me etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
me etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2018 Çarşamba

Call Me By Your Name

Dün işten geldikten sonra ne yapsam ne yapsam diye deli kuş gibi evin içinde dört dönerken birden aklıma geldi, ne zamandır erteliyorum açıp izleyeyim bari şu filmi dedim ve call me by your name'i izledim. 

Uzun süredir bu kadar dokunaklı bir film izlememiştim, filmin geçtiği mekan çok hoşuma gitti. Kuzey İtalya, yeşiller içinde eski ve güzel bir ev. Gizli sığınaklar, su yalakları, nehir, deniz, tarihi eserler ve sanat dolu bir coğrafya. Tüm bunların dışında Elio karakterine can veren yetenekli oyuncu timothee chalamet gerçekten harika bir performans sergilemiş. Epik, enteresan bir yüz. Ve kaslı, bebek yüzlü aktör bayağılığından bizleri kurtardığı için ayrıca tebrik etmek istiyorum. 

Her ne kadar film klişe bir konudan yola çıksa da, klişe bir konu ile nasıl muhteşem bir film yapılabileceğinin dersi verilmiş sanki. Son sahnede elimde ince belli çay bardağı ve bir sigara ile birkaç damla gözyaşı döktüğümü de itiraf etmeliyim. Özellikle son telefon konuşması sahnesinde, elioooo, oliverrrr...

25 Mayıs 2015 Pazartesi

A Monster Like Me













Cumartesi akşamı gerçekleştirilen Eurovision şarkı yarışmasında birincilik İsveç'in oldu. Favorilerim arasında değildi lakin pek çok faktörden dolayı birinciliği aldı. Oldukça ortalama bir şarkı olduğunu düşünüyorum. Yarışmadaki nadir hareketli şarkılardan biriydi, solist oldukça yakışıklıydı, güzel gülüyordu falan. 


Yarışmadaki şarkılar içerisinde ne çok dinlediğim ise elbette favorim Norveç. Morland ve Debrah Scarlett. Şarkıları A Monster Like Me bana oldukça dokundu. Çok güzel gerçekten. Norveç istisnasız her sene çok kaliteli şarkılar ile katılıyor yarışmaya. Ki Debrah hayatımda gördüğüm en asil kadınlardan biri. O nasıl bir bakış, o nasıl bir duruştur. Tek kelime ile muazzam. 

Bu seneki Eurovision heyecanını da sonlandırmışken, bir Monster Like Me daha dinlerim diyorum. Bakalım gelecek sene İsveç'te neler olacak. 

31 Ağustos 2013 Cumartesi

Mechanical Bull












Kings Of Leon,lise dönemimden beri takip ettiğim ve müzikal altyapılarını,iç dünyalarını sevdiğim ender gruplardan bir tanesi.Ve grubu sevmemdeki en büyük etkenlerden biri de elbette Caleb Followill.Sesi ve duruşu çok farklı bir adam.Bir de sanırım dünyadaki en güzel gülümseyen adamlardan biri.

Bildiğim kadarıyla "Mechanical Bull" adını verdikleri albümlerinin çıkış tarihi 24 Eylül.Albümden ilk single çalışmaları "Supersoaker" oldu bu yaz.Geçtiğimiz günlerde de ikinci single çalışmaları ile karşımıza çıktılar.Son şarkının adı ise "Wait For Me." Supersoaker adını verdikleri şarkıyı da çok beğenmekle birlikte itiraf etmeliyim ki Wait For Me bende daha güzel hisler uyandırdı.Özlediğim Kings Of Leon havasını tam da yansıtan bir şarkı olmuş.Yüreğime su serpildi diyebilirim.

Albüme az kala,bu iki güzel Kings Of Leon şarkısını dinlemeye devam.

23 Temmuz 2011 Cumartesi

Set Apart This Dream / For Me


Gerçekten önemi yok mu ? Yanınızdaki insanların statüleri,gelirleri,kültürel düzeyleri,giyimi,tarzı,yaşama biçimi,dış görünümü,aile yapısı,anne ve babası,abi,abla ve kardeşleri,akrabaları ? Gerçekten insaların sizinle iletişim kurmaları için cüzdanlarının dolu,evlerinin klimalı,yüzlerinin makyajlı olması önemli değil mi ?


Tıpkı sokakta yaşayan insanlara yüzümüzle birlikte vücudumuzun başka uzuvlarını da aynı anda dönebildiğimiz gibi,hayatın da bize karşı dönen uzuvları var.İnsanı insan olduğu için sevebilmek ne de zor oysa.Sosyal veya cinsel mesaj vermek değil.Nikaragua devrimini anlatmak ya da sanal sosyalizim de değil yapılan,siyasetin tadı bok gibi zaten.


Sadece güzel müzikler çalsın bu dünyada.


Başlık bi "Flyleaf" şarkısı.

Aydilge'de dikkati çeker,aynaya baktığımızda neden kendimizi çirkin görelim ki diye."Kalbim Hep Seninle" diye bi şarkısı vardır ve orada der ki ;


Dur ağlama,dön bir bak aynaya
Çok güzelsin aslında,dur ağlama

Siyaset Bilimi hocamız da söylerdi,aynaya baktığınız her an ne kadar güzel olduğunuzu söyleyin kendinize,durmadan tekrarlayın diye.

Tekrar yapmayı sevmezdik hiç okullarda oysa,böyle büyüdük.Öğretilmedi.

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Kiss Me


Ne gündü ama;bu sabah alışık olmadığım halde yalnız kahvaltı yaptım.Çünkü annem yeni işine başladı.Sarsıntılı bir hayat sonrası hayatımız düzenli bir hayat-ı muhakemeyi atlattı sanırım.Allah’ım sana çok şükürler olsun.Annem yeni işinde kendine ait bir odası olan muhasebeci bir bayan artık.Hee,bilgisayar,Internet,fotokopi makinesi bile var…Daha ne isteyelim mutluluk bu.Kahvaltımı yaptıktan sonra bir film koyayım dedim ama olmuyor sıcaklarda.Şu Şafak Vakti’ni bile bitiremedim daha.İnanın yoğun yazılı döneminde bile daha çok kitap

okuyordum.Neyse;entelektüel birikimleri köşe başında bıraktıktan sonra mahremiyetin en ücra köşelerine dalıyorum.Sayın şan babama nafaka davası açmak üzere yolumuz arzuhalcide kesildi.Dilekçe yazdırdık ve 20 milyon gömüldük.Sonra tamda mahkemeye vardık bilgi öğreniyorduk davayı açıyorduk ve heyecanlı bir sürü şey.Bölecekleri paranın yüz elli liradan fazla olamayacağını,ayrıca davanın ne kadar süreceğinin belli olmadığını,adli tatilin havuz keyfini kaçırmanın yersiz olduğunu ve bunun gibi bir zırvalığın ne kadar arabesk olduğunu anladıktan sonra benim başıma okkalı bir ağrı saplandı.Sonra anneme dedim,şu kart horozun iki kuruşluk maaşına tenezzül edeceğime ve mahkemelerde onca ay yorulacağımıza boş ver.Biz kendi yağımızda kavrulalım.Annemde başından beri bunu istiyordu zaten,sana da kapak olsun.Sana tenezzül etmiyoruz işte.Ohh,yandan yandan…


Neyse herifi popüler yaptım burada ama olsun o kadar da hadi…Akşamüzeri annemin yanına gittim.Sonra ise annemle evde bilgisayar çalıştık,msn açtık yazı yazdık pratik yaptık.Neredeyse bir saat kadar.Sonra karşı komşumuz,Tokluoğlu Konağı’nın sahibi Aynur Teyzemiz oturmaya geldi.Ben de böyle bir gün geçirdim işte.


Bu arada Eskişehir’deki buralı çocuk.Şu Rybak kopyası.Ben seni tuttum ya,istediğin gibi yaşa.Bu arada karaoke mükemmelmiş sanırım.New Found Glory gibi uçuyorum havalarda…

So kiss me:)