11 Temmuz 2022 Pazartesi

Oslo Üçlemesi

Yabancı dizi izleme kültürü ülkemizde çok yoğun, özellikle son yıllarda popüler platformların etkisi ile şekillenen yeni bir izleme kültürü oluştu. Benim de bu izleme kültürü ile pek yakından bir alakam olmadı hiç. Hem göz rahatsızlığımdan hem de popüler olan şeylere karşı duyduğum mesafe hissinden mütevellit. Geçtiğimiz yaz Mubi'den bir üyelik aldım. Çok beğendiğimi de itiraf etmeliyim. Dizi izlemeyen ve daha çok sinema izlemeyi tercih eden biri olarak, yayımlanan seçkileri fazlası ile beğeniyorum. 

Bu hafta Joachim Trier'in Oslo üçlemesi adını verdiği film serisini izledim. Filmler arasında en sevdiğim Oslo, 31 Ağustos oldu. Uyuşturucu bağımlısı Anders'in hayatı, çırpınışları ve hissettikleri beni derinden etkiledi. Belki de kendimle onun arasında bir bağ kurdum film boyunca. Epey güçlü bir senaryosu var filmin, var oluşçu bir bakış açısı ve bu bakış açısını yansıtan sahneleri var. Özellikle, Anders'in Oslo'da bir kafede oturduğu sırada etrafı gözlemlediği anları çok beğendim. İstanbul'da tek başıma çıktığım gezilerde, oturduğum ve kahve içerek etrafı gözlemlediğim her an, Anders'in hissettiklerini hissediyorum. Var oluşun yarattığı boşluğu bu denli anlatan başka filmler de vardır elbet fakat Anders'in hem hisleri hem de gözlerindeki dokunaklı ifade bana direkt geçti. Filme ne zaman başladım ve film ne zaman bitti hesaplayamadım bile. Özellikle bir kitabı okurken ya da bir filmi izlerken zamanı unuttuğum anlarda ayrı bir mutluluk duyuyorum. Çünkü bu, kendimden bir şeyler bulduğumu ve yalnız olmadığımı gösteriyor bana. 








Serinin ilk filmini ve son filmini, Oslo, 31 Ağustos kadar beğendiğimi söyleyemem. Aslında, bir üçleme şeklinde tasarlanmış bu filmler tek tek de izlenebilir. Hayatımın bir döneminde tekrar izleyeceğime eminim. 

Var olmak, varlığı tanımlamak, hayat ile birlikte düşünmek, bazen hayatı dışarıda bırakarak soyutlanmak ve dahası o boşlukla birlikte yaşamaya çalışmak çok zor. Kucağınızda bir öykü var ve bu sizin öykünüz. İsterseniz bu öyküye devam edebiliyorsunuz ya da bu öyküyü yarım bırakabiliyorsunuz. Veyahut pek çok insanın yaptığı gibi, öykünüzü sizden başka herkesin yazabilmesine izin veriyorsunuz. Seçtiğiniz öykü ile ne yapacağınız hakkında fikri olan hiç kimse yok. Anders kendi öyküsüne son vermeyi seçti, bu tamamen kendi tercihiydi. Ama o öykünün yazılmasında dünyanın, toplumun, ailesinin ve pek çok insanın etkisi vardı. Anders'in öyküsü bitti ama var oluş sancısı Oslo'da o kafede, çocukluk evinde, dolaştığı sokaklarda yaşamaya devam edecek. 

5 yorum:

Kim Bilir dedi ki...

Dizileri ben de takip edemiyorum. Film izlemek daha çok hoşuma gidiyor. Ben daha çok korku filmlerini seviyorum. Ama tabii yabancı film olacak. Diğerlerini korkudan izleyemiyorum :))

Beyaz Çiklet dedi ki...

Kim Bilir,

Ben de uzun yıllardır hiç korku filmi izlemedim, biraz daha bağımsız ve alternatif diyebileceğim filmlere merakım var. Belki güzel bir korku filmi önerirsen uzun yıllar sonra izleyebilirim :)

Kim Bilir dedi ki...

Ester Orphan izlemiş miydin :))

Beyaz Çiklet dedi ki...

Kim Bilir,

Hayır izlemedim, ama listeme ekliyorum teşekkür ederim :)

Kim Bilir dedi ki...

Ben çok beğenmiştim, özellikle sonu çok şaşırtıcı :)