24 yaşımı bitirmeme sayılı günler kaldı, yaklaşık bir ay. Bunu söylemek için genç bir yaştayım belki ama zaman mefhumu hakikaten ardına bakmadan koşan bir yarışçı gibi, bir sürü engel, mücadele, kazanma arzusu eşliğinde sonsuz bir maratonda ilerliyor.
Geçtiğimiz iki yıl hem zor hem de sürprizlerle doluydu. Bir sürü acının ardından yeni yeni kapılar açıldı. Şu an çalıştığım okula 2015 bahar ayında görüşmeye gittiğim günü hatırlıyorum. İlk görüşme, ikinci görüşme ardından üçüncü derken, bindiğim otobüsün penceresine minik gözyaşları döktüğümü hatırlıyorum. Hayatımı tümüyle değiştiren bir adım, bir umut ışığı beklerken hayal ettiğim okulda olmak beni çok sevindirmişti. Yaşamımı baştan aşağı değiştirdi.
Ardından annemin yavaş yavaş iyileşme süreci başladı. Bir ev tutup onu yanıma alabildim, geride pek halimizi soranımız, ne yaparsınız diyenimiz kalmadı. Bazı insanların güce diğerlerinden daha fazla ihtiyacı var. Sizi destekleyecek bir aileniz yoksa, her şey yalnızca sizin çalışmanıza bağlı ise olduğunuzdan daha güçlü olmak zorundasınız. (24 yaşındaysanız ve zamanı tarumar ediyorsanız hayat çok güzel; selam Cedric). Elbette kimse bu kadar güçlü olabilmeyi istemez, şahsen beni destekleyecek insanların varlığını tercih ederdim güçlü olmak yerine. Lakin ayaklarınız yere bastığında hissettiğiniz duygu da elbette oldukça gurur verici.
Yeni bir iş, eğitimimin devam ediyor oluşu, basamakları teker teker çıkış derken yirmilerin ortasına da geldim. Tek başına mücadele veriyor olmanın götürülerinden biri de mizacınızın ve duygularınızın sertleşiyor olması. Her şeyi tek başıma hallettiğim için giderek etrafımdaki insanlara tahammül edemez hale geldim. Yalnız olmayı tercih ediyorum genelde, basit sorunlarla basit olaylar için kendini tüketen insanları hayatımda tutmuyorum. Gerçekten en ufak bir üzüntüye, moral bozukluğuna ayıracak zamanım olmuyor bu insanlar adına.
Bunun dışında her şeye rağmen güzel bir 24 yaştı benim için. Yeni iş, yeni sosyal çevre, yeni hayaller, yeni adımlar. Bakalım 25 nelere gebe? Hangi mecralarda at koşturacak, hangi duygulara dört nala koşacağız? Gel bakalım en temizinden, hoşundan.
Şunu da eklemek isterim; bu blogu 2007 yılında açmıştım. Aradan tam dokuz sene geçti. Hala yazıyorum. 15 yaşındaki ben ile şimdiki ben arasında elbette çok fark var. Arada dönüp ilk yazılarımı da okuyorum, bazen gülüyorum bazen de aman tanrım bunları ben mi yazmışım diyorum. İnsanın 15 yaşında hissettiklerine dair yazılı bir şeyler olması çok güzel. Bir defter alıp günlük tutamıyorsanız, muhakkak buralarda olun, bir şeyler yazın ve okuyun derim. Sevgiler olsun.
dört etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dört etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Eylül 2016 Perşembe
16 Mayıs 2012 Çarşamba
Yol Yorgunu
Yirmilik dişlerimden birine elveda dedim,sancılı bir süreçti.Hala ağrımaktalar haliyle,ağrı kesicilerle idare ediyorum malum okula da gitmem lazım.Finallere de az kaldı,sıkıntı valla.Kalan iki tanesine de Haziran ayında elveda diyicem.Maşallah bir büyük ki bu diş,şaştım kaldım.Neyse hatırlamak istemiyorum o acıyı.
Yeni bir grupla tanıştım.Ankaralı bir grup.Son Dört.
Albümlerinin adı ise " Yol Yorgunu "
En sevdiğim şarkıları ise Melis Danişmend ve Teneke'den Caner Karamukluoğlu'nun da yorumları ile güzelleşen " Bu Hikaye Bitti " adlı şarkı.
"Ben burda yukarda seni gözledim durdum,
Ellerimden düştün ya,zamanı unuttum.."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)