Ömür soluğumuz nereden geliyor diye soruyorsun.
Uzun bir öyküyü özetlemek gerekirse
Derim ki Okyanus’un dibinden,
Ömer Hayam
Gözlerim kereme ermeden daha tozlu daha cilalı yaşamak istiyorum şu dünyayı.Artık gelecek için aklımın istiareye yatmasını bekleyemiyorum.Fasıllar gibi uzun sürmeyecek bu hayat biliyorum.Tek seferde içime çeksem ya tüm dünyayı ? Mırıldanılmamış bi ezgi olsam kalbimin kemanında.Hatıralar hayal olsa son cellat kahve falıma bakarken uzak ve beyaz diyarlarda.Gün ışığına çıktığımda güneşler açsa dört bir yanımda,bi gündöndü gibi dönsem sevdiğimin etrafında.Galiba iş garip kelimeler sarf etmekte değil.Ya da bu hayatın siyah matemine bürünüp allanmak ve pullanmak değil sahteden.Satenden bi gecelik ile etrafı dolaşmak sabahın seher vaktinde.İkindiye bir poğaça sürmek fırına sıcak sıcak.Birbirini izlemek.Herhangi birini.Belki de yaşamak istediğim hayat herkesin istemediği,hanesinden başka yerde soluklanmak istemeyenlerin tadabileceği bi hayat değil.Hayattan ne istiyorum şu on dokuz yılda kim için neler yaptım hiç bilmiyorum.
Neden yaşıyoruz bi bilen var mı acaba ? Felsefeden uzak durdum hayatım boyunca.Yanlış biliyorum.Felsefe eleştiri gücü veriyor insana.Fazilete çıkan ayyuka geminin baş bekçisi belki de felsefe.Psikoloji ya da sosyoloji hepsi dümenden bilimler.
Nitekim zaman geçiyor.Hem gönlümün zamanı hem de reel zaman hızla ilerliyor herkesin kollarındaki saatler kadar pratik ve Trt’ye ayarlı ilerlemese de.Yazıyorum çünkü yazdığım kelimelerin her birinde bir gönderme yapıyorum.İnan her kelimemi birini düşünerek yazıyorum.Gönlümden birini,bi kalp ehlini düşünerek yazıyorum.Fuzuli olmayan bi şeyler,sufi ya da dervişi bi şeyler yazıyorum kendimce.Sonra yazdıklarımı tekrar okumaya kalktığımda bu yazıyı kim için yazdım acaba diyorum.Önemli olan da bu değil midir ? Ciğere bi bomba düşmüş,alev almış aylak gezen gönül.Umutlarım pare pare.
Kişisel mutluluğumu toplumun mutluluğundan önde tutma derdindeyim şuan.Nasıl Orta Çağ’da devleti Tanrı’nın yarattığına inanılırken Yeni Çağ ile birlikte devleti insan aklının yarattığı görüşü ön plana çıkmaya başlıyor;benim başıbozuk mahmurluğum,fısıltı şerbetim de bu.Ben bi gencim.Her şeyden öte bir bireyim.Artık toplum mutlu olsun diye yaşamaktan vaz geçiyorum.Yoluma sevdiğim ve sevdiklerimle devam etmeye karar veriyorum.
Kalbe giden yol her zaman kalbe gitmeyebilir.
İçsel düşüntülerime bi ad verdim aynı zamanda.”Fısıltı Şerbetim” kaynadıkça fokur fokur,topluma değil kendime ve sevdiklerime ait olduğumu,onların masalarında şeker şerbet olduğumu,ağdalanıp huzura kavuştuğumu biliyorum artık.
Ne kadar ateş o kadar koyu şerbet.Ne kadar dinginlik,rahatlık ve huzur,bi o kadar mutluluk !
Ne demeli hayat ben koyu bi şerbet sense kocaman bi hezimet !
Not : Bu yazı İncesaz’dan “ Muhallebicinin Oğlu “ dinlenirken yazıldı.