Son zamanlarda değişik bir his var bünyemde. Ne olup bittiği üzerine kafa yoruyorum haliyle, kocaman bir boşluk hissi bu. Sanki farkına varmak gibi, varlığımın aynı anda da yokluğumun. Dünyada ne yapıyor olduğum ile ilgili kafa yoruyorum çocukluğumdan beri. Ne istiyorum, niçin buradayım ve nereye yol alıyorum? Bunlar kendimize sorduğumuz çetin ve çetrefilli sorulardır. Cevap bulamayız, bulur gibi oluruz kötü hissederiz, nihayetinde düşünmeyiz.
Üç yıldır güzel para kazanıyorum, ülkenin en iyi okullarından birinde öğretmenlik yapıyorum. Ben çalışmaya başlayana kadar varsıl bir hayatımız olmadı, orta gelirli bir aile de olmadık. İşçi emeklisi bir annenin tek oğluyum. Sobalı, eski bir evde doğdum ve büyüdüm. Annem emekçi, yıllarca çalıştı. Sonra hastalandı, derken ben okudum okullar bitirdim, diplomalar aldım. Küçük ilçemizden İstanbul'a taşındık. Yeni, temiz, havuzlu mavuzlu bir dairede oturuyoruz. Hiçbir zaman çok para kazanmak gibi bir idealim olmadı, tek derdim mesleğimi yapabilmek ve bize yetecek kadar para kazanabilmekti. Hepsi gerçekleşti. Peki ya şimdi? Az önce saydığım şeylerin hiçbiri mutluluk vermiyor. Herkes deli misin böyle bir iş ve maaş bırakılır mı dedi, bıraktım. İstifa ettim. Üç ay sonra işsiz, maaşsız ve ne olacağımı bilmediğim bir vaziyetin içine yatay geçiş yapacağım.
Okullar kocaman bir yalan, diplomalar yalan, çalışmak yalan, ömür boyu aynı işi yapıp emekli olmayı mı beklemem gerekiyor? Kendimi gerçekten ne zaman bulacağım? Ne para istiyorum, ne statü ne de buna benzer bir sürü yalan şey, hiçbirini istemiyorum.
Tam da anlatmaya çalıştığım bu boşluk işte, mülkiyetini edindiğim her şeyi bir bir elimden çıkarıyorum, sade belki de çırılçıplak kalmak istiyorum. Tıpkı Diriliş'in Prens Nehlüdov'u gibi.
"Çok başarılı bir hukukçu oldu, muhteşem bir doktor, çok büyük bir yönetici olmak üzere, yurt dışında doktora yapmış..." eee, peki ya sonra? Bunları olunca, büyüklü büyüklü sıfatları ismimizin önüne yerleştirince mutlu mu oluyoruz? Kendimize ulaşabiliyor muyuz? Ne yazık ki hayır, dahası bunlar olurken kendimizi bir bir yitiriyoruz.
Belki de Babalar ve Oğullar'daki Bazarov'a o kadar çok kızmama rağmen artık hak vermem gerekiyor. Eugene Ionesco'nun bir çeviri konuşmasını dinlemiştim. Hiçlik üzerine konuşuyordu, şimdi aklımdan tekrar geçiriyorum.
Belki de son kez bir deneme yapıp ikinci üniversite olarak felsefe okumam gerekiyor. Ya da ne bileyim, bundan sonrası için hiçbir şey yapmamam gerekiyor. Başkasının işinde çalışmak, sigorta, prim, ev almak, kıyafet almak, emeklilik, bireysel emeklilik, para biriktirmek, yatırım yapmak hepsi toptan mide bulandırıcı.
İşte içimdeki boşluk, hem bu kadar net hem de bu kadar karmaşık.
boşluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
boşluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Mayıs 2018 Cuma
13 Aralık 2012 Perşembe
Boşluk
Bir bar düşünün.İçinde eski insanlar.Her şey çok yavaş,dünya akmıyor.Sular durulmuş ve güneş doğmamakta ısrarcı.Parça parça bulutlar.
İçeride loş bir ışık,belli belirsiz.Hayal meyal yaşanmış bir hayatın izleri.Tohumların üzerine bırakılmış ama kendini ayrıştırmış.Ötekileşmiş ve bitememiş bir bitki.Topraktan bir parça aslında ama,yok.
Eski bir mikrofon,yanında masalar.Bardaktaki sıvılar tüketilmiş.Yavaş yavaş.Biranın tadına alışır gibi,boğazdan geçişindeki serinlik.Bir vapur gibi asil ve üzgün.Dertli dalgalar.
Kendini genç sanan aslında hiç meşhur olamamış yaşlı bir ses.Boğuk ama içten.Oysa onun meşhur olması gerekirdi.Hayat diyoruz ya buna.Peki geride kalanların düşleri ? Ya meşhur olmak isteyen onca insan ? İçilmiş ve yıpranmış bir deri.İçildikçe içine çekilmiş ve daha da yıpranmış bir deri.
Bir derdi var bardaki insanların.Uçmak.Uçmak,kanatlanmak ve yok olmak.Hezarfen niçin bu kadar çok uçmayı istedi sandın ki bunca zaman ? Yok olmak için.İçinde olmamak için.
Benim de içimde hissettiğim şey bu işte.Yaşayamadığım,içine sığamadığım..İçinden taşmayı beceremediğim,nem alamadığım.
Boşluk.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)