Bu aralar pek fazla yazamıyorum.İşten arta kalan vakitlerde de minik evime kapanıp pek çok şey okuyorum,ders çalışıyorum ve bir şekilde kendimi farklı zamanlardan ve mekanlardan tecrit etmeyi başarıyorum.
İçimdeki uzaklara gitme hayali hala sönmüş değil.Bazen minik bir erkek çocuğu evlat edindiğimi,onunla birlikte çok uzak diyarlarda mutlu bir hayat kurduğumu düşlüyorum.Yakasında minik bir papyon olan minik bir erkek çocuğu..
Bu arada son videoları "Daydreaming" ile eski Paramore tekrar ortaya çıktığı için mutluyum.Tavsiye ederim.
16 Kasım 2013 Cumartesi
2 Kasım 2013 Cumartesi
John Newman
Son zamanlarda sürekli dinlediğim bir adam var,John Newman.İngiliz asıllı şarkıcı 1990 doğumlu.Love Me Again isimli güzel şarkısı ile büyük bir çıkış yakaladı.Hoş çıkışı büyük olsun ya da olmasın çok güzel bir sesi var.İster istemez aklıma Amy Winehouse geliyor onu dinlerken,bir dem daha hüzünleniyorum.
İleride ismini daha çok duyacağımızı düşünüyorum.Bu aralar Cheating adlı şarkısını sıklıkla dinliyorum.Bakışlarından ve surat ifadesinden anladığım kadarıyla kendine güveni tam bir adam John.Müziğindeki soul havayı hiç kaybetmemesi dileğimle.
1 Kasım 2013 Cuma
Benim Çocuklarım
Bir sürü çocuğum var,pek çok da dünyam.İçinden biri kaybolduğunda tedirgin oluyorum.Hepsi bir aradayken rahatım.Onlarla birlikte zaman duruyor benim için,her birini tek tek dinliyorum.Zannediyorum ki bir şeyler öğretmeyi kendine meslek edinmiş,hitap ettiği kitle çocuklar olan biri için en büyük meziyet dinleme sebatını gösterebilmesi.Bir çocuğu ancak dinlediğiniz zaman anlayabiliyorsunuz.Onlar anlatırken yaşıyorlar hayatı,hem de sahici.Duyguları temizce.
Onlarla farklı bir dünyaya girdiğimi hissediyorum.Çünkü hepsinin benim gibi derin derin bakışları ve acımasız hayat hikayeleri var.Onlar birer kahraman değiller,öyle olsunlar istemem.Onlar ne güzel,ne iyi ne de hoş çocuklar.Onlar tamamen bizdenler.İçimizden.
Bir hikayeden kahraman yaratmak çok kolaydır tıpkı bir çocuktan kahraman,cengaver ve gözü pek bir küheylan yaratmak kadar..Bunu amaç edinmiyorum,bunu amaç edinmemeliyiz.
Çocuklarım kendileri gibi olabilmeliler.Yalnızca kendileri ile dans etmeliler.Dünyayı eritmeliler neşeleriyle,renklerle dolu gözleriyle.
Onlarla farklı bir dünyaya girdiğimi hissediyorum.Çünkü hepsinin benim gibi derin derin bakışları ve acımasız hayat hikayeleri var.Onlar birer kahraman değiller,öyle olsunlar istemem.Onlar ne güzel,ne iyi ne de hoş çocuklar.Onlar tamamen bizdenler.İçimizden.
Bir hikayeden kahraman yaratmak çok kolaydır tıpkı bir çocuktan kahraman,cengaver ve gözü pek bir küheylan yaratmak kadar..Bunu amaç edinmiyorum,bunu amaç edinmemeliyiz.
Çocuklarım kendileri gibi olabilmeliler.Yalnızca kendileri ile dans etmeliler.Dünyayı eritmeliler neşeleriyle,renklerle dolu gözleriyle.
18 Ekim 2013 Cuma
Ev
Bizim mahallede evler hep sobalıdır.Ben de o şanslı olanlardanım,sobamızın yanında sıcak sohbetler edebildiğimiz bir evimiz var.Minik de bir hikayesi var bizim evimizin.
Osmanlı devletinin ilk kurulduğu yerlerden birinde oturuyoruz,ufak bir ilçe.Vakti zamanında Rumlar yaşarmış bizim muhitlerde.Siyasilerin kavgası sebebiyle göçe zorlanan Rum halkı,ne yazık ki tüm eşyaları ve anıları ile birlikte bizim burayı terk etmek zorunda kalmış.
Yıllar sonra ananem ile dedem evlenip,bizim şu an oturduğumuz mahalleye taşınmışlar.Tam da karşılarındaki büyük evde yaşlı bir kadın otururmuş.Levize babaanne..Levize babaannenin kocası vefat etmiş,tek oğlu da hayırsız çıkmış Almanya'ya göç etmiş.Ananem,bu yaşlı kadını ziyaret eder ona yardım edermiş.Kadın da iyiliklerinden dolayı ölmeden önce evini ananeme vermiş,tapulamış.Evimizin de ustası Niko adında bir Rummuş.
İşte koca bir nesil,ananem ve dedem bu evde yaşayıp göç ettiler.Şimdi ise annem ve ben yaşıyoruz.Annemin de çocukluğunun geçtiği bu ahşap,bahçeli ev bizim için çok değerli.
Bazen Levize babaannenin bizimle birlikte kahvaltı sofrasına oturup çay içtiğini hayal ediyorum.Yine dedem ve ananem sofrada bize eşlik ediyorlar.Kim bilir ne sohbetler edildi,sobanın yanı başında kimler kimler ısındı.Hepsi ayrı bir anı hepsi ayrı bir mazi.
Maziye meyil edince gülüşlerimiz,neşemiz
Ruhumuzun sıcaklığı sarınca kömür kokulu odaları
Bir şarkı iner ahşap merdivenlerden aşağı
Huzur,huşu içinde geçer ömrümüz işte o vakit
Baş verir tüm anılar,indiriveririz gökten hüznü
Yağmuru ve sağanağı
Eh,idare eder sanırım uydurmasyon mısralarım.Daima huzurlu olalım,her defasında huzurla uyanalım.Hep huzur soluyalım efendim.
Osmanlı devletinin ilk kurulduğu yerlerden birinde oturuyoruz,ufak bir ilçe.Vakti zamanında Rumlar yaşarmış bizim muhitlerde.Siyasilerin kavgası sebebiyle göçe zorlanan Rum halkı,ne yazık ki tüm eşyaları ve anıları ile birlikte bizim burayı terk etmek zorunda kalmış.
Yıllar sonra ananem ile dedem evlenip,bizim şu an oturduğumuz mahalleye taşınmışlar.Tam da karşılarındaki büyük evde yaşlı bir kadın otururmuş.Levize babaanne..Levize babaannenin kocası vefat etmiş,tek oğlu da hayırsız çıkmış Almanya'ya göç etmiş.Ananem,bu yaşlı kadını ziyaret eder ona yardım edermiş.Kadın da iyiliklerinden dolayı ölmeden önce evini ananeme vermiş,tapulamış.Evimizin de ustası Niko adında bir Rummuş.
İşte koca bir nesil,ananem ve dedem bu evde yaşayıp göç ettiler.Şimdi ise annem ve ben yaşıyoruz.Annemin de çocukluğunun geçtiği bu ahşap,bahçeli ev bizim için çok değerli.
Bazen Levize babaannenin bizimle birlikte kahvaltı sofrasına oturup çay içtiğini hayal ediyorum.Yine dedem ve ananem sofrada bize eşlik ediyorlar.Kim bilir ne sohbetler edildi,sobanın yanı başında kimler kimler ısındı.Hepsi ayrı bir anı hepsi ayrı bir mazi.
Maziye meyil edince gülüşlerimiz,neşemiz
Ruhumuzun sıcaklığı sarınca kömür kokulu odaları
Bir şarkı iner ahşap merdivenlerden aşağı
Huzur,huşu içinde geçer ömrümüz işte o vakit
Baş verir tüm anılar,indiriveririz gökten hüznü
Yağmuru ve sağanağı
Eh,idare eder sanırım uydurmasyon mısralarım.Daima huzurlu olalım,her defasında huzurla uyanalım.Hep huzur soluyalım efendim.
17 Ekim 2013 Perşembe
Girls/Girls/Boys
Panic! At The Disco yeni albümleri "Too Weird To Live,Too Rare To Die" ile 8 Ekim'de özlenen bir çıkış yaptılar.Öncesinde Miss Jackson ve This Is Gospel adlı şarkılarına klipler geldi.Albümün çıkışı ile de Girls,Girls,Boys adlı şarkılarına klip çektiler.
Panic tarzının elektronik bir zemine doğru kayması beni telaşlandırmıyor değil.Özellikle Miss Jackson'da bunu çok net görebildik.Girls,Girls,Boys da aynı tarz bir şarkı.Eski Panic'i özlemiyor değilim lakin bu hallerinden de hoşnutsuzluk duymuyorum,yeni albümlerinin güçlü bir altyapısı olduğunu düşünüyorum.
Klibe gelince,Brendon Urie hiç olmadığı kadar cesur davranmış.Kötü mü olmuş ? Kesinlikle hayır.Brendon Urie'ye hayran biri olarak,çok güzel bir klip olduğunu söyleyebilirim.
16 Ekim 2013 Çarşamba
Life During Wartime
Birkaç parça insan.Mesela bunlardan biri Joy.Histerik diyebilirim sanırım onun için,dünyaya ait olmayan bir karakter.Kalbi güzel,duygularla dolu.İlk onun sahnesi ile başlıyor film.Bir hayli etkili bir başlangıç bence.Sonra Joy'un kız kardeşi.Kocası bir pedofil ve hapiste.Üç çocuğu var.Yeni biri ile evlilik arefesinde.Küçük oğlu üzerinden işleniyor hikaye.Hikaye kitaplarından çıkmış gibi,masalsı bir yüze ve turuncu benlere sahip olan,babasına özlem duyan bir çocuk.O bir erkek..Sonra Joy'un bir başka kız kardeşi.Mutsuz,ününü taşıyamayan depresif bir kadın.
Film Venedik Film Festivalinden en iyi senaryo ödülü ile dönmüş.Ki filmde en beğendiğim iki ayrıntıdan biri senaryo idi.Bir de pastel tonlarda değişen uzun soluklu fotografik kareler.Mesela Joy'un gece vakti annesinin evinden çıkıp,yalınayak ayın altında yürüdüğü saniyeler.
Kuvvetli senaryosu ile güzel hisler uyandırdı bende Todd Solondz'un bu filmi.İzlenmeli diye düşünüyorum.
15 Ekim 2013 Salı
Nietzsche Ağladığında
Nietzsche Ağladığında belki de Yalom'un en meşhur kitaplarından biri.Hatta kuşkusuz öyle.Kitabın içinden çıkardığım çok güzel notlar var.Bunlardan biri,baba kavramı ile ilgili olan,fazlasıyla dikkatimi çekti.Henüz altı yaşında,bir vaiz olan babasını kaybeden Nietzsche anlatıyor ;
"Sırtımda babamı taşıma yükünü yaşamadım hiç,onun yargılarının ağırlığı boğazıma çökmedi,benim yaşama hedefim onun tutkularını gerçekleştirmek biçimini almadı.Babamın ölümü bir nimet,bir özgürlük olarak da görülebilir.Onun geçici arzuları asla benim yasam haline dönüşmedi.Kimsenin daha önce geçmediği bir yolu,kendi yolumu kendim keşfetmek üzere tek başıma bırakıldım.Bir düşünün ! Ben,Deccal,sahte inançlarla cinleri kovabilir,her başarım karşısında sitemle acı ceken bir vaiz-babayla yeni hakikatler arayabilir miydim ? Tüm o yanılsamalara karşı yürüttüğüm mücadeleyi kendi kişiliğine bir saldırı olarak görecek bir babayla?"
Belki de bir vaiz olan babasıyla yaşamının zor olacağını düşünen Nietzche,bu kelamları sarf etme gereği duymuştur.Ya da gerçekten özgürlüğüne giden yolu açtığı için,babasına erken ölümünden dolayı minnettarlık duyuyordur.
Çok doğru geldi Nietzche'nin bu sözleri bana,kendi penceremden baktığımda babasızlığın bende de aynı duyguları doğurduğuna kanaat getirdim.
Ayrıntı yayınlarından çıkan,Aysun Babacan tarafından muazzam bir incelikle çevrilen bu kitap muhakkak okunmalı diye düşünüyorum,Yalom'un zekasından çıkan dolu dolu bir yazın çünkü.
5 Ekim 2013 Cumartesi
Bugünü Yaşama Arzusu
Nicedir bir psikolog yardımı almam gerektiğini düşünüyorum.Tüm bu süreçten önce öğretmenlik okurken rehberlik derslerinde bahsi geçen yöntemlerden birini kendi üstümde uygulamaya karar verdim.Bibliyoterapiden bahsediyorum.
Daha önce Yalom'un "Spinoza Problemi","Annem ve Hayatın Anlamı" adında iki kitabını okumuştum.Üçüncü olarak "Bugünü Yaşama Arzusu,Schopenhauer Tedavisi" adlı kitabını seçtim.Ve çok şey öğrendim diyebilirim.
Yalom kitapta,bize Schopenhauer'u tanıtıyor.Onun felsefesinden,hayat tarzına,aile yaşantısına daha doğrusu tüm hayatına eğiliyor.Tüm bunlar işlenirken kitapta,bir yandan da grup terapisine devam eden hastaların hayatlarına ve problemlerine ortak oluyoruz.
Bir yerde şöyle diyor,karamsar bir filozof olarak bilinen Schopenhauer;
"İnsan başta hiç mutlu değildir,ama bütün hayatını kendisini mutlu edeceğini sandığı bir şeyin peşinde çabalayarak geçirir;nadiren amacına ulaşır,ulaştığında da yalnızca düş kırıklığı ile karşılaşır;sonunda bir enkaz gibidir ve limana direkleri ve donanımları yok olmuş bir şekilde gelir.Ondan sonra da mutluluk ya da mutsuzluk aynıdır;çünkü hayatı içinde bulunduğu her dakika yok olan andan fazlası değildir ve şimdi de sona ermektedir."
Schopenhauer ve öğretisi hakkında kesin bir yorum yapmamak adına,onunla ilgili olan tüm dökümanları okumak gerekir sanırım.Her zaman "yüzümün yarısı hüzündür" derim. Belki de tüm bu sebeple Schopenhauer'a kendimi çok yakın buldum.
Şimdi de yola uzun zamandır okumak istediğim bir kitap olan Nietzsche Ağladığında ile devam ediyorum.Bakalım bir şekilde ilerlediğimi hissedebilecek miyim.Bunun ne derece doğru bir bibliyoterapi olduğu hakkında da hiçbir bilgim yok lakin Yalom okumak bana iyi geliyor.Ondan eminim.
Daha önce Yalom'un "Spinoza Problemi","Annem ve Hayatın Anlamı" adında iki kitabını okumuştum.Üçüncü olarak "Bugünü Yaşama Arzusu,Schopenhauer Tedavisi" adlı kitabını seçtim.Ve çok şey öğrendim diyebilirim.
Yalom kitapta,bize Schopenhauer'u tanıtıyor.Onun felsefesinden,hayat tarzına,aile yaşantısına daha doğrusu tüm hayatına eğiliyor.Tüm bunlar işlenirken kitapta,bir yandan da grup terapisine devam eden hastaların hayatlarına ve problemlerine ortak oluyoruz.
Bir yerde şöyle diyor,karamsar bir filozof olarak bilinen Schopenhauer;
"İnsan başta hiç mutlu değildir,ama bütün hayatını kendisini mutlu edeceğini sandığı bir şeyin peşinde çabalayarak geçirir;nadiren amacına ulaşır,ulaştığında da yalnızca düş kırıklığı ile karşılaşır;sonunda bir enkaz gibidir ve limana direkleri ve donanımları yok olmuş bir şekilde gelir.Ondan sonra da mutluluk ya da mutsuzluk aynıdır;çünkü hayatı içinde bulunduğu her dakika yok olan andan fazlası değildir ve şimdi de sona ermektedir."
Schopenhauer ve öğretisi hakkında kesin bir yorum yapmamak adına,onunla ilgili olan tüm dökümanları okumak gerekir sanırım.Her zaman "yüzümün yarısı hüzündür" derim. Belki de tüm bu sebeple Schopenhauer'a kendimi çok yakın buldum.
Şimdi de yola uzun zamandır okumak istediğim bir kitap olan Nietzsche Ağladığında ile devam ediyorum.Bakalım bir şekilde ilerlediğimi hissedebilecek miyim.Bunun ne derece doğru bir bibliyoterapi olduğu hakkında da hiçbir bilgim yok lakin Yalom okumak bana iyi geliyor.Ondan eminim.
28 Eylül 2013 Cumartesi
Ensemble,C'est Tout
Haftasonu tatili için eve gelmeden önce birkaç film almıştım kendime."Ensemble,C'est Tout" adlı film ise bu hafta izlemek üzere seçtiğim film oldu.Türkçesi ile "Bir Aradayız Hepsi Bu" 2007 yılında Claude Berri tarafından çekilmiş bir Fransız filmi.Başrolde ise Amelie adlı filmle kendini hepimize sevdirmiş olan ve bana göre çok karakteristik bir yüze sahip olan Audrey Tautou oynuyor.
Film,gayet sade bir şekilde ilerliyor.Dört farklı insanın aynı çatı altında birleşmeleri ile gelişen olaylara şahit oluyoruz.Aynı zamanda filmin içinde çok hoş fotografik kareler de yer alıyor.Örneğin Camille Philibert'in evinde uyandığı sabah,yatağının kenarına Philibert tarafından iliştirilmiş çok hoş kırmızı terlikler giyer.
Güzel bir haftasonu sonu için tercih edilebilecek sade,güzel bir film.Bazı filmlerde abartılacak bir yan bulamazsınız işte bu film tam da öyle.Sıcak bir kahve eşliğinde,ince bir çarşafa sarınarak izlenilebilecek hoş bir yapım.Tavsiye edilir.
20 Eylül 2013 Cuma
İş Halleri
Hemen hemen yirmi gün oldu işime başlayalı.Kampüste bana verilen odada internetim yok ne yazık ki.Yalnızca öğretmenler odamızda var,orada da rahat kullanamıyorum.O yüzden epeydir yazamadım.Sanırım şu vınn denilen aletlerden almam gerekecek bir tane.
Yeni bir ortama girdiğimde çok zor adapte olabilen biriyim.İtiraf etmem gerekir ki ilk bir hafta oturup ağladım.Yapamayacağımı düşündüm,ciddi ciddi eve dönüş kararları aldım.Fakat giderek alışmaya başladım.Öğrencilerimi çok sevdiğimi fark ettim.Öğretmen arkadaşlara ve ortama da giderek alışmaya başladım.Tek eksiğim annemin yanımda olmayışı.Onu da hafta sonları telafi ediyoruz artık.Üç haftadan sonra sonunda evdeyim.
Çok sevimli altıncı sınıf öğrencilerim var.Elbette beni çok uğraştıranlar var lakin geçen üç haftada pek bir problem yaşamadık.Mesela çok sevdiğim ikiz öğrencilerim var.Biri bir hippi aynı zamanda da anarşist.Diğeri ise bir sosyalist.Pek çok farklı özelliğe sahip olan öğrencilerin içinde ben de kendimi dinamik ve renkli hissediyorum.Her gördükleri yerde bana sarılmaları,saatlerce ettiğimiz sohbetler,onların hayatlarına dokunuşum..Benim için çok keyifli şeyler bunlar.
Bu arada bağırmaktan dolayı ses tellerimde ve boğazımda oluşan problemleri es geçiyorum,yazının güzelliği gölgelenmesin.
Bu arada bağırmaktan dolayı ses tellerimde ve boğazımda oluşan problemleri es geçiyorum,yazının güzelliği gölgelenmesin.
Umarım bir aksilik yaşamam ve güzel bir yıl geçiririm.Bu aralar hakikaten mutlu hissediyorum.Hiç olmadığım kadar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






