ressam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ressam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Nisan 2016 Salı
Pitoresk İstanbul Sergisi 2016
Bugün arkadaşlarımla birlikte çok güzel bir sergiyi ziyaret ettik. Pitoresk İstanbul sergisi. Dijital bir resim sergisi olan Pitoresk İstanbul 2016'yı 22 Mayıs tarihine kadar ziyaret edebilmeniz mümkün. Hemen Beşiktaş Sahilde bulunan Deniz Müzesi, sergiye ev sahipliği yapıyor.
Oldukça titiz ve güzel hazırlanmış bir sergi. 19. yüzyılda İstanbul'a gelmiş ve İstanbul'u her açıdan muhteşem bir şekilde resmetmiş olan yetenekli ressamlar; Melling, Schranz, Allom, Bartlet, Lewis ve Ayvazoski serginin ana konukları.
En güzel kısmı ise, orijinal eserlerin dijital hallerini görebilmekti. 35 dakika süren gösteride resmen büyülendik. Kendimizi 19. yüzyıl İstanbulu'nda yaşıyormuş gibi hissettik.
Serginin çıkışında pek çok kıymetli eser de bulunuyor. Ben Ayvazovski'nin kartpostallarından yapılmış çok güzel bir kitap aldım. Hatta eve gelince kartpostalları duvarıma astım. Bir de " Küçük Oteller Kitabı" ve çeşitli Osmanlı Tarihi fasikülleri hediye ettiler. Özellikle Sosyal Bilgiler ve Tarih Öğretmenlerinin derslerinde kullanabileceği muhteşem kaynaklar bunlar.
Şiddetle tavsiye ediyorum, kendinize zaman ayırın ve bu muhteşem sergiyi kaçırmayın.
19 Şubat 2016 Cuma
Danimarkalı Kız
Birkaç yazımda bahsetmiştim. Uzun süredir beklediğim bir filmdi Danimarkalı Kız. Dün akşam çok sevdiğim bir arkadaşım ile birlikte izledim. İstanbul'un en merkezi sinemalarından birinde izlememize rağmen salonun oldukça boş olması beni çok üzdü.
Film ise beklentimin çok üstündeydi. Nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum. Eddie Redmayne harika bir performans sergilemiş. O gülen gözleri o kadar samimi ki, bence çok doğru bir iş yapıyor. Etkileyici bir oyuncu. Filmde, Lili'nin bir erkekten bir kadına dönüşümü de oldukça etkileyici işlenmiş. Çok yakışıklı bir erkek ve çok güzel bir kadın...
Beni derinden etkileyen karakterlerden biri de Gerda oldu. Kesinlikle çok güçlü bir kadın. Kocasının dönüşüm sürecinde çok acı çekmesine rağmen, her an onun yanında oldu. Onun gerçekten kendisi olabilmesi için elinden gelenin çok daha fazlasını yaptı. Var mıdır gerçek hayatta böylesine bir aşk? Kocası bir kadın olurken sonuna kadar ona destek olabilecek bir eş, bir sevgili? En zor zamanlarında terk etmiyor muyuz sevdiklerimizi? Umursamıyoruz onca yılın sevgisini, iyiliğini ve güzelliğini. Gerda ayakta alkışlanması gereken bir kadın.
Lili, son ameliyatından sonra Gerda'ya dönüp: "Kendim gibi hissediyorum" diyor, bu sahne hiç aklımdan çıkmayacak sanırım.
Belki de Lili'nin hayatı hepimiz için bir örnek oluşturmalı. İnsanlar hissettikleri gibi yaşayabilmeliler. Kadın, erkek, eşcinsel, transeksüel, interseks, biseksüel olmamızın hiçbir önemi yok. Önemli olan şu an, şu zaman, hissettiğimiz duygular, mutluluğumuz en önemlisi de kendimiz olabilmemiz. İnsan hissetmediği, ait olmadığı bir bedende nasıl yaşayabilir ki? Nasıl buna dayanabilir hayatı boyunca? Nasıl rol yapabilir her dakika, her saniye?
Lili'yi hiç unutmayacağım. Başarısından, cesaretinden ve kendi gibi olma azminden dolayı onu her zaman muhteşem bir kadın olarak hatırlayacağım.
2 Şubat 2016 Salı
The Danish Girl
The Danish Girl, Tom Hooper'in yönetmen koltuğunda oturduğu, David Ebershoff'un da senaryosunu kaleme aldığı yepyeni bir film. Ülkemizde 12 Şubat'ta vizyona girecek olan filmi uzun zamandır bekliyorum. Hatta #tarih dergisinin Şubat sayısında da film ile ilgili bir yazı görünce çok mutlu oldum bugün.
Film, dünyada ilk cinsiyet değiştirme ameliyatı olan (ya da ilklerden biri olan) Danimarkalı ressam Lili Elbe'nin hayat hikayesini vizyona taşıyor. Lili Elbe'yi ise Eddie Redmayne canlandırıyor. Evirip çevirip aylardır sürekli fragman izlediğim için yürekten söylüyorum ki kendisi çok büyük bir iş çıkarmışa benziyor. Efsane bir performans izleyeceğimize çok eminim. Ayrıca filmde Ben Whishaw'ı görecek olmak da oldukça heyecan verici benim için. Kendisini geç de olsa London Spy ile tanıdığım için şanslıyım.
12 Şubat'ı ip ile çekmeye devam.
27 Mayıs 2015 Çarşamba
Paris'te Bir Türk Ressam: Fikret Mualla'nın Yaşamı
Hıfzı Topuz kalemini çok sevdiğim bir yazar. Biyografi ile edebi anlatımı bir araya getirerek harikalar yaratıyor. Kendisini okumaktan çok zevk alıyorum. Özellikle biyografi okumaya ihtiyaç duyduğum zamanlarda tutuyorum bir kitapçının yolunu ve kendime bir Hıfzı Topuz kitabı alıyorum. İyi geliyor.
Fikret Mualla ismini hep duymuşuzdur. Benim de hafızamda bir yerlerde idi. Lakin hakkında detaylı bilgilere sahip değildim. Nasıl bir hayat sürmüştü, neler yapmıştı ve neler yaşamıştı Fikret Mualla? Paris'e yolu nasıl düşmüştü? İşte bunların hepsini öğrenmek maksadı ile kendime bir güzellik yapıp kitabı aldım ve okudum.
Fikret Mualla kesinlikle sıradan bir insan değil. Başta eğitimli birisi. Lakin bunların dışında onu özel kılan çok farklı özelliklere sahip. Renkli bir adam, anılarını karşısındaki insana göre yeniden derleyip bir nevi kişiye özgü hale getirip anlatmayı çok seviyor. Yarınını düşündüğünü söylemek oldukça güç. Bohem bir hayatı var. Eline para geçer geçmez parasını içkiye ve sigaraya yatırıyor. Sigara içmeden çalışamadığını söylüyor.
Hıfzı Topuz kitabı için bir sürü değerli anı biriktirmiş, toplamış. Hepsi kendi içerisinde ayrı güzel. Önemli. Mesela benim en çok şaşırdığım vakıa, Picasso'nun Hıfzı Topuz'a bir resmini hediye etmesi. İşte böyle dolu dolu ilginç anılarla yüklü Fikret Mualla'nın yaşamı. Onu yakından tanıyın derim, bunun için kitabı okumak oldukça yeterli bir eylem olacaktır kanısındayım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



