18 Ağustos 2015 Salı
North & South
North & South, 2004 yapımı bir mini dizi. BBC kanalında gösterime giren dizi toplamda her biri hemen hemen bir saatlik dört bölümden oluşmakta. 2004 yılından bu yana epey zaman geçse de, dizi olanca güzelliği ile seyredilmeyi bekliyor.
İngiliz Sanayi Devrimini ve dönemin tarihini konu alan dizi, bir ailenin ve genç bir kadının bakış açısı ile seyrediyor. Margaret, annesi ve papaz babası ile İngiltere'nin güneyinde kırsal bir bölgede yaşayan, iyimser ve olgun genç bir kadın. Babasının kilise yönetimi ile olan problemleri sebebi ile İngiltere'nin kuzey bölgelerinden Milton'a taşınma kararı alıyorlar. Güneydeki sessiz ve sakin hayatlarından, Milton gibi sanayi şehri olmaya aday ve yoksulluğun yaşandığı bir kente alışmak aileyi epey zorluyor.
İngiliz tarihini ve sınıfsal çatışmaları oldukça güzel aktaran BBC dizilerini sevmemek elde değil. Bugün yalnızca, dünyanın gelişmişliği daha doğrusu medeniyet için atılan adımların en büyüğünden sayılan İngiliz Sanayi Devriminin iç yüzü, sınıf ayrımı ve işçi hakları üzerinden devam eden dizi, bize devrimin görülmeyen ya da görülmek istenmeyen yanlarını aktarıyor.
Dizideki en güzel ayrıntılardan biri şu ki, daha önce Downton Abbey'de severek izlediğimiz Brendan Coyle, bu yapımda da karşımıza çıkıyor.
North & South, müzikleri de dahil olmak üzere her yönü ile oldukça başarılı bir dizi. Margaret'ın ilk bölümün sonunda söylediği şu dokunaklı sözler ile bitirmek istiyorum yazımı: "Sanırım Tanrı burayı terk etmiş. Sanırım cehennemi gördüm. Cehennem beyaz, kar beyazı."
Nate Ruess: Great Big Storm
Bilmiyorum, sadece ben mi böyle düşünüyorum; Nate'in solo albümündeki şarkıların hepsinde beni yansıtan bir şeyler var. Sanki bir parça umut ışığı, bir parça yıldız tozu serpilmiş her şarkıya. Great Big Storm adlı parçayı dinlemenizi tavsiye ediyorum, hatta klibin kamera arkası da oldukça zevkli. Mutlu günler dilerim.
Virginia Woolf: Yalnızlık Bir Ömür
Haziran 2015 tarihinde ilk baskısını yapan aforizmalar, Virginia Woolf'e ait. Zeplin Düşünce tarafından basılan eserin çevirisini ise Nil Sakman üstlenmiş. Woolf, aforizmalarında genel olarak kadın ve erkek ilişkileri, iki cinsin birbirlerini algılayış biçimi üzerinde duruyor. Bunun dışında en sık değindiği konularından biri ise kuşkusuz ki edebiyat. Kimi zaman da sağlık üzerine yazmış Virginia.
Bu küçük kitapta kendinizden pek çok şey bulmanız mümkün elbette daha fazlasını ise Virginia'da bulacaksınız.
"Shakespeare'in önemsiz bir şarkısı, yoksul ve kötülere dünyadaki tüm vaiz ve hayırseverlerden daha fazla yardımcı olmustur. Bu nedenle mesajimizi carpitmadan göndermek yolunda harcanan hiçbir saat, bulunduğumuz hiçbir özveri fazla olamaz."
Bu küçük kitapta kendinizden pek çok şey bulmanız mümkün elbette daha fazlasını ise Virginia'da bulacaksınız.
"Shakespeare'in önemsiz bir şarkısı, yoksul ve kötülere dünyadaki tüm vaiz ve hayırseverlerden daha fazla yardımcı olmustur. Bu nedenle mesajimizi carpitmadan göndermek yolunda harcanan hiçbir saat, bulunduğumuz hiçbir özveri fazla olamaz."
17 Ağustos 2015 Pazartesi
Yeni Okul Yeni Heyecan
İki gün sonra yeni okulumda göreve başlıyorum. Daha doğrusu, okula bu yıl gelen öğretmenler için bir barbekü partisi hazırlanmış. Önce orada bulunucağım. Ardından ise oryantasyon programım başlıyor. Üçüncü öğretmenlik yılımdayım lakin her yıl okullar açılmaya başlayınca içim kıpırdıyor, bir de bu yıl yeni bir okulda görev yapacak olmanın heyecanı var. Umarım yeni eğitim ve öğretim dönemi bana sağlık ve başarı getirir. Geliyorum yavrucanlarım.
9 Ağustos 2015 Pazar
Vivian Maier
Vivian Maier, 1 Şubat 1926 doğumlu bir kadın. İlk etapta sıradan biri gibi duruyor. Epey uzun boylu, dönemin giyim tarzından farklı giyinen, postallarını ayağından neredeyse hiç çıkartmayan, büyük ve geniş kabanlar giyen ve başından fötr şapkasını esirgemeyen bir kadın o.
Aile geçmişine baktığımızda ise, durum tam bir sır perdesi. Vivian, Amerika'ya geldiğinde önce bir tekstil firmasında çalışıyor. Ardından, uzun yıllar süren dadılık macerası başlıyor. Pek çok ailenin uzunlu kısalı dadısı olarak görev yapıyor. Evinde dadılık yaptığı ailelerden ise istediği olmazsa olmaz bir nesne var. Bu bir asma kilit! Kapısını sıkı sıkıya kilitliyor ve oraya kimsenin girmesini istemiyor.
Vivian, yaşadığı süre boyunca bir sürü fotoğraf çekiyor. Fotoğraf temalarına bakıldığında, Amerika'nın yoksul semtlerinin, insanların günübirlik hayatlarının kayıtlarını tutttuğu görülüyor. 83 yaşında hayata gözlerini yuman Vivian, yaşarken tanınan bir fotoğrafçı değil. Hatta kendisinin fotoğraflarını gören insan sayısı çok az, kendisi bile bazı fotoğraflarını baskı halinde görebilmiş değil. Bu durum işi biraz gizemli kılıyor hatta biraz dememeliyim, epey gizemli kılıyor.
Tüm bu gizemi bir ölçüde çözen ve Vivian'ı gün yüzüne çıkaran John Maloof'a çok şey borçluyuz. Vivian'ın hayat hikayesini anlatan güzel bir belgesel film de mevcut. Orijinal adı "Finding Vivian Maier" olan film dilimize, "Vivian Maier'ın Peşinde" olarak çevrilmiş.
Bu ilginç bir o kadar da başarılı yaşam öyküsüne dokunmak ve Vivian'ın çektiği olağanüstü fotoğraflar ile tanışmak için, belgesel filmi izleminizi tavsiye ediyorum. Hele ki biraz fotoğraf ile ilgileniyorsanız, Vivian'ın fotoğraflarına aşık olmamanız mümkün değil.
Huzurlar içinde uyu Vivian.
Küçük Bir Kız Çocuğu
Bugün markette küçük bir kız çocuğu ile karşılaştım. Kasada hemen önümdeydi, muhtemelen annesinin almasını istediği yemeklik birkaç şey almıştı. Kasadaki görevliye uzattığı paradan bir miktar bozukluk arttı. Bir anda ortadan kayboldu, geri geldiğinde elinde kocaman bir portakallı gazoz, yüzünde ise görülmeye değer bir mutluluk vardı. Bu mutluluğa şahit olduğum için çok şanslıyım, küçük mutluluklar nasıl da yetiyor çocuklara, yetişkinlere yetmediği kadar.
8 Ağustos 2015 Cumartesi
Tigran Hamasyan: Lament
Tigran'ın bu yılki duraklarından bir tanesi Türkiye idi. Anadolu'nun pek çok şehrinde, antik mekanlarda konser verdi. Bunlardan en güzeli ise Ani Harabelerinde vermiş olduğu konserdi. Ani'de bulunabilmeyi çok istemiştim. Lakin telafi edebildim, Tigran'ın bir sonraki durağı İstanbul oldu. Aya İrini Kilisesinde vermiş olduğu şahane konser, müziğine olan özlemimi dindirdi. Tigran'ı kısa zaman sonra yine ülkemizde görmek isterim.
Üç hafta önce Lament adlı çalışması ile yeniden kucakladı bizleri Tigran. Yönetmenliğini Mirzoyan'ın yapmış olduğu klibi muhakkak izlemenizi tavsiye ederim. The Poet'te olduğu gibi, siyah beyaz bir tema seçilmiş klip için. Şarkı ise gerçekten çok güzel.
5 Ağustos 2015 Çarşamba
Puslu Kıtalar Atlası
"Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Oysa Uzun İhsan Efendi, Dünya'nın şahidi olmanın gerçek bir ibadet olduğunu sık sık söylerdi. Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı. Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya'nın şahidi olmaktı."
Ayvalık, Sarımsaklı ve Cunda Adası II
Ayvalık'ın en meşhur balığı Papalina. Yalnızca o bölgenin denizinde çıkıyormuş anlatılana göre. Hatta herhangi bir yerde balık istediğinizde, balık adı söylemezseniz hemen Papalina yapılıyor. Hamsiden ayırt edilmesi güç, minik bir balık lakin oldukça lezzetli. Tekne turunun rotalarından bir tanesi de Cunda Adası. Cunda'da bir saatlik bir gezinti molası veriliyor. İlk yarım saat bir rehber eşliğinde kısa bir Cunda turu yapılıyor. Ardından kalan yarım saat ise serbest zaman olarak planlanmış. Cunda, tek kelime ile enfes bir ada. Sarımsak taşından yapılmış eski binalar, severek izlediğimiz pek çok dizinin çekildiği tarihi evler ve labirenti andıran yolları ile eşsiz bir güzellik. Kıyı boyunca pek çok balık restaurantı var. Hepsi de şirin, tatlı mekanlar.
Rehber eşliğinde gezilen en önemli yer Taksiyarhis Kilisesi. Rumların yaşadığı dönemden kalan bu Ortodoks Kilisesi oldukça ihtişamlı. Koç Ailesi tarafından restore edilen kiliseye bir de müze eklenmiş. Dilerseniz müzeyi de gezme imkanınız var.
Cunda'ya gelmişken el sanatları çarşısına uğramadan geçmeyin. Ben el yapımı birkaç tane magnet aldım. Cunda'nın kedileri meşhur olduğu için, kediler ile ilgili pek çok süs eşyası göreceksiniz. Zeytini ve zeytinyağı ile de meşhur olan Cunda'dan küçük bir şişe zeytinyağı da alabilirsiniz. Ben ise, zeytin çiçeğinden yapılma kolonyayı tavsiye ediyorum. Çok hafif ve güzel bir kokusu var. Sakızlı dondurmayı da unutmamak lazım, gayet hoş bir dondurma.
Tekne turu ile gezdiğimiz Cunda'daki bir saat bize yetmedi. Bir akşam vakti, minibüs ile Sarımsaklı'dan Ayvalık'a geçtik. Ayvalık'tan ise tekne ile Cunda'ya geçtik. Eğer arabanız yoksa kesinlikle Cunda'ya geçmek için tekneyi kullanın. Ayvalık'a döndüğünüze ise Ayvalık tostu yemeden ayrılmayın, tostlar gerçekten çok leziz. Geri kalan vaktimizi ise Sarımsaklı Plajlarında denize girerek geçirdik.
Ayvalık, çok küçük birikimler ile tatil yapabileceğiniz bir yer, kesinlikle tavsiye ederim. İyi tatiller, bol eğlenceler.
Rehber eşliğinde gezilen en önemli yer Taksiyarhis Kilisesi. Rumların yaşadığı dönemden kalan bu Ortodoks Kilisesi oldukça ihtişamlı. Koç Ailesi tarafından restore edilen kiliseye bir de müze eklenmiş. Dilerseniz müzeyi de gezme imkanınız var.
Cunda'ya gelmişken el sanatları çarşısına uğramadan geçmeyin. Ben el yapımı birkaç tane magnet aldım. Cunda'nın kedileri meşhur olduğu için, kediler ile ilgili pek çok süs eşyası göreceksiniz. Zeytini ve zeytinyağı ile de meşhur olan Cunda'dan küçük bir şişe zeytinyağı da alabilirsiniz. Ben ise, zeytin çiçeğinden yapılma kolonyayı tavsiye ediyorum. Çok hafif ve güzel bir kokusu var. Sakızlı dondurmayı da unutmamak lazım, gayet hoş bir dondurma.
Tekne turu ile gezdiğimiz Cunda'daki bir saat bize yetmedi. Bir akşam vakti, minibüs ile Sarımsaklı'dan Ayvalık'a geçtik. Ayvalık'tan ise tekne ile Cunda'ya geçtik. Eğer arabanız yoksa kesinlikle Cunda'ya geçmek için tekneyi kullanın. Ayvalık'a döndüğünüze ise Ayvalık tostu yemeden ayrılmayın, tostlar gerçekten çok leziz. Geri kalan vaktimizi ise Sarımsaklı Plajlarında denize girerek geçirdik.
Ayvalık, çok küçük birikimler ile tatil yapabileceğiniz bir yer, kesinlikle tavsiye ederim. İyi tatiller, bol eğlenceler.
3 Ağustos 2015 Pazartesi
Ayvalık, Sarımsaklı ve Cunda Adası I
Eve yerleştikten sonra ilk günü denizde geçirdik. Sarımsaklı'nın oldukça uzun bir plajı var, kumu da bir hayli güzel. Denizinin çok temiz olduğunu söyleyemeyeceğim, suyu da bir hayli tuzlu. Fakat suyun daha temiz olduğu plajlar mevcut. Zaten plajının uzunluğu daha en baştan insanı cezbediyor. Şezlong kiralamak isterseniz farklı fiyatlar ile karşılaşabilirsiniz. Örneğin bir plajda iki şezlong 20 lira iken bir yanındakinde 25 lira olabiliyor. Fiyatlar için konuşmakta yarar var. Yalnızca iki gün şezlong ihtiyacı duydum ben, o da rahat güneşlenebilmek için. Onun dışında havlularımızı halk plajındaki kumlara yayıp denize girdik.
İkinci günü tekne turuna katıldık. Eğer birkaç erkekseniz tekne turlarının çoğu sizi kabul etmiyor. Daha önce yaşanılan taşkınlıkları öne sürüyorlar. Bu durumda iyi bir tur rehberine denk gelmeniz gerekebilir. Bizim şansımız yaver gitti. Hemen hemen tüm turlarda fiyat aynı 35 lira. Turun içerisinde animasyon, müzik ve yemek var. Papalina adı verilen balık çok ünlü. Sınırsız balık, ekmek ve salata ikram ediyorlar. Ardından bir de meyve servisi var. Çıplak Ada, Kleopatra Plajı ve Ortunç Koyu teknenin konakladığı yerler. Koyları oldukça temiz ve suyu da bir hayli soğuk. Bu koylarda belirli süreler için yüzme şansınız da var. Oldukça zevkli oluyor.
İkinci bir yazı ile tatil maceramı anlatmaya devam edeceğim. Arkası yarın diyelim. Sağlıcakla kalın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





