kırmızı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kırmızı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2016 Pazar

Yeni Deniz Mecmuası















Bu senenin beni en çok mutlu hadiselerinden birinden bahsetmek istiyorum. Hadisenin adı: Yeni Deniz Mecmuası. 

Mecmua, Mart 2016 tarihi ile yayın hayatına başladı. Denizler ile ilgili aklınıza gelebilecek bütün konuların ince bir titizlikle işlendiği dergi, Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından çıkarılıyor. Yüksek lisans tezimin mühim kısımlarından birini de "denizcilik" oluşturduğu için derginin yayın hayatına başlaması beni çok mutlu etti. Üç aylık periyotlar halinde basılan dergi, Haziran ayı itibari ile ikinci sayısını da çıkardı. Oldukça hacimli ve bir o kadar da enfes konularla dolu olan Yeni Deniz Mecmuası'nı okumanızı tavsiye ederim.

Öyle teknik bir dergi olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, tarihle iç içe, denizi kıyısından köşesinden ya da tam ortasından tutmuş bütün konular ile ilgileniyor mecmua. Bir kez de buradan teşekkür etmek isterim ekibe, ellerinize sağlık efendim, denizler kadar derin ve engin bir iş olmuş. Daim olsun.

16 Şubat 2016 Salı

Sylvia Plath: Sırça Fanus

Sylvia Plath, uzun zamandır tanışmak istediğim yazarlardan biriydi. Kendisinin çok bilindik bir hikayesi var. 1932 yılında ABD'de doğan Plath, tek romanı Sırça Fanus'u yazdıktan bir süre sonra 1963 yılında yaşamına kendi eliyle son veriyor. Bu yüzden benim için oldukça önemli bir yazar.

 Hayatına son veren ve genç yaşta hayatını kaybeden sanatçılara karşı özel bir ilgim var; özellikle hayatına kendi eliyle son verenlere karşı... Peki neden? Ben bunun çok cesurca bir eylem olduğunu düşünüyorum. Sylvia Plath gibi yazarlar, sanatçılar çok daha duyarlı ve naif insanlar, hayatın bunca kabalığını kaldıramayacak kadar duyarlı, çevresini ve kendisini çok iyi duyumsayan insanlar. Bir yerde bir problemleri var hayat ile, dünya ile. Sürekli bir sorgulama halindeler, başta varlık nedenleri olmak üzere. Bunun çok kutsal ve çok samimi olduğunu düşünüyorum.Onların; hayata farklı gözle bakabilen, yaşamın anlamı üzerine kafan yoran nadir insanlardan olduğunu düşünüyorum. 

Sırça Fanus'u çok beğendim. Gecenin sabaha varışında bir çırpıda bitti. Sırça Fanus, Sylvia Plath'ın duygularını da içinde barındıran bir roman. Etkiledi beni. Şöyle bir bölüm var kitabın içinde; sanırım en sevdiğim kısım bu oldu: 

"Dünyadaki en güzel şey gölge olmalıydı, gölgenin milyonlarca kımıldayan şekli ve çıkmaz sokakları. Büro çekmecelerinde, dolaplarda, bavullarda hep gölge vardı, evlerin, ağaçların, taşların altında ve insanların gözlerinin, gülümsemelerinin ardında gölge vardı ve dünyanın gece tarafında kilometrelerce boyunca gölge vardı."

8 Şubat 2016 Pazartesi

Orhan Pamuk: Kırmızı Saçlı Kadın

Geçenlerde bir arkadaşım ile Orhan Pamuk üzerine sohbet ederken şöyle bir şey söyledim: "O kadar iyi bir yazar ki, ne yazsa okurum." Bunu söyleyebileceğim yazar sayısı çok değildir; Sezgin Kaymaz ve Gündüz Vassaf gibi isimler aklıma ilk gelenler. 

Kırmızı Saçlı Kadın'ı da çıkar çıkmaz alıp okudum. Hatta kitabın ilk tanıtımını gördüğüm zaman 1 Şubat idi. Romanın çıkış tarihine dikkat etmeden koştur koştur kitapçıya gitmem ile 3 Şubat'ta çıkacak olmasını öğrenmem bir olmuştu.

Kırmızı Saçlı Kadın'da Orhan Pamuk, Kral Oidipus ile Rüstem ve Sührab'ı kendi yaratıcılığı ile birleştiriyor, nihayetinde ortaya gerçekten enteresan denilebilecek ve beklenmeyen bir son ile biten bir roman çıkıyor. Mahmut Usta'nın hikayeleri, Cem'in Mahmut Usta'ya karşı tutumu epey etkiledi beni.

Kitaptaki baba oğul analizlerini de çok beğendim. Özellikle altını çizdiğim ve burada da paylaşmak istediğim bir kısım var. Orhan Pamuk bizim ülkenin analizini gerçekten iyi yapan yazarlardan biri. 

"O zaman sana babalık etmemiş dedi" dedi Kırmızı Saçlı Kadın. "Sen de kendine başka bir baba bul. Herkesin babası çoktur bu ülkede. Devlet Baba, Allah Baba, Paşa Baba, Mafya Babası...Burada kimse babasız yaşayamaz."


30 Aralık 2011 Cuma


Kırmızı Düşünceler


Üzülüyorum ben,bu ülkede yaşadığım için.Beti benzi atmış bir yüreğin kirlenmesi,içi dışı karpuz kabuğu,nane yeşili bir cahillik bu.Ne desem,ne yakıştırsam zatımın tasvirlerine,elim ayağım dolandı.Bir insan olmak nasıl bu kadar kolay olabilir,nasıl bu kadar kolay hazmedebiliriz ölümü,ölü olmayı.

Hayret makamından kürdi hicazkar bir şarkı söylesim var,ağıt yakasım var dağlara beni de içine alsınlar diye.Koklayasım var yaylaların binbir renk iklimini,kilidi kırasım var insan kardeşim,hep birlikte uzak duralım diyesim var,bizi sevenlerin yanına göçelim,pılımızı pırtımızı toplayalım diyesim var.

Güç bela yaşıyoruz zaten,afaki durumlarda çabuk galeyana geliyoruz belki de bu yüzden şaşırıyoruz,soruyoruz kaptanımıza devamlı puslu kıtalar nerede,neresi oralar ? Güneş doğmaz mı hiç ? Oysa insandık biz,insan olmak istedik biraz daha güneşi görebilme umudu ile.

Üzgünüm ben,çok üzgünüm.
Oysa her şey normal gibiydi,hala Noel Baba vardı,kırmızı donlar vardı sokaklarda bugün,gülen insanlar vardı.Bense düşüncelerdeydim,kırmızı düşüncelerde.
İnsan mıydık biz oysa ?