hayalinle apaçık kalsın
Dileğin bu mu?
Sana benzer gölgeler gözümle eğlensin de
Keyfince parçalayıp geçsinler mi uykumu?

Shakespeare

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Gündüz Vassaf: İstanbul'da Kedi












Nil’de saraylar
Çölde Ehramlar olmayacak
Mumyalarda, öbür dünya düşleri kurulamayacak
Kitaplar yazmayacaktı
Kleopatra’yla Nefertiti’yi;
Biz keyfe keder kediler
Dağlarımızdan, bayırlarımızdan
Avlanmaktan ayrılıp
Farelerden korumasaydık
Tahıl ambarlarını,
Ne Marx yazabilirdi artı değeri
Ne de sürebilirdi tarım devrimi


gündüz vassaf

Fotoğrafı Sarıyer sokaklarında çektim, Sarıyer'de bir sürü ama bir sürü bilge kedi var!

10 Şubat 2010 Çarşamba

"Beklenene" Şiir

her yerde seni arıyorum
ama yoksun buralarda
gözlerimde bulamıyorum seni
tek bir bakış atsan uzaktan
yığılsan içime tek bir bakışınla
karşımda,tam da karşıda otururken
bir kere baksan ve eğilse başın
yıksak duvarları toplumun içinde
ama toplumdan uzak,yasak
saklansak birlikte
elin elime değse
ileri gidemesek daha fazla
karanlık bir köşede,yalnız
***
her yerde seni arıyorum
ben uzatamıyorum elimi
ürkek yüreğim çekiniyorum
sen çekinmesen
içine çeksen beni bir bakışınla
uzağa itsek diğerlerini
gözden kaybolurcasına
sözden düşler yaratıp oynasak
oynaşsak masumca
hazmederim inan,yıkılır dünyalar
ne olur cevap ver bakışlarıma
bakışlarınla..
sıcak bir ele ihtiyacım var
sana
senin ellerine,ürkek bakışlarına
ihtiyacım var.

31 Ekim 2008 Cuma

Du'Silbena Datia'



Deniz özlemiyle yanıp tutuşan Acallamh ve Nuada adındaki sevgilinin acıklı ayrılık hikayesi;(


Mavi gökyüzünün altında berrak,fettan bir kadın
Yaldızlı genişliğin bei çağırıyor,çağırıyor
Her zaman üstünde yelken açardın
Beni çağıran,çağıran Elf kızı olmasa
Beni çağırıyor,çağırıyor
Yüreğimi zambak beyazı bir iple bağlıyor
Hiç kopmayan,denizin koruduğu
Ağaçların ve dalgaların arasında hiç yırtılmayan.

Eragon;)