Çoğu zaman zihnimde biriken düşünceler ile boğuşuyorum, bu düşünceler hayatla olan bağımı kopardığı gibi etrafımda olup bitenleri algılamamı da engelliyor. Bazen, sadece kendi gerçekliğimde yaşadığımı düşünüyorum. Bir türlü etrafa açılamayan gözlerim, anın bütünlüğü ile olan eşsiz uyumu yakalayamıyor. Genelde etrafımı gözlemliyorum, dinliyorum ve çok az konuşuyorum. Tüm bunlar, sanki yorgunluk belirtileri, üstelik bu kadar genç yaşta.
Bazı zamanlar kendimi daha enerjik olmaya zorluyorum, ivmemi artırdıkça zihnimin ve bedenimin mutlu olmadığını seziyorum. Dışarıda olduğum ya da olmak zorunda olduğum zamanlar, zihnim eve dönmem gerektiğini söylüyor. Eve dönmem, bir kitap alıp okumam, bir film izlemem ve kendi köşeme çekilmem... İnsan çoğu zaman kendi zihni ile boğuşuyor, kendi zihni ile dertleniyor ve soluklanıyor. Bazen de düşündükleriniz, yaşadıklarınız, yaşayacaklarınız ve etrafınızda olup bitenler zihninize ağır geliyor.
Kalabalık ortamlarda insan gürültüsünden, sesinden, konuşmalarından hoşlanmıyorum. İşim gereği etrafımda olan insanlarla bir görevmiş gibi iletişim kuruyorum, derine inmekte zorluk yaşıyorum. Oysa tanıdığım pek çok insandan daha duyarlı, daha derin olduğuma inanıyorum. Bazen cümleleri toparlayacak, kendimi anlatacak gücüm bile kalmıyor. Belli ki bu yüzden yazıyorum, belli ki bu yüzden okumayı bu kadar çok seviyorum.
Küçüklüğümde böyle olmadığımı hatırlıyorum, mahalledeki tüm arkadaşlarımı toplayıp, organize edip gece yarılarına kadar eve girmezdik. Çok fazla arkadaşım vardı, çok severdim, çok sevilirdim, o zamanlar içimde bitmek bilmez bir enerji vardı. Okuldaki sene sonu gösterilerinde başrollerde oynardım, hatta çevre ilçelerden ve illerden çağırırlar onlara da gider gösterimizi yapardık. İlçemizdeki herkes neredeyse tanırdı beni. Ne değişti, neler devindi içimde çözemiyorum. Bir şeyler ters döndü, bir yerde durakladım. İçime kapanıp, hayatı başka bir dünyadan, daha sakin ve daha kendi halinde yaşamaya başladım. Oysa bu halimden de memnunum lakin son zamanlarda çevremde sözlerine değer verdiğim tüm insanlar ağız birliği etmiş gibi bu halimi sorguluyor ve dış dünyayı görmem gerektiğinden bahsediyor. Ben de ısrarla bunun benim yapım olduğunu savunuyor, dünyayı ikiye ayırmadığımı izah ediyorum.
Türlü duygular, türlü kapanışlar, türlü yorgunluklar ve kısa süreli adımlarla yol alıyorum. Bir yerde bir değişim olacak gibi sanki, ya da bir mucize işte, tıpkı klişe filmlerdeki gibi. Belki de tüm bunları beklerken yaşlanacak ve hayata veda edeceğim. Tüm bunları düşündükçe, yaşamın anlamının içinin hiç de dolu olmadığının farkına varıyorum. Bir yerlerde yaşanabilecek yeni bir hayat varsa eğer, bilmem ki, varsa kendini azıcık belli etsin. Denememe, düşmeme izin versin. Düşeyim de kaldırmasın.