hayata etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayata etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2018 Pazar

Thomas Bernhard ve Yaşama Uğraşım

Thomas Bernhard bir röportajında, "her şey acınası ve hiçbir yere çıkmıyor" diyor. Bu aralar kendisi ile epey ilgileniyorum. "Bitik Adam" adlı metnini okuyalı uzun zaman oldu. Kendisi hakkında yapılan belgeselden görüntülerini ve konuşmalarından bölümleri izliyorum. Özellikle 1970 yılında "Drei Tage" isimli belgeselde konuştuğu kısa bir bölüm var. Günlerdir başa sarıp tekrar izliyorum, dinliyorum. Kendisinde bir nevi karamsarlık var lakin bu haklı bir karamsarlık. Hayatı olduğu gibi kabul edip devam etmekten yana bir karamsarlık, belki de bir karamsarlık bile değil, üstü örtülü olmayan safi bir gerçeklik. 

Kendi hayatım ile özdeşleştirdiğim metinlerden epey uzak kaldım, bunun sancılarını çekiyorum. Her şey yarım yamalak, bir o kadar da uzak. Evin içinde bir bayram tatili geçirdim. Bol bol izledim, çalıştım. Yarın orta okul grubunun hızlandırma çalışmaları başlıyor, konu tekrarı yaptım. Yeni öğrencilerin bazıları ile tanışacağım, her şey benim için nedense nötr. 

Ne uzun uzadıya gelecek planları yapasım var ne de geçmişten bir nebze bir anıya tahammül edesim. Umut kelimesine inanmıyorum, mutlu olmak diye bir şey olabilir belki ancak. Belki o bile yoktur, sıradan hayatlar sıradan şekilde yok oluyorlar. 

İçimde hep bir gitme isteği, İstanbul'dan tamamiyle uzaklaşmak istiyorum. Belki bir yerde bulaşıkçılık belki bir başka iş. Hiç şakam yok, cesaretimi toplama aşamasındayım. İdeallerime ulaştım, gelmek istediğim yerlere belki de çok erken geldim. Yaşadığım, bunların sancısı da olabilir. Bir insan pek çok güzellikle gencecik yaşta tanışmamalı belki de. Doğanın kanunlarını algılayamıyorum. 

Bugüne kadar çoğunlukla hayata hep bir seyirci gözü ile baktım. Katılımcı olamadım, olmadım. İçimden gelmedi hiç, özüm seyirci olmak istiyor. Katılımcı olduğumda zihnim sinyaller gönderiyor. "Hadi eve dön, kitap oku, yaz ve kendi dünyana sığın." 

Etrafta, özellikle İstanbul'da benim için çok fazla uyaran var. Bu uyaranların hepsi birden beni yoruyor. Dışarı çıktığım zamanlarda örneğin, işe giderken... Trafik, trafik lambaları, insan kalabalığı, insan sesleri, kornalar, uzayıp giden asfalt yollar, duraklardaki ve her yerdeki kuyruklar, hiç çıkmak istemiyorum. İşe giderken giymek zorunda olduğum resmi kıyafetlerden dahi hoşlanmıyorum, eğreti duruyorlar. Ruhum evdeki gibi rahat olmak istiyor, bir tişörtle mutlu mesut olmak istiyor. Her yerde adı sanı konulmamış, oturmamış saçma sapan kurallar. Uzayamayan sakallar ve aksine hep uzayıp giden, bitmek bilmeyen delice günler. 

İçinden çıkanlar, hayata katılmayı başaranlar. Onları bir şeyler rahatsız etmiyor, her nerede olurlarsa olsunlar yaşama katılmayı beceriyorlar, yeni insanlar tanıyorlar ve dünya kendilerinden nasıl olmalarını isterse öyle olabiliyorlar. Yaşam için büyük meziyet, lakin kocaman boş bir eylem, farkında olmadan üstelik! 

Bazı şeylerin farkında olmak iyi değil, belki bir son, küçük bir eylemin içinde sıkışıp kalmak, belki de bu ifade biçimi tamamen yaşamı yok saymak. İşte buralarda bir yerlerdeyim, sıkışmış, öfkeli, bıkkın ve yorgun. Halbuki biraz toprağa basabilsem, her yerde çiçekler yetiştirebilsem, bisiklet binebilsem, insan sesi duymasam, doğanın içinde bulsam kendimi. Lütfen bana bunları bahşet, yaşama dair başka hiçbir şey istemiyorum. Ufak bir hediye, bir iyi niyet. 

23 Haziran 2018 Cumartesi

Yeni Hayata Bir Merhaba

Okullar kapandı nihayet, istifa edince de bana tası tarağı toplayıp eve dönmek kaldı. Şimdi askere gidene kadar önümde birkaç ay var. İstanbul'dayız haliyle. Birkaç gün dinlenip kendime güzel, dolu bir tatil programı yapmayı planlıyorum. Neler yaparım, neler ederim bilemiyorum. Biraz yazmak var zihnimde, biraz eski dostların masalarında sohbet, biraz da boşluğun tadını çıkarmak. 

Bazen gitmek gerekiyor, hayat çağırıyor. Her başladığımız şey nihayete eriyor, bunu bilerek yaşıyoruz, çoğu zaman da unutarak. 

Biraz zaman geçsin tekrar fotoğraf çekmeye çıkacağım, ufaktan kara kalem çizmeye başladım öyle kendi kendime. Tarihi yarımadada bir yerlerde oturup bir şeyler de karalarım belki, neden olmasın. Sahaflar, eski sokaklar, pencereler, eski evler ve kulağa üfleyen yeni hayatın sesleri. 

Durgun, sakin, huzurlu dünyam bir değişim evresinde. Yeni izler, yeni yollar ve içinde yeni olan pek çok şey ile karşı karşıya kalacağım giderek. Bir adım, sonra bir adım daha, insan giderek kendini sevmeyi öğreniyor sanırım. Ben kendime sığamadım, bir yerlerden yine izliyor olacağım insanları, koca dünyayı. 

25 Aralık 2016 Pazar

Vüs'at O. Bener: Kapan

"Tek engel, insanın yine kendi öz benliği, egosu. Yoksa geride kalanların çekeceği geçici acıya bel bağlamak tam bir kaçış senaryosu.
Peki anlatmayı deneyeyim. Çıkmazdan çıkmaza sürüklenmekten başka çıkış yolu görünmüyor. Kişi oyalanmak için oyalandığının ayrımında ise, oyunu mutlaka yarıda bırakır. Ben her zaman ayrımında olduğuma göre bedeni sürüklemekten başka hiçbir işe yaramıyor düşüncelerim."

***

"Çay, sıcak, ağız yakan! Hepsi bu. Bir bardak. Kimsesizler mezarlığına gömdüm imgelerimi. İpileyen sarımsı ışık pırpırlandı, sönmek üzere, sönünce kurtulacağım kendimden -acınası avuntu!-, ödeşeceğiz, kristal yüreklerine sırt çevirdiklerimle."

"Kapan", Vüs'at O. Bener'in toplamda 21 kısa öyküsünü içinde barındıran, ilk baskısı İletişim Yayınları tarafından 2001 yılında yapılmış olan kitabı. Bu kısa öykülerde Bener'in öz yaşamına dair izlerden, düşüncelerinden ve dönenip duran ruh halinden kesitler görmek mümkün, öyle sözler var ki içinde, içimizden, altını çizip düşünsel evrenlerimizin baş köşesine oturtmamak mümkün değil. "Yanılgı mı?" adlı öyküsünü bilhassa çok beğendim, tekrar tekrar okudum. 

"İnsan tragedyasının özü bilinmezlik oysa. Hangi ölçüte vurursan vur doğru ya da yanlış seçeneklerini kestiremezsin.
Çıkmaz sokaklarda dolan dur."

18 Mayıs 2016 Çarşamba

Senden Sonrası

Devam ediyor yaşam bir yerlerde. Çabuk da geçiyor zaman. Artık büyük zamanlar yok bedenimde ve ruhumda. Büyük yaşamıyorum artık, gayet küçük, minicik adımlarla seyrediyorum. Seyirlik yaşıyorum. Soluksuz ve en kısasından. Özümsüyorum etrafımdaki her şeyi, küçümsüyorum büyük olmayan zamanı.

Belki bir gün bu koca şehirde görürüm seni yeniden. O an sana bakıp gülümser miyim yoksa yüzümü çevirip yoluma devam eder miyim emin olamıyorum. Bunun bin bir türlü versiyonunu hayal edip, zihnimde bin bir türlü versiyonunun bin bir türlü filmini çekiyorum. İşte bu büyük bir zaman olur yeniden ikimiz için. Ya da yalnızca benim için. 

Bir daha kendi hayatım için büyük zamanlar yaratabilir miyim, pek sanmıyorum. Bir mucize olmadığı sürece büyük zamanlardan uzak durmaya karar verdim. Tüm büyük zamanlar senin olsun isterim. İçine her türlü kalbi eylemleri sığdırabildiğin, kocaman zamanlar. Büyük zamanlar yalnızca senin olsun isterim, hayatım boyunca küçük zamanlarda yaşasam da. 

21 Şubat 2016 Pazar

Yalnızca Okumak

Bu sıralar epey, fazlasıyla yalnızım. Kimi dönemler içe kapanmak oldukça iyi geliyor bana. Annem de bir süreliğine evde olmayınca; işten kalan vaktimde bakkala gitmek için bile dışarı çıkmıyorum. Evdekilerle idare ediyorum. Bir sürü kitap aldım, sıraya koydum hepsini. Tek tek okuyorum, okuduklarımdan notlar çıkarıyorum. Yazıyorum, düşünüyorum, kurguluyorum ve tekrar okuyorum. 

Hiçbir arkadaşımla görüşmüyorum hemen hemen. Yalnızca kendimi dinliyorum. Farklı yazarların düşünsel dünyaları içinde yüzmek, hayatı daha derinden sorgulamama yol açıyor. Bu da beni sıradanlıktan kurtarıyor sanırım. Diğerlerinin dünyasına oldum olası yabancıyım, onlar gibi olamıyorum bir türlü. 

Bu dönemlerde oldukça besleniyorum. Okumak, çok değişik bir eylem. Satırları tek tek özümsemek, sürekli öğrenmek, kurgunun içinde kaybolmak, anlamlar bulup çıkarmak. Edebiyat ruha açılan, kapanması hiç istenmeyen bir kapı. Sanki güneşli bir gün kırlarda, rüzgar eşliğinde sonsuz kere koşuyormuşum gibi. Yeni yıkadığım saçlarım havaya temiz kokular bırakırken, henüz yeni çiçek açmış ağaçları selamlıyormuşum gibi. Özüme dönüyorum okurken, kendim olduğumu hissediyorum. Ruhum hafifliyor. Soft bir his. Yumuşacık. 

Kimi arkadaşım gerçek dünyaya kendimi kapatmamın sakıncalı olduğunu düşünüyor. Buna katılmıyorum. Sakıncalı olan, insanın kendisini bulacağı ve kendisini dinleyebileceği zaman dilimlerini es geçmesi. Umursamaması. İnsanı özünden uzaklaştıran asıl şey bu. 

Bir ay kadar daha böyle devam etmeyi düşünüyorum. Baharın gelişi ile birlikte biraz daha açılırım belki dış dünyaya. Şimdi çok huzurluyum, doluyum. 

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Yeni Bir Hayata Başlıyorum

İş değiştirmemle birlikte yeni bir hayatın kapıları aralandı benim için. İstanbul'ün en güzel yerlerinden birinde, sahil havası ve martı sesleri ile birlikte güzel bir okulda çalışıyordum. Bu sefer yine İstanbul'dayım. Okulun şehirden epey uzak olması sebebi ile biraz dışarıda bir yere yerleşmek durumunda kaldım. Eskiden okulda kalıyordum, şimdi ise kendime minik ve şirin bir daire tuttum. En kötü yanı artık sahil ve martılar yok, onun yerine uçaklar var bir sürü, bir sürü. 

İlk kez kendime ait bir dairem oluyor, dün taşındım. Vaktimin büyük kısmını temizlik yaparak geçirdim. Yarın da jet hızı ile memleketime, annemin yanında dönüyorum. Kuzenimi nişanlıyoruz. Onun nişanından sonra da annemle yeni bir hayata başlıyoruz burada. Ne kadar zor işlermiş, memleketteki evimizde her şey annemin üzerineydi. Şimdi ise benim. Elektrik, su, doğalgaz, kontrat vesaire derken bitip tükendim epey. İçinde yaşadığı şartlara da epey zor alışan bir insanım. Şu an taşındığım yer resmen bana yurt dışı gibi geliyor. 

Memleketteki evimiz bahçe içinde. Yazın bahçemize çıkar kahvelerimizi içer, siyah beyaz Türk sineması izlerdik. Komşularımız sık sık gelip giderdi. Tam bir kasaba örneği. Burada ise kapitalizmin insanları ele geçirdiğini çok rahat görüyorum. Stüdyo ya da bir artı bir daireler. Konfor var evet fakat iletişim pek yok. İnsanları şehir dışına muntazaman sürüklüyorlar ve yalnızlığa itiyorlar. Siz de buna alışmak zorunda kalıyorsunuz. Yabancılaşmak ve yalnızlaşmak böyle bir duygu sanırım. Geleli iki gün oldu ama bunları çok derinden hissediyorum. Bulunduğu ortama kolaylıkla uyum sağlayan insanlara da gıpta ile bakıyorum. Bana kalsa rahat yirmi yıl yerimden ve işimden kıpırdamadan yaşayabilir, hatta emekli olabilirim.

Önümüzdeki yılı hayallerimi gerçekleştirmek için çabalayarak geçireceğim. Bir miktar birikim yaptıktan sonra yurt dışına tekrar okumak için gitmek istiyorum. Sonrasında ise bizim ülkede güneyde bir yerlerde bahçeli minik bir eve yerleşmek hayalim var. Bu hayallerimin arasında herhangi bir kişi yok, ha olur da gelirse eyvallah. Hoş gelmişsin derim. 

14 Nisan 2015 Salı

Hayata Yolculuk












Hasan Söylemez, hikayesini kitabının kapağında gayet net bir biçimde özetliyor: "Bir bisiklet, sıfır lira, sekiz ay, on bin kilometre." Evet, aslında Hasan Söylemez'in macerası bu kadar net ve güzel. 

İnternet gazetelerinden birini okurken dikkatimi çekti Hasan Söylemez'in haberi. Nasıl yani dedim kendime önce. Hiç parası olmadan, nasıl bilinmeze doğru uzun bir yolculuğa çıkar insan. Haberin tamamını okuyunca içime bir umut serpildi. Nasıl sevindiğimi anlatamam, sevindim çünkü böyle güzel insanlar da varmış ülkemde dedim. 

Sadece bir bisiklet, yollarda geçen pek çok farklı öykü, özgürlüğe doğru çıkılan bir yolculuk. Sanırım hayallerimizi gerçekleştirebilmek için cesaretten daha fazlasına ihtiyacımız yok. 

Hasan Söylemez'in hikayesini gazete röportajlarından ya da internetten okumakla yetinmeyin derim. Bu ay ilk baskısı yapılan "Hayata Yolculuk" isimli kitabı çoktan raflardaki yerini aldı. Hayykitap'tan çıkan eser, Hasan Söylemez'in yolculuk macerasını baştan sona yalnızca samimiyet duygusu ile işliyor. Kitap için oldukça da güzel bir kapak tasarımı yapılmış. Ayrıca bana göre kitabın en güzel sürprizlerinden biri , Hasan Söylemez'in yolculuk macerası sırasında çekmiş olduğu pek çok fotoğrafın da kitabın içerisinde yer alması. Şiddetle tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.

12 Kasım 2014 Çarşamba

Belki de Bunun Adı Hayata Koşmak

Bugün çok eğlenceli bir şey oldu.Kendimi rahatlatmak adına ne yapsam deyip duruyordum.Elbette dünya kadar çocuk ile hep birlikte olunca yapacağım planlar içine çocuklar da giriyor.Akşam yemeğine doğru yol alırken hadi dedim,çizgiye doğru gelin.Yemekhane kapısının önüne kadar koşu yarışı yapacağız.Elbette bağırıp çığlık atmaya başladılar.Son hızla hepimiz koşmaya başladık.O sırada etrafı da kolaçan etmiştim bir müdür yardımcısına ya da öğretmene yakalanmayalım diye.Talih budur ki bir hızla koşarken müdür yardımcısı da yanımdan geçti.İki saat sinirli bir surat ile arkamdan baktı.Ama aldırmadım,çünkü çok eğlendik.

Yemekhane kapasında da iki öğretmene yakalandım.Ne yapıyor bu manyak demişlerdir içlerinden sanırım.Ama güzel oldu,hepimizin yüzüne musmutlu bir gülümseme yayıldı.

Bir de ben bilmiyordum bizim okulun yoga kulübü varmış.İdareden izin alabilirsem bu Cumartesi de yogaya başlıyorum.Eh vakit,kendime zaman ayırma ve yeniden dirilme vaktidir !

5 Ekim 2010 Salı

Hayata Devam(Klişe Başlıklar)

Yeni bi dönem.Her şey herkes için yeni ve tabii benim için de öyle.Zaten bu hikayede ve bu blogda başrol benim.Her ne kadar turuncu ve siyah olup hayat kokmasam da.Yeniden üniversitedeyim.Bu sene zar zor aldığım laptopumdan sesleniyorum kendime.Kütüphanede internet ücretsiz.Yani şu kablosuz bağlantı denilen şeyden var.Rahat bi yer,kocaman vesaire.En azından yazılarıma arada da olsa buradan devam edebileceğim.

Oda arkadaşlarım yenilendi.Biri Çorumlu.Diğeri Denizli öbürü ise Iğdır.Hiç kimseyle sıkı fıkı olamadığım gibi onlarla da sıkı fıkı olamıyorum.Ama geçinmeyi bilen ve genelde sinirli olup sorun çıkartmayan biriyim.Şimdilik sorun yok zaten.

Kitap okuyorum,bol bol film alıp izliyorum.İkinci dönem de bi ton kursa falan gitmeyi düşünüyorum.İyi bi gelecek çok para demek.Bunu biliyorum.Hayata bi kere gelmişken onu da elimden kaçırıp ucuz yaşamak istemiyorum.

The O.C denen diziye başladım.Aslında yabancı dizi sevmem.Bi çok yabancı dizi izleyen insanlar hava olsun diye,kültürlü görünmek için izliyorlar adım gibi eminim.Ben Fatmagül'ü izlemem yok elin bilmem ne gevurunu izlerim muhabbetinde herkes.Kimse şeyinden kıl aldırmıyor.Neyse,eleştiri günü değil bugün.

Ben yazıma son vereyim de,dizinin ilk sezonunu izlemeye devam edeyim.

Çarklar dönüyor.Ama her bi çarkın içinde bi tane de dişli olanı var.Sivrisinden.Ömrüm boyunca o çarkın içine girmemem dileğiyle.