30 Mayıs 2022 Pazartesi

River

İnsanın kendi var oluşunu gerçekleştirmesi için kaygının elzem olduğunu okumuştum. Kaygılarımız yaşıyor olduğumuza dair belirtiler sunuyor, işte buradasın ve varsın. Peki bu kaygı ve var oluş ile şimdi ne yapacaksın? Ben bu sorunun cevabını bilmiyorum, sürekli arıyorum ama bir cevap bulamıyorum. Şeyleri olduğu gibi kabul etmek insanı rahatlatıyor, hiç böyle biri olamadım. Deniyorum ama en fazla birkaç dakika sürüyor. 

Geçenlerde boş dersimde okul bahçesinde bir tur attım. Sevdiğim bir müziği dinledim, ağaçlara baktım ve adımlarımı hızlandırdım. Öğrencilerin tuhaf bakışları altında, yüzümü güneşe dönerek birkaç tur yürüdüm. Toplumdan, bedenimden, diğerlerinin bedenlerinden sıyrıldığımda kendimi özgürleşmiş hissediyorum. Fakat bu düzenin içinde kendimi var edemiyorum. İçimde tarifsiz bir sıkıntı, hareket etmemi engelleyen bir şeyler var. Her şey kabul edilebilir haliyle oldukça yanlış geliyor bana, sanki var oluşuma aykırı bir şekilde yaşıyorum. Bunu oldukça derinden hissediyorum. 

İnsanların arasında varım ama yokum, sınıfta ders anlatırken varım ama yokum. Çocukları bu sistemde baskı altında tuttuğumuzu düşünüyor ve kendimi çok suçlu hissediyorum. Geçen gün, beşinci sınıf öğrencilerimi bahçeye çıkardım, bugün ders işlemiyoruz ve doğanın tadını çıkarıyoruz dedim. Elbette çok sevindiler, onları mutlu etmek ne kadar kolay. 

Çimenlerin ortasına oturduk, kimi uzanmayı tercih etti. Elime bir top aldım ve öğrenci isimlerini söyleyerek topu onlara yuvarladım. Herkes en büyük hayalini paylaştı, sonra mutluluğun ne demek olduğu üzerine konuştuk. Beşinci sınıf öğrencilerinin mutluluk tanımlarını ve hayallerini dinlemek ister misiniz? 

  • "Öğretmenim, ben hurma topları yani enerji topları yapmayı çok seviyorum. Hem size hem de tüm sınıf arkadaşlarıma yapıp getireceğim. Bu beni çok mutlu ediyor". 
  • "Öğretmenim, ben dans etmeyi ve tiyatroyu çok seviyorum. Büyüyünce bir müzikal sanatçısı olmayı planlıyorum". 
  • "Öğretmenim, ben ileride en sevdiğim arkadaşımdan ayrılmak istemiyorum. Hep onun yanında kalmak ve mutlu olmak istiyorum". 
  • "Öğretmenim, siz çok iyi bir insansınız. Hep sizin sınıfınızda olmak istiyorum". 
  • "Öğretmenim, ben hayattaki en kolay işleri yapmak istiyorum. Hayata bir kere geldik değil mi, neden kendimizi bu kadar yoralım. İşte o zaman mutluluk olur". 
  • "Öğretmenim, ben büyüyünce size mail atmak istiyorum. Yaptıklarımı anlatmak istiyorum. İşte o zaman çok mutlu olacağım". 
Mesleğim ile ilgili tüm düşüncelerim olumlu olmasa da, bu mesleğin en keyif aldığım tarafı, reel hayata kendini kaptırmış yetişkinler yerine hayalleri ile yaşayan çocuklarla çalışmak sanırım. Onları çok seviyorum, bazen beni bu dünyanın dertlerinden, var oluşumun ağırlığından alıp uzaklara götürüyorlar. Yüzlerinde hep bir gülümseme. 
  • "Peki öğretmenim, sizi en çok mutlu eden şey nedir?" Öğretmen uzun uzun düşünüyor. Sonunda diyor ki, "Ben, beni hiç kimsenin tanımadığı uzak diyarlara gitmek istiyorum. Bir sürü kedim ve çiçeğim olsun istiyorum, ahşaptan tek göz bir evim olsun istiyorum. Sabah evimin arkasında ormanda doyasıya koşayım, hiç ayakkabı giymek zorunda kalmayayım. İstemediğim, anlamlı bulmadığım şeyleri yapmaya zorlanmamayım. Tamamen özgür olayım, özgürce karar alabileyim". Öğretmen ilk kez bir hayalinden bahsediyor. Ve bir çocuk çemberin içinden öğretmene gülümsüyor, "biz de sizinle yaşamaya gelebilir miyiz öğretmenim?.."
Bu yazıya Aurora, "River" isimli şarkısı ile eşlik etti. 

I am a shadow, I am cold
And now I seek for warmth
Stitch your skin onto my skin
And we won't be alone

16 Mayıs 2022 Pazartesi

Belki Güneş Parlayabilir

Usul usul yok oluyor gibiyim, kendimi hiçbir yere sığdıramıyorum. Oturduğumuz bu kiralık daire, bu mahalle, mesleğim, öğrencilerim, annem, etrafımdaki insanlar, şehir içi yolculuklar, kitaplar, filmler, bedenim, İstanbul ve hislerim... Hepsine yabancıyım, hepsi, tanıdık yüzlerini kaybettiler. Birkaç sene öncesini düşünüyorum, hayata ne kadar da sıkı tutunuyormuşum. 

İstanbul'da ilk kez ev kiraladığımda çok mutlu olmuştum. Eşyalı bir daireydi, site içerisindeydi, bahçesinde bir havuzu vardı. Tüm tatil vakitlerimde yurt içi turlara çıkıyordum. Yaz gelmeden önce tatil planları yapıyordum, okuma hedeflerim vardı, bir yandan yüksek lisans tezimi yazıyordum. Edebiyat, içtiğim su kadar önemliydi benim için. Artık içtiğim suyu bile hesaplamıyorum, önemsemiyorum. Edebiyat okumayı bıraktım, birkaç aydır yalnızca iki, üç kitap okudum. Sayısını dahi hatırlamıyorum. Her şey bir kapanın içine sıkışıp kayboluyor gibi, her şey birer birer anlamını kaybediyor. Anlamaya çalışıyorum ya da tüm bunlar çok fazla anladığım için. Yaşam, usul usul yok oluyor gibi, kendimi kendime sığdıramıyorum. 

İş arkadaşlarım, zaman zaman onlarla birlikte bir şeyler yapıyorum. Çok keyifsiz, yanlarında sadece fiziki olarak var oluyorum. Aşk, karşıma çıkan herkesi kendimden uzaklaştırıyorum, yapamıyorum, yalnızlığı seçiyorum, rahat edemiyorum, alanım yalnızca bana ait, başkasına yer bulamıyorum. Kendime, kendimde bir yer bulamaz iken, başkası... 

Giderek yabancılaştığım bir düzen, geleceğe dair hayallerim yok. Adım atarken güçlük çekiyorum, yarın sabah işe gidecek olmak bile bir yük gibi geliyor bazen. Peki ya ne düşlüyorum? Hiçbir şey. Bir planım yok, bir aktivitem yok, hiçbir şeyle uğraşmak istemiyorum. 

Birkaç yıl önce, bir fotoğraf makinesi almıştım kendime. İstanbul'un dip köşe her yerini gezip fotoğraflar çekiyordum. Sonra yazıyordum ben, pek çok öykü ve deneme. Çok okuyordum, anlamaya çalışıyordum. İnsanlar ile bir aradaydım, hayatın akışına kendimi kaptırıyor, yağmurlu kış günlerinde Kadıköy'e film izlemeye gidiyordum. Yeni insanlar ile tanışıyor, bundan korkmuyordum. Bazı kurslara kayıt olmuştum, evime saatlerce uzakta olsalar da kurslara katılmaktan büyük keyif alıyordum. Şimdi sokağa çıkmaya bile mecalim yok. İçimde hiçbir şey yok, neden böyle oldu peki? İçimde neler devindi, neler yer değiştirdi? Neden benim de diğer insanlar gibi dış dünyada ayakta kalma becerim yok, neden bu kadar inciniyorum? İnanın bilmiyorum. Uzun süredir hiçbir şey bilmek istemiyorum. 

Gecenin bu vakti oturmuş, karanlık gökyüzüne bakıyorum. Gökyüzü olabildiğince parlıyor ama benim gözlerim artık parlamıyor. Kulaklarımda Tamino'nun sesi, Sun May Shine. 

troubled by a sound

vile and yet devout

in your eyes, in your eyes

there lies no caress, they could not shine less

8 Mayıs 2022 Pazar

Eurovision 2022

Çocukluğumdan beri Eurovision şarkı yarışmasını takip ederim. İçimde çocuksu bir heyecan uyandırır bu yarışma. Aylar öncesinden şarkıları dinlemeye, klipleri izlemeye ve değerlendirme yapmaya başlarım kendimce. Bu yıl da gelenek bozulmasın istedim, biraz değerlendirme yapmaya geldim. 

Yarışma, önümüzdeki hafta İtalya'da gerçekleşecek. Geçen yıl, Maneskin adlı İtalyan grubun kazanması ile birlikte İtalya güzel bir çıkış yakaladı. Bu sene yarışmaya Mahmood ve Blanco, Brividi isimli şarkıları ile katılıyor. Mahmood, Soldi isimli şarkısı ile yarışmaya 2019 yılında katılmış ve ikinciliği elde etmişti. İtalya'nın bu yılki şarkısını da beğendim. Bir Soldi havası olmasa da başarılı bir şarkı. Sanıyorum üst sıralarda yer alacaktır. 

En beğendiğim şarkılardan biri Portekiz'e ait. Maro isimli şarkıcının seslendirdiği Saudade isimli şarkıda yerel ezgiler var. Sıradan ve basit pop şarkılarının yer aldığı yarışmada naifliği ile parlıyor şarkı. Etnik ezgileri çok seviyorum, bu nedenle bu sene desteklediğim ülkelerden biri Portekiz. 

Bir başka favorim ise Hollanda. S10 tarafından seslendirilen şarkının adı De Diepte, Flemenkçe bir şarkı. Solistin sesi, tavrı ve şarkının bende bıraktığı hissi çok sevdim. İyi bir derece almasını umuyorum. 

Portekiz ve Hollanda dışında favorim diyebileceğim bir şarkı yok. Yine de melodilerini beğendiğim, birkaç kere açıp dinlediğim şarkılar da oldu. Örneğin Estonya'nın şarkısını başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Cyprus'un şarkısı da hoşuma giden melodiler arasında yer alıyor. Ülkelerin kendi dillerinde yarışmalarını seviyorum. Yunanca oldukça beğendiğim bir dil, bu açıdan şarkıyı ayrıca beğendim. Ermenistan'ın şarkısı da bana iyi hissettiren şarkılardan biri oldu. Bahsettiğim ülkeler dışında bana hitap eden, dinleme listeme alabileceğim başka bir şarkı yok. Biraz sönük bir yıl olacağını düşünsem de, yarışmayı izleyecek olmak bile heyecan verici olacak. Umuyorum müzik kazanır. 

7 Şubat 2022 Pazartesi

Bir Anlatı

Sanki kendimi gündelik hayatın akışına bırakınca her şey daha kolay, sıradan, olağan ve öylesine. Kendime koyduğum sınırlar, ulaşmak istediğim hedefler giderek kayboluyor. Sanki böylece yaşamak daha kolay hale geliyor. Olduğu gibi yaşamak dedikleri bu mu acaba? Benim hiç beceremediğim. 

Oysa zihnimi ve düşüncelerimi görmezden gelemem, anlama ulaşmak için edindiğim çaba anlamsızlığın ta kendisi olsa bile. Düşüncelerim bana aitler, benimle birlikteler, benimle varlar ve yok olmaya mahkumlar. İçimdeki ses, hislerim, hayatı anlamlandırma biçimim, bir fincan kahveye uzun uzun bakışım, beyaz porselenler üzerinde duran akşam öğünü, perdenin rüzgarda salınması, üzeri tozlanmış gardrop, masamda duran kitaplar, izlemek istediğim filmler, balkondaki sandalye, kapının yanındaki bisikletim, olumsuz düşüncelerim, kaygılarım, temennilerim, yokmuşum gibi var oluşum; hepsi ama hepsi bana aitler. 

Bunları yadsıyamam, ancak kendimi yadsıyabilirim. O halde varlık dediğimiz şey nedir? Bazen siyah beyaz bir görüntünün bana eşlik ettiğini hissediyorum. Uykuya dalacağım sırada ya da tam uyanmak üzere olduğum anda; gerçeklik algım yok oluyor ya da olanca gerçekliği ile kendini var ediyor. Yanılsama; sanki dünya ve insan hayatı bir yanılsamadan ibaret. Okuduğum sayfaları zihnimde evirip çeviriyorum fakat insan okuyarak var olamıyor. İnsan yalnızca yaşayarak var oluyor, deneyimleyerek öğreniyor. Öyleyse deneyimlemekten niçin bu kadar korkuyorum? Artık yeni bir şeyler öğrenecek gücüm kalmamış gibi, tozu dumana katıp ilerleyen bir yük kervanına uzaktan bakıyormuşum gibi. İçimde bir tadilat var, hiç bitmiyor gibi. 

Ama yine de gökyüzünü görebiliyorum, soğukta üşüyebiliyorum, güneşte gözlerim kamaşıyor, kendime çay demleyebiliyorum, ayakkabılarımı silebiliyorum ve sahaflardaki kimsesiz sepya fotoğraflara bakabiliyorum. Tüm bunlara değer mi? Hayatın değmediği yerlere insan eli değer mi? Hiç bilmiyorum, farkında olmadan farkına varmaya çalışıyorum. 

29 Ocak 2022 Cumartesi

Uzaktan Bir Ses

Burayı epey boşladım, sanırım aylar geçti yazmayalı. Geceye birkaç not bırakmak istedim, sonra bir daha ne zaman uğrarım bilinmez. Böylesi daha makbul olmalı, gelen isteğe karşı koymadan sözcükleri sıralamalı ve sonra yine veda etmeli. 

Sömestr tatiline girmemizle birlikte biraz rahatladım. Fakat iş temposuna ve sürekli çalışmaya alışkın olan bünyem biraz afalladı. İlk hafta bitmeden sıkılmaya başladım. Eskisi gibi kitap da okuyamıyorum üstelik, sinema deseniz tek tük. Daha çok uzanıp kendimi dinliyorum, dış dünyadan duyduğum türlü seslere kulak vermeye çalışıyorum. 

Biri çıktı karşıma, her zaman olduğu gibi bu bende büyük bir kaygı yarattı. Yine her zaman yaptığım gibi geri adım atmayı kurguluyorum kafamda. Gönül ilişkilerinden o kadar uzaklaştım ki, hiç kimseyi hayatıma dahil edemiyorum. İçimde böyle bir istek duymuyorum. Oysa bir şans versem, ben de adım atsam belki her şey çok güzel olacak. Her seferinde aynı senaryo, her seferinde aynı hisler. Sanırım, bundan sonra hayatıma kimseyi dahil edemeyeceğim. Böylesi bir kaygı ile yaşamak yerine, kendimle baş başa kalmam benim için daha kolay, daha az yorucu. Hayatta pek çok şeye anlam veremezken, bir kişinin sevgisine ve ilgisine hiç mi hiç anlam veremiyorum. Bunun için çabalayacak gücüm de kalmadı. 

Bir kahve içiyorum, bir kitabın sayfalarını çeviriyorum, pek çok sözsüz müzik dinliyorum. Hayatımla ilgili verebileceğim ayrıntılar yalnızca bunlardan ibaret. Ömür ne anlam ifade ediyor, neden bunca çaba; hiçbir fikrim yok. Tek bildiğim; özüm, zihnim, hissiyatım; bir parçası burada bir parçası ise orada. 

19 Ekim 2021 Salı

30. Yaşıma Notlar

Birkaç gün önce 30. yaşıma girdim. Annem benim için brownie yapmış, yanına da çay demledik. Doğum günlerini özel olarak kutlayan bir aile değiliz, oturup sohbet ettik. Ne ara yirmiler bitti, anlamak güç. Otuzlar ne getirir bilinmez. Hayattan ya da geleceğimden herhangi bir beklentim yok, o yüzden hiçbir şey dileyemedim. 

Bu aralar gözlerim ile uğraşıyorum. Gözlerimde türlü türlü ve ciddi sıkıntılar baş gösterdi. Bir tane de değil, birkaç teşhis birden konuldu. Sürekli doktorumun kliniğindeyim. Gün içinde gözlerimi açık tutmakta epey zorlanıyorum, maske ile ders anlatmak zorunda olmak ise tam bir işkence. Çünkü akşama kadar ağzımdan ve burnumdan çıkan sıcak havayı maske nedeni ile gözlerime üflüyorum. Bazen derslerde nefesim kesiliyor. Bu durumu hiç insani bulmuyorum. Bu şekilde yaşamaya alışmış olmamız, hem de bu kadar kısa sürede, gerçekten inanılmaz. 

Bu sene için planlarım vardı fakat ekrana bakmak beni çok kötü bir hale getirdiği için hepsini iptal etmek zorunda kaldım. Üstelik beni en çok üzen şey, kitap okurken artık birkaç sayfadan ileri gidememem. Gözlerim buna izin vermiyor. Umuyorum ki bu uzun tedavi sonucunda bir yol alabiliriz. Yoksa gerçekten bu şekilde işimi, sevdiğim uğraşlarımı devam ettirmem çok zor. 

Her hafta sonu annemle birlikte tarihi yerleri ziyaret etmeye başladık. Yazdan beri İstanbul'da görmediğimiz tarihi mekan kalmadı diyebilirim. Bir günümüzü tamamen buna ayırıyoruz. Açıkçası bana da çok iyi geliyor. Çünkü hafta içi okulda pek çok sese maruz kalıyorum. Günlük hayatta asla iletişim kurmayacağım insanlarla sürekli bir arada olmak zorunda kalıyorum. Bu beni epey zorlasa da, hafta sonlarını kurtuluş günleri gibi iple çekiyorum. 

Uzun süredir buraya yazasım gelmedi nedense. Şu anda da pek istekli olduğumu söyleyemem, sanırım yazı benim için giderek önemini kaybediyor. Hayatta her şey her birimiz için giderek önemini kaybediyor. Yalnızca içimdeki ayrılma, vazgeçme, gitme isteğinin önüne geçemiyorum. Bir şeyler değişmeli sanki, daha sakin bir yerde yaşamalıyım. Daha az insanla iletişim kurmalıyım, bu mesleği yapmamalıyım...

Umarım otuzlar bitmeden karar verebilirim, ve yine umarım ki daha sakin bir yol açılır önümde. Artık ekrana değil, doya doya yeşile ve gökyüzüne bakmak istiyorum. Özgür olmak istiyorum.

20 Temmuz 2021 Salı

Suskun

Sana bir hikaye anlatmak, sonra da sessizce uzaklaşıp gitmek istiyorum. Hikayemin başlangıcı ile sonu arasında geçecek olan zamanı kestirmem zor, hiçbir konuda garanti veremediğim gibi, bu konuda da garanti veremiyorum. Hayatın süreğen akışı içerisinde herhangi bir konuda garanti verebilmek imkansız, fakat insanların hemen hepsi bunu talep ediyor, bu konuda da beni anlayışla karşılayacağını düşünüyorum. 

Düzenin içinde bocalayan bir adamın hikayesi bu, zaman zaman ben zaman zaman da benden bir parça. Var olmaya çalışan fakat bir türlü yaralarını saramayan bir ben, sürekli kararsız, daimi bir sancı içinde. Hakikate erişmek ile hayal içinde yaşamak arasında var olan o ince sınır çizgisinde yalpalayan, adımlarından taşan bir ben. 

Her şeyi bilmek ile hiçbir şey bilmemek arasında bir fark yok kanımca, sondan başa doğru gitmek ile baştan sona yol almak arasında bir fark olmadığı gibi. İnceden esen, ardından üşüten ve düşündüren bir esintide, yokuşlu bir sokağın kaldırım merdivenlerinden usul usul çıkarken çöken o ağır havanın içinden gelen bir his, varım ve buradayım! Bilinç, üzerinde usul usul yürünen bir halının tüyleri kadar ince ve kirli. Görünenin ardından baktığımda, görmemeyi tercih ediyorum. Çünkü gören gözün sırrı beni korkutuyor, bakan gözün cehaleti kadar. Bir adım, sonra bir adım daha ileri giden insanları gıpta ile seyrediyorum, çünkü hayata yalnızca seyretmek için geldiğimi düşünüyorum. 

Mazlumun hali mücbire güç verirmiş, sakinin hali de serkeşe. Bir kapının ardına, suskunluğuma, içime ve eski bir sundurmaya saklandığım için özür dilerim. İçimde keşfettiğimi, var ettiğimi kelimelere dökmem mümkün değil. Suskunun dilinden korkmak yerine, sesin şiddetinden korkmalı kanımca insanlar. Bu dil ki, anlatmak istersin ama müsaade etmez, varmak istersin yarım bırakır, tam da zamanı dersin bir anda sona erdirir. Her birimizin hikayesi gibi, benim de hikayem son bulacak elbet. Hikayem bitmeden; dile dökemediklerimle de hatırla isterim beni. Belki hatırlanacak kadar değer biçemedim dünyaya, belki de var etmem gerekenlerin ortasında tıkandım, soluksuz kaldım. İlle de konuşmak gerekmez ya, mazlumun halinden say beni de, çünkü ben de bir şekilde varım ve var olan suskunların seslerinden bir parçayım.  

17 Temmuz 2021 Cumartesi

.

"Nihayet yalnızım! Gecikmiş, yorgunluktan bitmiş birkaç at arabasının uğultusundan başka bir şey duyulmuyor artık. Dinlenişe ermesek de sessizliğe ereceğiz birkaç saat boyunca. Nihayet! İnsan yüzünün tiranlığından kurtuldum, yalnız kendi kendimden çekeceğim artık. (...) Kendimden de, başka kimseden de hoşnut değilken, gecenin sessizliğinde ve yalnızlığında kendimi bağışlamak, biraz da gururlanmak istiyorum". 

Baudelaire, Paris Sıkıntısı

8 Haziran 2021 Salı

Rüya

Bir rüyaydı, ikindi uykusunun ardı sıra geldi. Bir masada oturuyorum, ilk kez kendi yüzüme, halime tavrıma başka birinin gözünden bakıyorum. Üzerimde siyah bir gömlek var, saçlarım uzamış ve dalga dalga olmuş yine. Kıvrımları alnıma düşmüş saçlarımın, kirpiklerim olabildiğine uzun. Masada çok fazla insan var, kimi tanıdık kimi bilinmedik. Herkes ikili sıralar halinde karşılıklı oturmuş, kolumun birini sandalyenin arkasına uzatıyorum. Öyle çok ses ve görüntü var ki, yine yorulmuşum. Parmaklarım başımda dolanıyor arada, kalabalık beni her zamanki gibi ürkütmüş. Belli ki kalkıp hemen eve gitmek istiyorum. Ne kadar yorgun olduğumu fark ediyorum, bakışlarım bir noktada dakikalarca sabitleniyor. Sanki onca insan arasında unutulmuşum, dudaklarım sıcaktan çatlamış, gömleğimin kollarını kıvırıp katlamışım. Çaprazımda oturan genç bir kadın "ayrılıyorum" diyor, yanındaki kadın ise gülümsüyor; "biliyordum" diyor. Bir süre birbirlerine bakıp sessizleşiyorlar. Tam karşımda oturan adam; "siz devam edecek misiniz" diye soruyor bana. Göz göze geliyoruz, üzerinde kırmızı bir gömlek var, siyah, hafiften dalgalı saçlı genç bir adam. Bu soruyu sorduğuna göre "beni tanıyor olmalı" diyorum, fakat ben onu tanımıyorum. Üzerindeki iddialı renk gözlerimi yoruyor, biraz daha düşünüp zoraki bir tebessüm takınıyorum, "öyle istiyorlar" diyorum. Sessizce bakışlarımı aşağıya doğru indiriyorum. Masanın üzerinden eğilip yanaklarımdan öpüyor, çok rahatsız hissediyorum. Anlam vermeye çalışırken bir anda yanındakilerin sohbeti arasında kayboluyor. Başım dönmeye başlıyor, sandalyemden arkaya doğru bakıyorum. Öylesine basık, öylesine sıcak ki... Arkamdaki boşluğa gözlerimi dikip; "keşke vazgeçebilsem" diyorum. 

Rüyalar ne anlatır, neler sağaltır bir fikrim yok. Yalnızca kendimi ilk kez uzaktan izlediğim bir rüya gördüğümü söyleyebilirim. Rüyadaki imgeler, sahneler, kendim ve etrafımdaki insanlar ile ilgili herhangi bir çözümlemeye girişmeyeceğim hiç. Fakat dikkatimi çeken bir nokta var, rüyamda bile devam etmek istemiyorum, rüyamda bile hüzünlüyüm, sessizim ve yorgunum. 

Bundan birkaç yıl önce güneyde bir tatil bölgesine gitmiştik. Gittiğimiz yerde, sahil kenarında bir antik kent olduğunu öğrenmiştim. Sabah çok erken uyanıp, antik kentin önünden geçen minibüslere binmiş ve deniz kıyısındaki kente varmak için ortalama yarım saat süren ormanlık yolda tek başıma yürümüştüm. Antik kente vardığımda henüz kimse yoktu, yüzmeyi ise hiç planlamamıştım. Kentin kıyısında ilerlerken küçük bir koya ve eski minicik bir iskeleye rastlamıştım. Tüm kıyafetlerimi çıkarıp oracıkta suya girdim, ilk kez özgürlüğün ne demek olduğunu o zaman tattığımı hatırlıyorum. Doğanın içinde, tek başıma, zihnimi yoran hiçbir düşünce olmadan, berrak bir algı ve zinde bir beden ile bir aradaydım. 29 yıllık hayatıma baktığımda kendimi özgür hissettiğim tek anın bu olduğunu söyleyebilirim. Sanki rüyada da bunu istiyorum ama bir türlü yapamıyorum. 

Hayatı hep bütüncül ve tam görürüz, oysa hayat parçalardan ibarettir ve daima yarımdır. Bırakıp gitmeyi, vazgeçmeyi, devam etmemeyi zayıflık belirtileri olarak görürüz; oysa bırakıp gitmek, vazgeçmek ve devam etmemeyi tercih etmek asla zayıflık değildir. Hayatın özünde başlangıç ve son vardır, hikaye her zaman yarım kalır. Dünyanın özü bütüne böylesine aykırı iken, tam olmaya çalışmak da insanın özüne aykırıdır. Bir hikayeyi yarım bırakmak ve vazgeçmek cesaret gerektirir, yaşar kılar, belirsizlik ve risk barındırır. Kanımca değerli bir erdemdir; bütüne erişme isteği rüyada kendimizi gördüğümüz gaipten bir göz ise, hikayeyi yarım bırakmak tözdür, rüyanın bittiği yerdeki özdür. Gözün vicdanı mı yoksa tözün irfanı mı dersek; bana göre tözün irfanı daha mühimdir. Siz her baktığınızı görebiliyor musunuz? 

24 Mayıs 2021 Pazartesi

Yeni Evden Notlar

Uzun zaman olmuş yazmayalı, 14 Nisan'da taşındığımızdan beri sanırım pek yazmamışım. Avrupa yakasında küçük bir semte taşındık, çalıştığım okula 20 dk yürüme mesafesinde, şirin bir semt. Aslında kasaba gibi diyebilirim, hafta sonu sokaktan inekler geçiyordu. İnanması zor ama burası da İstanbul ve hiç İstanbul gibi değil. Evimiz bir apartmanın üçüncü katında, küçük bir apartman, yeni yapılmış. Birkaç komşu ile tanıştık ama eskisi gibi değil tabii ki insanlar, çoğunu tanımıyorum. İyi yanı ise bu sefer epey sessiz bir ev bulduk, hem semt hem de bina sessiz. Artık bölünen uykularım son buldu, rahat uyuyorum taşındığımızdan beri. 

Evimiz iki artı bir, ilk kez iki artı bir dairede oturuyoruz. Haliyle odanın biri boş kaldı şimdilik. Annemin odası hazır, sanırım yakında zamanda ben de kendim için boş odayı dolduracağım. Bir bisiklet almak niyetindeyim, işe bisiklet ile gidip gelmeyi düşünüyorum. Zaten bisiklet binmek için çok uygun bir semt. 

Çok küçük bir çarşısı var buranın, aradığımız çoğu şeyi bulamıyoruz. Ama biraz manav ve birkaç market bize yetiyor. Zaten yemekle pek arası olmayan biriyim. Annemle doğru karar verdik diye düşünüyoruz, İstanbul'da yaşayıp o hengameden kurtulduğumuz için mutluyum. Fakat genel hissiyatımda bir değişme yok, çok uzun süredir çoğu şeyden heyecan duymuyorum. Okulların artık kapanmasını ve biraz dinlenmeyi bekliyorum. Annemle hem memlekete hem de yazlık bir yere gitme niyetimiz var. Umarım bu yaz bu planları gerçekleştirebiliriz. 

Şimdilik daha fazla yazacak enerjiyi bulamıyorum sanırım kendimde; balkonumuzun önündeki kocaman çınar ağacına ve ağacın üzerindeki rengarenk kuşlara bakarak sonlandırayım yazımı. Yarın sabah yine kuşların ötüşleri ile uyanacağım, belki daha mutlu uyanırım.