nasıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nasıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2023 Salı

İncelenen Hayatlar: Kendimizi Nasıl Yitirir, Nasıl Buluruz?

Ara tatile girmemizle birlikte kitaplığıma bir göz atıp, neler okuyabileceğimi düşündüm. Sebebini bilmediğim bir şekilde elim, bir süre önce aldığım "İncelenen Hayatlar" isimli kitaba gitti. İçinde bulunduğum ruh haline uygun bir kitap olduğunu düşünerek hemen okumaya başladım. Eskiden, okunacak diğer kitapları düşünerek hızlı hızlı okurdum. Bu sefer yavaşça okudum, notlar alarak ve kitabın içine kendi düşüncelerimi de yazarak. 

Kitabın yazarı Stephen Grosz bir psikanalist. Yıllar içinde deneyimlerine dayanarak kaleme aldığı bu kitapta ufak ufak denemeler var. Hepsi, kendi danışanlarının kişisel öykülerinden yola çıkarak kaleme aldığı denemeler. Çok naif bir yazım dili var, başlıklara ayırdığı her bir denemesinde kendimi onun odasında gibi hissettim. Aynı zamanda danışanlarının kişisel öykülerini okurken bazı anekdotlarda kendimi buldum. Örneğin; "İlişkide Olmamak Üzerine" başlıklı denemesinde danışanı şöyle bir cümle kuruyor: "Sevgi benim sorunumu çözemez çünkü sevgi bana tehditkar geliyor. Sorun sevilmek, çünkü sevilmek bir taleptir. Sevdiğinizde biri daha fazlanızı istiyor demektir." Öyle güzel anlatılmış bir vaka ki, danışanı mutluluğun yalnızca bir ilişkideyken bulunabileceği yönündeki yaygın kanıya karşı çıkışının gerekçelerini anlatıyor. Durup düşündüm biraz; etrafımızdaki insanlar hatta psikologlar dahil hemen herkes ilişkide olmak üzerine eğilen bir tarifle çıkıyor karşımıza. Oysa benim de düşüncelerim örnek verdiğim vakadaki danışan ile hemen hemen aynı. İlişkide kalmak bir ölçüde doğamız gereği, hayati olsa da, her an bir ilişki içerisinde olmak zorunda değiliz sanki. Bir ömür; birini sevmeden, birini ya da birilerini hayatımıza almadan da sürdürülebilir, yaşanabilir. Diğer türlüsünün daha anlamlı olduğu yönünde hiçbir kanıt yok elimizde. Oysa yüceltilen tam olarak diğer türlüsü. Herkesin bildiği her zaman doğru değildir. İnsanlığın tarihten beri yenemediği tek şey, alışkanlıktır. Kültürün, yaşamın, iç içe geçmişliğin ve toplumun getirdiği alışkanlık.

"Olumsuzluk Sevgiye Teslim Olmamızı Nasıl Engeller" isimli başka bir deneme de çok dikkatimi çekti. Denemeye konu olan vakada danışan, biriyle tanışmak, aşık olmak istiyor fakat derinlerde başka bir öykü var. Aşkı aslında bir tehdit olarak algılıyor çünkü aşık olması, evlenmesi ve bir ilişkide olması demek; kendini, işini, arkadaşlarını, özgürlüğünü, benliğini ve var oluşunu yitirmek demek. Duygusal teslimiyet ve bağlanma aslında onun için bir kazanımı değil kaybı simgeliyor. Birini severken, onunla ilgili ciddi bir adım atmamız gerektiğinde bazılarımız tedirgin olur. Her şeyden emin olsalar bile geri adım atmak isterler. Verdiğimiz bu olumsuz tepkinin aslında aşk, birliktelik olasılığına karşı verdiğimiz bir tepki olabileceğini söylüyor yazarımız. Ben de vakayı okuduktan sonra altına şöyle bir not düşmüşüm: "Bu vakada tam olarak kendimi görüyorum. Sanki birine bağlanmak, onunla bir sevgiyi paylaşmak bana; kendimi, kimliğimi, benliğimi, ve özgürlüğümü yok edecek bir şeymiş gibi geliyor. Yeniden terk edilme, acı çekme ve kırılma ihtimali varken sanırım yalnız kalmak bana büyük bir konfor sağlıyor."

Aslında, bir yerde terk edilmek varsa öbür yanda kavuşmak da vardır. Yine bir yerde acı çekmek varsa öbür yanda acısız bir seçenek de vardır. Yine bir yerde kırılma ihtimali varsa, öbür yanda tamir edilme ihtimali de vardır. Her şeyi zıttı ile var edersek, elbet başka bir seçenek de bize eşlik edebilir. Yalnızca bunu görmek ve bu seçeneği tercih etmek ile alakalı gibi duruyor. Bahsettiğim öbür uçlar arasından tercih yapmakta zorlandığım için tam ortada, olduğum yerde duruyorum. 

Burdan bunu söylememin bir anlamı olmayabilir ama Stephen Grosz'a minnettarım. Yazdıkları, benliğime ulaştı, beni bir kez daha kendim ve çevrem hakkında düşünmeye yönlendirdi. İlgi alanınıza giriyorsa, okumanızı tavsiye ederim. Çünkü, kendimizi kaybetmeden bulmamız mümkün değil gibi görünüyor.

23 Temmuz 2017 Pazar

1000. Yazı!

Blogu açıp şöyle sol tarafa bir bakayım dedim, evet 1000. yazıyı da devirmişim burada. 10. yıla girmeme de az kaldı sayılır. Bu yazıların büyük bir kısmını lise yıllarımda kaleme almıştım. O zaman sevinçler ve heyecanlar daha farklıydı tabi, çocukça. Onun da kendine has bir masumiyeti var, yadsıyamam.

Geriye dönüp baktığımda epey saçmalamışım burada. Olsun diyorum, bir hatıra defteri gibi. Geçmiş 10 yıl boyunca yaşadıklarım ve yazdıklarım beni güldürüyor çoğu zaman. Şimdi olsa asla yapmayacağım ve yaşamayacağım şeyler. Deneyim işte! 

Arada epey aklı başında yazılar da yazmışım, yalan değil. O hallerden bugüne çok zaman geçti elbet. Pek çok hayat dersi aldık, tokatlandık. Bunlar da gerekliymiş dedik, yolumuza devam ettik. Yürümeye bazen de koşmaya devam.

O zamanlar sorsanız burada 10. yıla koşacağım aklıma gelmezdi. İleride beni nelerin beklediği hakkında da en ufak bir fikrim olmazdı. Vay be çiklet, zaman ne çabuk geçiyor. 

Son üç dört yıldır daha aklı başında yazılar kaleme alıyorum. Kültür, sanat, arada kendi hayatımdan küçük notlar... Olgunlaştıkça, insanın hayatından belirsizlikler yavaş yavaş yok oluyor. Tabi bununla birlikte heyecanda da eksilme oluyor sanırım. Ama daha bir dingin, pek çok şeyi aşmış hissediyorsunuz kendinizi. Her şeyin bir yaşı varmış hakikaten, zamanı. 

Diyelim ki hayırlı uğurlu olsun, daha nice yazılar olsun birlikte. Ha bir de, okuyan, kendinde bir şeyler bulan yüreklerinize sağlık. İyi ki varsınız. 

5 Temmuz 2017 Çarşamba

Yüksek Lisanstan Mezun Oldum

Bir süredir yazamıyorum. Dün tez savunmam vardı. Okullar kapandığından beri yoğun bir şekilde tez savunmama hazırlandım. İnsan her şey mükemmel olsun, bir kusur olmasın istiyor. Malum iki yıllık bir maceranın emeği, bir yıl da ders aşamasını eklersek tezli yüksek lisans yapmak dışarıdan görüldüğü kadar kolay değilmiş bunu anladım. Üstelik bir de çalışıyorsanız derslere odaklanmak ve zaman ayırıp güzel bir konu çalışabilmek zor iş vesselam. 

Tez savunmam güzel geçti, jüri üyelerinin hepsi tezimi onayladı. Yüksek lisanstan sınıf arkadaşlarım da yanımdaydı, onların desteği bana güç verdi. Jürinin bitiminde adet olduğu üzere hocam cübbe giydirdi, fotoğraf çekildik ve yeni anılar biriktirdik. 

Ardından okul kafesinde tez danışmanıma yemek ısmarladım ve vedalaştık. Sonrasında çok sevdiğim sınıf arkadaşlarımı yemeğe çıkardım. Bir güzel yemek yedik, ardından kahve eşliğinde sohbet ettik.

Kısa bir sürede birtakım düzeltmeler yapmam gerekiyor. Hiç durmadan hemen düzeltmeleri yapmaya koyuldum. Onları tamamladıktan ve enstitüye son halini teslim ettikten sonra mezuniyet işlemlerim başlayacak. Lisanstan sonra bir üç yılı daha devirip yüksek lisansı da tamamladık. Bir de üstüne 25 yaşında kocaman bir adam olduk. 

Tezimin çıktısına baktıkça mutlu oluyorum. Emeğim var orada, yazdığım, araştırdığım her bir satır, her bir tablo ve analiz benim için çok kıymetli. İnsanın bir şeyler üretmesi ne kadar da güzel. 

Şu işler bir bitsin hemen yaz tatili planlarımı uygulamaya başlayacağım. Eh hak ettik kocaman güzel bir tatili.

Başarı ve mutluluğunuz daim olsun efendim, güzel günleriniz olsun. 

2 Mart 2016 Çarşamba

Stephen Grosz: İncelenen Hayatlar (Kendimizi Nasıl Yitirir, Nasıl Buluruz)

Sürekli bahsederim; Kadıköy Rıhtım'da bulunan Yapı Kredi Yayınlarının minik dükkanını çok seviyorum. Kadıköy'e çok yakın oturuyor olmamama rağmen sıklıkla gidip, yarım saat ve bir saat arası zaman geçirip bir sürü kitap alıp dönüyorum. Birkaç gün önceki gidişimde, Stephen Grosz'un kitabı "İncelenen Hayatlar" dikkatimi çekti. 

Yazar bir psikanalist. Psikolojiye karşı özel bir merakım var. Öğretmen olmasaydım sanırım bir psikolog olmayı isterdim. Irvin Yalom bu konuda en beğendiğim yazarlardan bir tanesi. Hemen hemen bütün kitaplarını okudum, her birini de çeşitli notlar eşliğinde başucumda tutarım. Benim için bir nevi bibliyoterapi demek Irvın Yalom. 

Stephen Grosz da, yılların tecrübelerini ve psikanaliz deneyimlerini bir deneme kitabında toplamış. Danışanları ile yaşadıklarını, danışanlarının birbirinden ilginç hikayelerini okudukça kendimden de pay biçiyorum. Küçük nüanslar yakalamak hoşuma gidiyor. Sanki ruhuma daha iyi geliyor. Bilhassa gerçek yaşanmış psikanaliz deneyimleri olunca, daha da cezbedici hale geliyor. 

Kişisel gelişim kitaplarını oldum olası sevmem, okumam da. Stephen Grosz'un kitabı bunlardan biri değil, sizi yanıltmasın. Grosz, bir bilim insanı ve sunmuş olduğu bilgiler, deneyimler oldukça mühim. Okumak isteyenler için tavsiye ederim. 

13 Ağustos 2010 Cuma

Ben Nasıl Biriymişim ki?

Ben rap dinlemem ama sanırım bu büyü beni de sarmaya başladı,yok hayır dinlemiycem ama son günlerde şu şarkıyı çok severek dinliyorum.Hani Eminem ve Rihanna düeti."Loe the way you lie"

Müzik konuşmak hoşuma gidiyor,her ne kadar müziğe başlayıp güzel bi gitar edinsem de sanırım dinlemek benim için daha hoş bi şey.Bir de salonda elimde merdivenin başlığı kulağımda kulaklıklar şarkı söylemek.Her ikisinden de vazgeçemem sanırım.Yazdan beri yaptığım en hayırlı iş Hakkari'ye gitmekti.Sıcaklar beni mahvediyor,aşırı terleyen biri olarak evden dışarı çıkamıyorum.Evde de tek eğlencem çiçeklerim ve internet sanırım evet çok kötü ama kültürlü olucam diye saçma sapan işler yapan tiplerden de değilim.Örneğin televizyonda belgesel yerine dizi izlerim,eğlenceli kanallara ve programlara bakarım burjuva değilim aristokrat hiç değilim.İtiraf edin artık hepiniz popüler kültürün bi parçasısınız,gerçekten ama öyleyiz.Bundan da gocunmamak lazım.

Annem bu bayram evde o yüzden bir çok yeri gezme kararı aldık.Umarım gezeriz biraz da ben de ferahlarım başka insanları görüp.Ayrıca uçakla uçmak güzel bir duyguydu.Belki ben de ileride host falan olurum belli olmaz bu işler.

Dün iftara gittik.Yemekten sonra evin oğlunun odasında film falan izledik.Çocuğun sanırım pornodan haberi yok.Erotik klip izleyen insanlar kaldı mı hala ya ? :D

Hakkari'de çok güzel bi etkinlikle hepimizin resimlerini çizip zarfa yapıştırdık.Sonra gideceğimiz güne kadar herkes küçük notlar yazıp zarfların içine attılar.Maksat dalga olsun ve ileride unutmayalım birbirimizi.Şimdi çok eğlenceli bi şey yapıp bana yazılan notları burada paylaşıcam.Başlayayım heman :)

"Ekibin küçüğü;samimiyetin içtenliğin ve olgunluğunla takdirimi kazandın.Bundan sonra da görüşmek dileklerimle."

"Gidip geldiğimiz o yoldan hatırladığım en net şeyler "slav" ve sen olacaksın,çok samimi bi yol arkadaşısın çok sağol"

"Şişşt ufaklık,yaşın ufak olabilir ama yüreğindeki olgunluk ve samimiyet çok büyük,iyi ki tanımışım seni"

Heyy,senle tanıştığıma çok memnunum.Çok eğlencelisin,kuzenime de benziyorsun hani :D"

"Dikkat et fazla açılma bugün daha beşinci gün,yavaş gel daha vakit var biliyorsun uğursuzum başına bela alma!"

"Beatiful and sexy but here you are baby!"

"Daha çok küçücüksün yeni bir hayat var önünde gerçeği bilirsen ki(daha toysun bilemezsin) yürüdüğün yol senin zaten.Yeni doğmuş bir bebek,yeni açmış bir çiçek (keçi) gibi.Bir ömür var önünde (-18) tiftik keçisi saçlarınla beraber KAL KAL KAL :D"

"Seni ilk gördüğümde çok sakin,etliye sütlüye karışmayan ve soğuk demiştim.Son sözüm dışındakiler aynıymış.Gerçekten çok sempatik ve iyi bir insansın.Tam da senin yaşlarında bi kardeşim olsaydı senin gibi yetiştirirdim onu(face'teki kendi çekim pozların hariç,aa kaldır onları çocuğum :D )"

Bir de sağ olsunlar bana Küçük Emrah posteri almışlar :D