tek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2016 Pazar

Tek Başına Bir Adam II












"Hayat belki de bir iki dakikalığına, bedenin kimi uzak bölgelerindeki dokularda oyalanmayı sürdürüyor. Sonra ışıklar birer birer sönüyor. Zifiri karanlık çöküyor. Ve eğer George dediğimiz bu yok-varlık son şok arasında gerçekten de başka bir yerlerde idiyse, döndüğünde yersiz yurtsuz kaldığını görecek. Çünkü artık kendini şurada, yatağın üzerinde horlamaksızın uzanmış yatan şeyle özdeşleştiremez. O şey artık arka kapının oradaki bidonun içindeki süprüntülerle akrabadır. İkisi de kaldırılıp götürülmeli, baştan atılmalıdır çok geç olmadan."

Bir insan nasıl bu kadar hisli olabilir? Ölümü nasıl bu kadar şeffaf ve bir o kadar da kapalı anlatabilir? Bir insan bu yazdıklarını nasıl bu kadar iyi hissedip, hissettirebilir. Her okuyuşumda sarsıyorsun beni sayın Isherwood. Kimi zaman seni düşlüyorum, oturup sohbet ettiğimizi hayal ediyorum. Dudaklarının arasından çıkan her sözcük ile baştan aşağıya ıslanmak, yenilenmek ve kendime gelmek istiyorum. Bu istekler ile birlikte seni okumak hissi bile şahane hissetmeme yetiyor. George ve Jim arasındaki aşk kalbi olan hangi insanı etkilemez ki? Seni seviyorum Isherwood, hem de bunu bilmediğin kadar çok.

Christopher Isherwood: Tek Başına Bir Adam

"Bu küçük yerde günbegün, yıllarca birlikte yaşayan iki insan düşünün, dirsek dirseğe oturup aynı küçük ocağın başında yemek pişiren, dar basamaklarda geri çekilerek birbirine yol veren, aynı küçük banyo aynasının önünde durup tıraş olan, durmadan birbirini dürtükleyen, itekleyen, birbirinin vücuduna yanlışlıkla ya da bilerek, sevişmek ya da dövüşmek isteyerek, beceriksizce ya da sabırsızca, aşkla ya da öfkeyle çarpan iki insan -artlarından her yerde, görünmez de olsa ne derin izler bırakmışlardır bu iki kişi, bir düşünün!"

En sevdiğim yazar, en sevdiğim kitap. Defalarca okuduğum tek kitap. 

26 Ocak 2016 Salı

Christopher Isherwood: Hoşça Kal Berlin

Christopher Isherwood, en sevdiğim yazarlar listesinde başı çekenlerden. Belki de kendisini daha yakından tanımamıza sebep, Tek Başına Bir Adam adlı kitabını kaleme almış olması. Kitap, 2009 yılında Tom Ford tarafından sinemaya da uyarlandı. Beni en çok etkileyen filmlerden biridir. Derin içeriği ve yoğun duygusu ile. 

Christopher Isherwood'un genç yaşlarda keşfetmiş olduğu eşcinselliğini eserlerinde görebilmemiz mümkün. Hoşça Kal Berlin'de de bu durumu oldukça yumuşak ve duygusal işlemiş. Örneğin kitapta Peter ve Otto arasındaki ilişki oldukça güzel betimlenmiş. Peter'a göre genç Otto ile arasındaki ilişki arkadaşlık ilişkisinden çok farklı. Onu gerçekten seviyor, ona bağlı. Otto'nun Peter'a karşı ilişkisi ise daha belirleyici, duygusallıktan uzak, arkadaşlığa ya da dostluğa çok daha yakın. Ama ikisini bir araya getiren nedenler çok farklı olsa da, nihayetinde birlikteler. Isherwood, eşcinsel ilişkileri direkt işlemiyor, kişilerin ne hissettiklerine ağırlık veriyor. Belki de kitaplarını okuduğunuzda kahramanlarından bazılarının eşcinsel olduğunu bile anlamayabilirsiniz. Hoş, Peter ile Otto arasındaki ilişkide de eşcinsellikten bahsedemeyiz belki. Belki bu sadece benim algılayış biçimim. Bilemiyorum. 

"Aralarındaki ilişkinin en yıkıcı özelliği, ilişkinin doğasında yatan can sıkıntısı aslında. Peter'ın sık sık Otto'dan sıkılması çok normal; hemen hemen hiçbir ortak ilgi alanları yok; ama Peter, duygusal nedenlerle, bunun böyle olduğunu hiçbir zaman itiraf etmeyecek. Otto'nun böyle nedenleri olmadığından, "Burası ne kadar can sıkıcı!" dediği zaman, Peter'ın sarsıldığını ve alındığını görüyorum. Oysa Otto'nun, Peter'a kıyasla çok daha az canı sıkılıyor; Peter'la arkadaşlık etmeyi gerçekten eğlenceli buluyor ve günün büyük bir bölümünü onunla geçirmekten memnuniyet duyuyor. Otto bir saat boyunca durmaksızın saçma sapan konuştuğu zaman, Peter'ın onun susmasını ve çekip gitmesini gerçekten istediğini çok gördüm. Ama bunu itiraf etmesi Peter'a göre tam bir yenilgi olacak, onun için sadece gülüp ellerini ovuşturuyor; el altından, Otto'yu son derece sevimli ve komik bulma numarasını benim de desteklememi istiyor."

3 Mayıs 2015 Pazar

Nice Yıllara
















Dün, sevdiğim bir arkadaşım ile birlikte İstanbul Devlet Tiyatroları Cevahir Sahnesinde idik. Tuncay Özinel'in kaleme aldığı Nice Yıllara isimli oyunu izledik. Tek kişilik bir oyun. Oyuncu ise Defne Yalnız. 

Zamanın önemli tiyatro sanatçılarından biri olan lakin artık şöhrete veda etmiş, yoksul ve yalnız bir kadını oynuyor Defne Yalnız. Yani Zerrin'i. Zerrin'in kendisi ile hesaplaşmalarını izliyoruz sahnede. Tiyatro aşkı oldukça güçlü. Yılların sahne tecrübesinin ardından tekrar sahnelere dönmek ve hatırlanmak istiyor. Evindeki telefon ile kurduğu bağ oldukça dramatik. 

Eserin içerisinde yer yer, çeşitli klasik oyunlardan da replikler duyuyoruz. Sanat camiasına göndermeler de mevcut. Oldukça naif göndermeler yapılmış. 

Çok başarılı buldum Defne Yalnız'ı bu oyunda. Emeği karşısında saygıyla eğiliyorum. Gitmek isteyenler için bilet fiyatlarını da hatırlatmamda fayda var. Devlet Tiyatrolarında öğrenci için 6 lira, tam için ise 10 lira tutarında bir fiyatlandırma var. Elzem olmayan pek çok şey için bu paraları harcıyoruz, tiyatro için de verebileceğimizi düşünüyorum. Oyunun içerisinde seyirci olarak yer almak bile çok keyifli. İyi seyirler dilerim.