anlatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anlatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2022 Pazartesi

Bir Anlatı

Sanki kendimi gündelik hayatın akışına bırakınca her şey daha kolay, sıradan, olağan ve öylesine. Kendime koyduğum sınırlar, ulaşmak istediğim hedefler giderek kayboluyor. Sanki böylece yaşamak daha kolay hale geliyor. Olduğu gibi yaşamak dedikleri bu mu acaba? Benim hiç beceremediğim. 

Oysa zihnimi ve düşüncelerimi görmezden gelemem, anlama ulaşmak için edindiğim çaba anlamsızlığın ta kendisi olsa bile. Düşüncelerim bana aitler, benimle birlikteler, benimle varlar ve yok olmaya mahkumlar. İçimdeki ses, hislerim, hayatı anlamlandırma biçimim, bir fincan kahveye uzun uzun bakışım, beyaz porselenler üzerinde duran akşam öğünü, perdenin rüzgarda salınması, üzeri tozlanmış gardrop, masamda duran kitaplar, izlemek istediğim filmler, balkondaki sandalye, kapının yanındaki bisikletim, olumsuz düşüncelerim, kaygılarım, temennilerim, yokmuşum gibi var oluşum; hepsi ama hepsi bana aitler. 

Bunları yadsıyamam, ancak kendimi yadsıyabilirim. O halde varlık dediğimiz şey nedir? Bazen siyah beyaz bir görüntünün bana eşlik ettiğini hissediyorum. Uykuya dalacağım sırada ya da tam uyanmak üzere olduğum anda; gerçeklik algım yok oluyor ya da olanca gerçekliği ile kendini var ediyor. Yanılsama; sanki dünya ve insan hayatı bir yanılsamadan ibaret. Okuduğum sayfaları zihnimde evirip çeviriyorum fakat insan okuyarak var olamıyor. İnsan yalnızca yaşayarak var oluyor, deneyimleyerek öğreniyor. Öyleyse deneyimlemekten niçin bu kadar korkuyorum? Artık yeni bir şeyler öğrenecek gücüm kalmamış gibi, tozu dumana katıp ilerleyen bir yük kervanına uzaktan bakıyormuşum gibi. İçimde bir tadilat var, hiç bitmiyor gibi. 

Ama yine de gökyüzünü görebiliyorum, soğukta üşüyebiliyorum, güneşte gözlerim kamaşıyor, kendime çay demleyebiliyorum, ayakkabılarımı silebiliyorum ve sahaflardaki kimsesiz sepya fotoğraflara bakabiliyorum. Tüm bunlara değer mi? Hayatın değmediği yerlere insan eli değer mi? Hiç bilmiyorum, farkında olmadan farkına varmaya çalışıyorum. 

8 Temmuz 2017 Cumartesi

Bercuhi Berberyan: Ermenistan'da Bir Türkiyeli


ermenistan'da bir türkiyeli ile ilgili görsel sonucu
Yaz için kendime güzel bir okuma listesi yaptım ve bir sürü kitap satın aldım. İlk olarak Bercuhi Berberyan ile başladım. Kitabın ilk basımı 2009 yılında Metis Yayınları tarafından yapılmış. Yazarın kim olduğuna ve hayat hikayesine aşina değildim. Birkaç araştırma yaptıktan sonra oldukça tatlı ve epey de çılgın bir kadın olduğuna kanaat getirdim. Ne kadar tatlı bir insan olduğu kaleme almış olduğu anlatı kitabından da belli oluyor zaten. 

Uzun süredir bir anlatı okumamıştım üstelik Ermenistan'a dair. Kendimi tamamen Yerevan'da hissettim, Berberyan'ın dolaşmış olduğu tüm topraklarda dolaşıp anıları ile hemhal oldum. Çok da iyi geldi okumak, "biz" olabilmeyi amaç edinmek sureti ile meydana getirilen, yaratılan her türlü faaliyeti çok seviyorum. Sevgiye inanıyorum. Berberyan da tekrarlıyor sürekli, bu işi sınırlar değil sevgi çözecek diye. Çok haklı.

Ermenistan bir gün benim de ziyaret etmek istediğim ülkelerden biri. Kitabı okurken içimde büyük bir istek oluştu. Son dönemde sürekli yüksek lisans tezimle uğraştığım için bir türlü masamın başından kalkamadım. Neyse ki son düzeltmeler de bitti. Bundan sonrası yeni yerler görme, keşfetme dönemi. 

Berberyan'ın Agos yazılarını hiç okumamıştım. Bundan sonra kendisini oradan da takip edeceğim. Ve sanıyorum artık daha fazla anlatı okuyacağım. Paylaştığın her bir hatıra ve kalbindeki sevgi için sonsuz teşekkürler Bercuhi Berberyan. 

26 Haziran 2017 Pazartesi

Maurice Blanchot: Karanlık Thomas


"Anne'ın hala sevdiği her şeyin -sessizliğin ve yalnızlığın- adı geceydi. Anne'ın nefret ettiği her şeyin -sessizliğin ve yalnızlığın- adı da geceydi. Birbiriyle çelişen terimlerin bulunmadığı, acı çekenlerin mutlu olduğu, beyazın siyahla ortak bir özde buluştuğu mutlak gece. Yine de bu gecede karmaşa yoktu, canavarlar yoktu; bu gecenin karşısında, her zaman göz kapaklarının kapanarak kendisi için meydana getirdikleri kişisel geceyi gözlerini yummadan buluyordu. Bilinci yerinde, zihni açık olarak, kendi gecesinin geceye eklendiğini hissediyordu." 
karanlık thomas ile ilgili görsel sonucu
Karanlık Thomas, Maurice Blanchot'nun 1941 yılında yayımlanan ilk kitabı. Bu aralar Metis Yayınlarından okumalar yapıyorum, daha önce de belirttiğim gibi Kadıköy Kitap Günleri kapsamında Metis standından birkaç kitap edinmiştim. Elimdeki son kitaptı Karanlık Thomas. 

Karanlık Thomas anlatı niteliğinde bir kitap. İçerik olarak Thomas'a odaklanılmış olsa da diğer bir karakter olan Anne ile ilgili kısımlar da bir hayli fazla ve Thomas kadar çarpıcı. Bir var oluş ve yok oluş soyutlamasının orta yerinde duruyor eser, Thomas'ın var oluşunu keşfi ve bunu hemen ölüm ile soyutlandırmasından ibaret aslında bu derin mevzu. Bahsettiğim üzere yer yer Anne giriyor sahneye, Thomas'a hem aynı hem de çok farklı bakıyor. Her ikisinin düşünceleri bir yerde birleşiyor ve buluşma bir nevi kendini yok ediyor. 

Eserin sonunda yazarın "Edebiyat ve Ölüm Hakkı" isimli bir yazısına da yer verilmiş. Aynı zamanda bir sonraki bölümde Jean Starobinski'nin "Karanlık Thomas'yı Okuma Denemesi" adlı yazısı yer alıyor. Bu bölümleri es geçmemenizi tavsiye ederim, zira eseri anlamanıza yardımcı olacaktır. 

17 Nisan 2017 Pazartesi

Fernando Pessoa: Huzursuzluğun Kitabı


huzursuzluğun kitabı ile ilgili görsel sonucu
"Yaptığım, düşündüğüm, olmuş olduğum her şey bir teslimiyetler toplamından başka bir şey değilmiş; ya ben olduğumu sandığım sahte varlığa teslim olmuşum, çünkü ondan başlayıp da dışa doğru hareket etmişim; ya da soluduğum havayla bir tuttuğum koşulların ağırlığına. Gözümün önündeki perdenin kalktığı şu anda, ansızın yapayalnız kalmış, kendini her zaman vatandaşı saydığı yerde sürgün olarak bulmuş bir varlığım. En içten düşüncelerimde bile, ben, ben değilmişim." 

Pessoa, Portekiz edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Huzursuzluğun Kitabı, temel özellikleri ile bir anlatı lakin yer yer de bir roman esintisi ile ilerliyor. Aslında bir aforizmalar kitabı özelliğini de taşıyor diyebilirim kanaatimce. Can Yayınlarından çıkan eserin çevirisi Saadet Özen'e ait. Çevirmenin kitabın başında bir önsözü bulunmakta. Benim gibi ilk kez Pessoa ile tanışacaklara tavsiyem muhakkak önsözü okumanız yönünde olacaktır. 

Eser sizi uzun bir yolculuğa çıkaracak. Okurken etrafınızdaki gürültülerden kendinizi yalıtmanızı ve oldukça dingin ve yavaş bir okuma seyri izlemenizi tavsiye ederim. Henüz eseri bitirmedim, öyle bir çırpıda bitirilebilecek bir yapıda değil zaten. İçerisinde Pessoa'nın yaşamak uğraşı ile ilgili tüm düşüncelerini bulacaksınız. Çoğunlukla bir yıkımı anlatan, insanın var oluş dramı üzerine ilerleyen bir metin. Ben oldukça etkilendiğimi itiraf edebilirim, keyifli okumalar dilerim. 

22 Ocak 2017 Pazar

Lale Müldür: Kuzey Defterleri

Kuzey Defterleri'nın ilk baskısı, 1992 yılında Metis Yayınları tarafından yapılmış. Yapı Kredi Yayınlarının bu ay kitabın yeni baskısını yaptığını görünce aldım. Uzun bir metro yolculuğunda okudum, oldukça derin satırlar, Lale Müldür'ü tanımak beni çok mutlu etti. 

Yüreğime dokunan bazı dizeler oldu. Bunlardan birkaçını paylaşmak istiyorum. Belki de satırlar arasında en çok kendimi bulduğum cümleler bunlar, kuzeyde bir yerde eprimiş bir koltuğun üzerinde okuyormuş gibi okudum. Perde aralık, kuzey denizinin esintisi pencereyi yokluyor gibi, sarı bir masa lambası kitabı belli belirsiz aydınlatıyor gibi...

"Kişinin kendisinin dışında inanabileceği bir şey yoktur çünkü."

"Ertesi gün ve ondan sonraki bütün günler. buradayım. hava açıyor. mutluluk. romanlardaki gibi. sessizlik. mavi menekşe civası. geçen eylülden beri. onun yerinde olsam söylerdim. yatakta kıpırdayan bir gövde. yatakta kıpırdayan bir gövdenin aniden döndüğünde hatırladığı bir şey. gece dönüşlerinde yaşamak. cam buğulandı. ertesi gün ve ondan sonraki bütün günler. hiçbir şey demedim. unutmak kendini. etrafa bakmak... var olan eskidendir ve olacak olan eskiden olmuştur, ve insan geçmiş olanı yine arıyor."

"çocukluğun saydam derisini üzerinden atamayanlar som bir metalin damarlarını takip ederek belki bedeli oldukça ağır bir güzelliği taşımak zorunda kalıyorlar."