19 Mart 2017 Pazar

Tyrannosaur: Joseph'ten Hannah'a Mektup


"Böylece kendime biraz zaman ayırdım. İnsanlardan bir sürü mektup aldım. Mektuplarda: 'Helal olsun ben de aynı şeyi yapardım' gibi şeyler yazılıydı. Fakat kimse böyle bir şey yapmazdı. Hepsi düşünür, ben yaparım. İşte benim seninle ve dünyayla aramdaki fark bu! 

Dışarı çıktığımda yeni bir başlangıç yapmak istedim. Eskiden olduğu gibi artık içki içmiyorum. Bu kadarı kafiydi çünkü. Her hafta Pauline'in mezarına çiçek koyuyorum. Dün senin için dua etmiştim. Benim yapmadığım bir şey ama yine de yapmak istedim. Bu söylediklerime inanma, sen doğruyu biliyorsun. 

Seni gelip görmek istedim. Bilmeni istediğim şeyler var. Bir keresinde dükkanına neden geldiğimi sormuştun. Hiç anlatmadım. Oraya Tanrı'yı aramak için gelmemiştim. Seni istemiştim aslında. Sam'in dışında, bana gülümseyen tek insan sendin. Ve bunu istiyordum. Beni sevginle boğmanı ve aydınlatmanı istemiştim. Ve güzel olduğunu düşünmüştüm. Sana öylece bir bakmak istemiştim, hepsi bu kadar. Bunları bilmeni istemedim. Çünkü sana söyleseydim, senin de ağzından bir şeyler dökülecekti. Mükemmel olmayacaktın yani ve ben o anı batırmak istemedim. Haklı mıydım bilmiyorum."

Joseph.

18 Mart 2017 Cumartesi

Sezgin Kaymaz: Farfara

Türk edebiyatında en çok kimleri okuyorsun ve beğeniyorsun diye sorsanız kuşkusuz vereceğim isimlerden biri Sezgin Kaymaz olacaktır. Kendisi ile ilk önce "Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir" adlı romanı ile tanıştım. Ardından külliyatını okumaya başladım. "Kısas", "Deccal'in Hatırı", "Geber Anne" ve son olarak "Kün" geldi. April Yayınlarından çıkan yeni romanı Farfara'yı da severek okudum. 

Sezgin Kaymaz'ın Lucky adlı romanını okumadım henüz lakin Lucky'i okuyanlar muhtemelen Farfara'da da benzer ve güzel bir konu ile karşı karşıya kaldılar. Sezgin Kaymaz'ın hayvan sevgisine ve köpeklere olan düşkünlüğüne aşinayız, onu sevme nedenlerimizinden biri de bu elbette. 

Farfara'da eneteresan ve eğlenceli, oldukça da esprili bir olay örgüsü var. Üstüne üstlük birbirinden hınzır ve tatlı bol bol da köpek var. Sezgin Kaymaz'ın yaratmış olduğu kahramanların hepsinin kendine has özellikleri vardır, kahramanı tanımaya başladığınız ilk cümleden itibaren onun sıradan bir kitap kahramanı olmadığını anlarsınız. Ve severek okumaya devam edersiniz. 

Farfara ile ilgili yapabileceğim tek eleştiri yayınevi ve kitabın basımı ile ilgili. Sezgin Kaymaz bir süre önce İletişim Yayınlarından ayrılarak April Yayınlarına geçti. Sebeplerini bilemiyorum, Sezgin Kaymaz böyle bir tercihte bulunmuşsa şayet haklı bir sebebi vardır. İletişim Yayınları benim sıklıkla takip ettiğim, çok kaliteli bulduğum ve abartmadan söylebilirim ki kütüphanemin büyük bir bölümünü dolduran bir yayınevi. Hal böyle olunca Sezgin Kaymaz'ın İletişim'de kalmasını temenni ederdim. İletişim zamanlarındaki kitap basım kalitesi ve kitap kapakları oldukça güzeldi. 

Nihayetinde yayınevi değişikliğinden dolayı Sezgin Kaymaz okumayı asla bırakacak değilim. Çok iyi yazıyorsun be abi, sen yaz biz okumaya devam edelim. Yazının sonuna gelmişken Lucky'e de kocaman öpücükler gönderelim. 

11 Mart 2017 Cumartesi

Seray Şahiner: Kul

Son zamanların güzel haberlerinden biri de Seray Şahiner'den geldi, geçtiğimiz günlerde "Kul" isimli yeni romanı çıktı. Bu kış, Seray Şahiner'in Antabus isimli romanından uyarlanan ve Nihal Yalçın'ın oynadığı tiyatro oyununa hayran kaldığımdan bahsettiğim bir yazı yazmıştım. Seray Şahiner ismi ile tanışmam da bu oyun sayesinde olmuştu. Nitekim kendisi ile tanışıklığım "Gelin Başı" isimli öykü kitabını okumam ile devam etti. 

Şahiner'in son romanında karşımızda yeni bir kadın kahraman var, Mercan. Bir apartmanın içine daha doğrusu kocaman bir apartmanın uçsuz bucaksız merdivenlerine hayatını sığdıran, televizyonun gerçekliği ile hayatın gerçekliği arasında dalgalanan, her şeye rağmen yalnızca bir çocuğu olsun isteyen bir kadın Mercan. Her gün karşılaştığımız lakin sırt çevirdiğimiz kadınlardan biri o. Tıpkı Antabus'un Leyla'sı gibi. Derdini anlamayan insanlara dert Mercan ya da daha doğrusu sadece kendine dert Mercan.

Kitabı okuduktan sonra erkek bir öğrencime hediye ettim. Sanki Mercan'ın hikayesine ne kadar kulak kabartırsak o kadar iyi olacakmış gibi, Mercan'ı o kadar çok sevecekmişiz gibi. 

4 Mart 2017 Cumartesi

Judith Herrin: Bizans, Bir Ortaçağ İmparatorluğunun Şaşırtıcı Yaşamı

Bu aralar yapılacak rutin işlerimin dışında sürekli tarih okuyorum, yani alan okuması yapıyorum diyebiliriz. Bildiklerimi unutmamak, yeni bilgiler öğrenebilmek adına. En son İletişim Yayınlarını ziyaret etmiştim. Sanırım biraz talan ettim orayı, hediye etmiş oldukları bez çantayı aldığım kitaplar ile doldurarak döndüm eve. İletişim Yayınları kendi dükkanında tüm kitaplarını yüzde otuz indirimle veriyor. İnternetten almak yerine bizzat gidip alın derim.


Yakın zamanda, Bizans tarihçisi Judith Herrin'in "Bizans, Bir Ortaçağ İmparatorluğunun Şaşırtıcı Yaşamı" adlı kitabını okuyup bitirdim. Benim dünya tarihi içerisinde en çok sevdiğim iki imparatorluk var; biri Roma İmparatorluğu diğeri ise Bizans İmparatorluğu. Öylesine seviyorum ki, kitaplığım yakında Roma ve Bizans kitapları ile dolacak. 


Judith Herrin çok akıcı bir dille kaleme almış kitabını. Alan dışından okumak isteyen, kitabı merak eden herkes rahatlıkla okuyabilir. Kitabın içerisinde yalnızca siyasi tarih bilgileri yok merak etmeyin, Bizans'a dair günlük hayattan tutun da saray yaşamına, kültürlerinin izlerine kadar pek çok şaşırtıcı ve ilgi çekici bilgi edineceksiniz. Ve kitabın sonunda Bizans'ın ne kadar köklü olduğunu, Osmanlı İmparatorluğu da dahil pek çok imparatorluğun, devletin Bizans'ın kültürel birikiminden etkilendiğini, İstanbul'da bırakmış oldukları mirası ve çok daha fazlasını öğreneceksiniz. Judith Herrin oldukça objektif olmaya çalışarak anlatmış, çok az bir kısmında haliyle bir Bizans tarihçisi olduğu için; Bizans'ın köklü kültürel birikimini reddetme durumunda olan kimi kültürlere ve tarihçilere sitem etmiş haklı olarak.

İki kitap daha aldım Bizans ile ilgili. Biri Yky'den diğeri yine İletişim Yayınlarından. Onları da okumaya başladım, bitsinler haklarında birkaç kelam ederim muhakkak. İlginiz varsa Bizans ile tanışın derim, bu köklü imparatorluğun yaşamına tanık olmak size çok fazla bilgi katacak belki de bakış açınızı değiştirecek. 

Şunu da belirtmeliyim ki elbette bu bir ilgi meselesi lakin en azından İstanbul'da yaşayan insanların yaşadıkları yerin tarihi ile ilgili belirli bir bilgi birikimine sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda da hiç bahane kabul etmiyorum. Benim de ilgi alanıma girmeyen pek çok konu var lakin bunlarla ilgili iki üç sayfa bir şeyler okumak çok zor olmasa gerek. Tarihi yarımadada yürümek bile çok büyük bir kazanç. Keşfedin efendim. 

Broadchurch












Bu aralar beni mutlu eden haberlerden biri çok sevdiğim İngiliz draması Broadchurch'ten geldi. Diziye iki sezonun ardından ara verilmişti. İki sezon boyunca iki farklı hikayeye odaklanılmıştı. Nihayet 3. sezon ile birlikte güzel bir başlangıç yaptılar. 

Uzun zamandır yabancı dizi izlemiyorum. Game of Thrones haricinde takip ettiğim sürekli bir dizim de yok. Bu sene okumak üzerine yoğunlaşınca işin izlemek kısmından biraz soyutlamıştım kendimi ta ki Broadchurch'ten gelen habere kadar. 

Komedi, aksiyon ve macera seven biri değilim. Hem sinemada hem de dizilerde tercih ettiğim iki tür var; biri dram diğeri ise fantastik. Broadchurch son yıllarda izlediğim en iyi dram dizilerinden biri. İngiliz dizilerinin yeri gerçekten çok ayrı benim için. Ne yapıyorlar bilmiyorum lakin dramlarda kurguladıkları kasvetli atmosferin içine çekmeyi başarıyorlar seyircileri. İlk iki sezon boyunca epey ağladığımı hatırlıyorum. 

İlk bölümü az önce izledim. Bu sefer bambaşka bir hikaye ve bambaşka bir olay örgüsü bizi bekliyor. Keyifli seyirler dilerim. 

3 Mart 2017 Cuma

A Series of Unfortunate Events (Talihsiz Serüvenler Dizisi)












Lemoney Snicket'ın kaleme aldığı Talihsiz Serüvenler Dizisi'ni kenarından köşesinden bir yerlerden muhakkak duymuşsunuzdur. Çocukların oldukça sevdikleri bir kitap serisi, ben de geçtiğimiz yıllarda pek çok öğrencimin elinde görüp incelemiştim. 

Kitap serisinin bir de müthiş bir film uyarlaması var. Yanılmıyorsam 2004 yılında vizyona girmişti. Baş rollerinde Jim Carrey ve Merly Streep yer almıştı. Talihsiz Baudelaire kardeşler...

Netflix kanalı bu yılın başında Talihsiz Serüvenleri sekiz bölümlük bir mini dizi şeklinde yayına hazırladı. Ben de severek izledim. Kont Olaf rolündeki Neil Patrick Harris'in oyunculuğuna bir kez daha hayran kaldığımı itiraf etmeliyim. Vioet, Klaus ve Sunny de çok güzellerdi. Beni geçmişe götürdüler. Çok güzel kurgulanmış, o atmosfer çok iyi yakalanmış. 

Dizide de denildiği gibi, bu mutlu sonla biten bir öykü değil! Ya başlamadan kanalı değiştirin ya da oturup sonuna kadar izleyin. Ama merak etmeye de devam edin, çünkü Violet, Klaus ve Sunny'nin hikayesi bir yerlerde devam ediyor.